Evlilik Sonrası Halk İnançları

- in Halk Bilimi

Evlilik Sonrası Halk İnançları Nelerdir, Özellikleri, Uygulamalar

Evlilik sonrası ile ilgili halk inançlarını, evlilik öncesi ve esnası ile ilgili halk inançlarından tamamen ayırmak mümkün değildir. Suyun, ağacın, ocağın, taşın, türbelerin etkinliğini evliliğin bu safhasında da görmekteyiz. Bu safhada da üç, yedi ve  kırk sayılarının önemli yer tuttuğunu izleyebilmekteyiz. 3, 7 ve 9 sayı formelleri diğer bazı formel sayılarla birlikte Kuzey Türklerinin halk kültürlerinde de yer almaktadır.

Amasya’nın bazı yörelerindeki bir inanca göre, “erkeğin eşini boşaması” haramdır. Eş boşamak Alevi-İslam inanç dünyasında da ve bilhassa bu İnancın orta doğudaki bir kısım türevlerinde “Düşkün” lük sebebi olarak algılanır haram olarak bilinir

Ankara-Altındağ’da okunmuş su evin her tarafına serpilir ise mutlu olunacağına inanılır. Nahçıvan Türk kültür coğrafyasında Nevruz gün doğmadan alman “Ham Su” bereket niyetine evin dört köşesine serpilir.

Denizli’de üzerlik tohumları tespih tanesi gibi bir ipe dizilip duvara asılınca, o eve şeytanın girmeyeceğine inanılır. Üzerliğin nazar için bir çare olarak düşünülmesi, Anadolu’nun diğer yörelerinde de yaygındır.

İzmir-Urla’da evlilerin gelecekteki mutlulukları için “Kırk-bir Sultanlar” a 41 yasin okunur ve 41 Sultan’a bağışlanır. İzmir-Bergama’da ise çeşitli aile sorunları için “Yedi Sultanlar” a yedi yasin okunur.

Amasya’da kapı eşiğine oturulması aile fertleri için iyi sayılmaz. Eve ve evliliğe uğursuzluk getireceğine inanılır. Eşikte oturulması, durulması Türk kültür coğrafyasının her kesiminde ve hayatın her döneminde uygun bulunmaz. Ev iyesi ile ilgili bulunan bu konuya ileride tekrar yer verilecektir.

Çorum’da ellerinde siğiller olanlar. Siğil Ağacı’ndan siğil sayısı kadar dal keserler. Siğil tedavisinin halk hekimliği/türke çarelerde farklı yöntemleri ve bu arada siğil ocakları da vardır.

Çorum’da üç kişinin, 1000 taşa İhlâs okuyup, suyu içirilen hastanın tedavi olacağına inanılır. Bu tür iyileştirme yöntemleri, hayatın diğer safhalarında, da görülebilmektedir.

Nazarın en fazla yoğunluk kazandığı dönem; evlilik sonrasıdır. Bu safhada; eşlerin, yeni yuvanın, yavruların ve edinilen mal mülkün görünmeyen güçlerden korunmaları daha fazla önem kazanmıştır.

Denizli’de, kazayı belayı ölüme de götürebilen musibetleri gidermek için yeni alınmış arabanın önünde ve inşaatın temelinde yukarıda açıklandığı gibi kurban kesilir.

Amasya’da bazı rahatsızlıklar için özellikle nazar türünden olanların tedavisi için “Kurşun Dökme” ve “Muska Yazma” tedavi yöntemi vardır. Hastanın iyileşeceğine inanılır. Kurşun dökme, Marmara Ereğlisi ve Kızılcahamam’da olduğu gibi birçok yerde yapılır. Kızılcahamam-Ankara’da- Karaağaç dalı dört köşe yontulur, çocukların ve hayvanların boynuna nazarlık niyetine takılır. Çorum’da kaplumbağa kabuğundan nazarlık yapılmakta ve koruyuculuğuna inanılmaktadır.

Adana’da türbelerden alınmış toprakların ve çalılara bağlanan çaputların her yaş ve dönemdeki ruhî rahatsızlıkları tedavi edecekleri inancı vardır. Kalecik Ankara’da ağır baş ağrılarının camiyi süpürerek geçirileceğine inanılır.

Evlilik sonrası halk inançlarının, evlilik evveli ve esnasındaki inançlarla benzerlikleri vardır. Fakat bü safhadaki inançlar, mahiyetleri aynı olmakla birlikte daha zengindirler. Bu safhada da Ağaç (Çınar; Karaağaç), su (Süzgeçten geçirmek, değirmenden gelmiş olmak, Yedi pınardan alınmış olmak, kapların boşaltılması), toprak (Kırklar Tepesi Toprak efsunlama) ile ilgili uygulamalarda eski inançlarımızda “Kült” oluşturan unsurların izlerini görüyoruz.

Değirmenler, kendi etraflarında bir inanç çemberi oluşturmuşlardır136. Halkın inancına göre, Değirmen tülünden eski ve yan yıkıntı halindeki binalar, cin nevinden unsurların barınak olarak seçtikleri mekânlardır. İslâmiyet’te ise Cin, ayetleri ile anlatılmıştır.137 Yedi ve Kırk sayılarının halk inançlarımızda tuttuğu önemli yeri, hayatın bu safhasında da görmekteyiz. Suyundan yararlanılan dağın “Güneş” dağı olması da aynı çağrışımı yapmaktadır.

 Nazar, herhangi bir canlının herhangi bir canlı veya cansıza dostane olmayan arzu ve hevesle bakması ve bu bakış ve arzusu ile ona zarar vermesi olayıdır. Genelde insanları nazar kılarlar. Nazara mal ve mülk de uğrayabilir. Hayvan ve bitkiler Nazar yoluyla zarar verebilirler mi? Bunu bilmiyoruz. Ancak insanoğlu, gözüyle göremediği güçlerin nazarından korunmak isterken, insan olmayan canlılardan da korunması gereğine inanır. Bir dönem boncuk türünden taşlar ve benzerleri ile korunmak isteyen insanoğlu, giderek muska ve ayetlerden yararlanma cihetine gitmiştir. Anadolu’da oldukça yaygındır.

Üzerlik ve Kurşun Dökme uygulamaları, nazara karşı ve nazarın yaptı tahribata karşı korunmak itibariyle önem arz etmektedir. Üzerliğin yakılması suretiyle çıkan tütsünün, Kara iyelere karşı koruyucu olacağına inanılmaktadır. Kurşun dökerken çıkan sesin, keza görünmeyen fenalık yapıcı güçlerden koruyuculuğuna inanılır.

Kaplumbağa, Türk âleminin bilinen en eski tarihi yazılı edebî abideleri olan Göktürk Kitabeleri silsilesinden, Kül Tikin Anıtının temel taşını oluşturduğu bilinirken, Prof. N. Kırzıoğlu, Amasya Sıraçları arasında yaptığı araştırmada, üzerliklerden yapılmış nazarlıkta kaplumbağa kabuğu tespit etmiştir.

Dr. A.A. Aslan, Sürmeli Çukuru’nda kaplumbağaya tosbağa denildiği ve onu öldürmenin günah sayıldığına dair tesbitini açıkladıktan sonra; “Türkistan Türk Kültüründe derin izleri olan kaplumbağa özellikle, Gök Tanrı’ya uzanan (direğin) kaidesi olarak biliriz” demekte ve ‘Uno Halmberg’den şu alıntıyı yapmaktadır; Türkistan Türklerine ait bir efsaneye göre, Dünyanın başlangıcında her taraf sayla kaplıydı ve suda sadece kaplumbağa yaşardı. Gök Tanrı, bu kaplumbağayı sırt üstü çevirdi ve dünyayı onun karnının üzerine koydu, her bir ayağının üzerine bir kıta yerleştirdi. Afganistan-Türkmen ve Özbekistan Türklerinin arasında kaplumbağa ve kabuğu ile ilgili efsaneler vardır. Türk tasavvurunda, Tengri, Gök Tann/Ulu Tanrı, yukarıda gökte idi.

Kaynak: Yaşar Kalafat, İslamiyet ve  Türk Halk İnançları