Yarim İstanbulu Mesken Mi Tuttun Hikayesi Uzun, Sözleri

- in Kültür
114
0

 

Yarim İstanbulu Mesken Mi Tuttun Hikayesi Uzun (Sözleri) İstanbul’a çalışmak için giden bir yiğit ve onu bekleyen sevdalısının hikayesi.

Ben diyeyim Kayseri, siz deyin Kırşehir, Eğin, Arapkir, ya da Konya... Bir genç bir  genç kızla evlenir. Toprak verimsiz. Çalışmak için İstanbul’a gider. Ara sıra… Köyüne para gönderir. Kendisi de dönmek ister köyüne ama geçim derdi yolunu bağlar. Eşi ise memlekette bekledi, hep bekledi. Yine bekledi. Ama kötü şeydi çaresiz beklemek, kötü şeydi. O da insandı, çiğ süt emmişti ama duralıydı, helâldi sütü…

Kızcağız baktı olacak gibi değil, büyük bir kilime başladı kocası gittiğinde. Yedi yılda tamamlanacak bir kilime… Nakış nakış özlem kokan, buram buram sevgi tüten, erdem tüten bir kilime… Karalı her renginde, her ilmeğinde dilsiz; sığda, karanlıkta kalan, duyulmayan bir damla göz yaşı saklayan, bununla ölümsüzleşen bir kilime… Bu kilim yedi yıllık bir özlemin yapıtıydı.

Bu kilim anlatır öykülerini. Bu kilime kirkit sallamaktan kolları yoruldu da, beklemekten yorulmadı. Bahtı kara kız vereme tutulmuştu. Tüm acıların, özlemlerin biriktiği bir gönül veremine. Muratsız ayrılacaktı yaşamdan. Bu dünyaya doymadan gidecekti, kopacaktı tüm bağlarından. Bir ömür bitiyor, bir kilim tamamlanıyor, ağasının diktiği fidanlar meyve veriyor ve bunların üstünde içli dertli dudaklardan bir çağrı dökülüyordu. Kara yazılı bir kızın ölümü ile biten bir kilimle, bir türkü doğuyordu. Bu çağrı döküldüğü dudakları yakıp kavuran bir ağıttı. Yıllarca bağrına kara taşlar basan mutsuz bir kızın sağır mesafeler boyunca uzanan ünlemesiydi. Bu kırk bin köyün birinden, Yedi köy içinde şanlı Zeynebimizin», türküsüydü. Bu «mezarları yad ellere kazılan» Nasibe’mizin dramıydı. Bu, gerdek gecesi kamayla öldürülen elleri kınalı, başı duvaklı gelinimizin, Esmamızın ağıtıydı. Bu işveli Asiye’mizin, fistanı dal işlemeli Fadime’mizin haykırışıydı. Bu yüzyıllardır en doğal hakları ellerinden alınmış, özgürlükleri kısıtlanmış, kafes arkası yaşamını sürdüren, yüzlerini peçelerin gecelediği analarımızın, bacılarımızın, kızlarımızın o dinmeyen ağıtıydı!…

Evet, bir özlem uzuyor, bir kilim, bir ömür bitiyor; bir türkü doğuyordu…

Yarim İstanbul’u Mesken Mi Tuttun Sözleri

Yârim İstanbul’u mesken mi tuttun (aman)

Gördün güzelleri beni unuttun (amman)

Sılaya dönmemeye yemin mi ettin (amman)

Gayri dayanacak özüm kalmadı

Mektuba yazacak sözüm kalmadı

Yârim sen gideli yedi yıl oldu

Diktiğin fidanlar meyvalar verdi

Seninle gidenler sılaya döndü

Gayri dayanacak özüm kalmadı

Mektuba yazacak sözüm kalmadı.

Ağamm giydiği ketenden gömlek

Yok imiş dünyada öksüze gülmek

Gurbet ellerinde kimsesiz ölmek

Gayri dayanacak özüm kalmadı

Mektuba yazacak sözüm kalmadı.

İğde çiçek açmış dallar götürmez

Dağlar diken olmuş kervan oturmaz

Benim bağrım yufka sitem götürmez

Gayri dayanacak özüm kalmadı

Mektuba yazacak sözüm kalmadı.

Kapının önünden bir garip geçti

Bir cevap söz ile bağrımı deşti

Gelirim dedi de gurbete düştü

Aylar tamam oldu, yıllar tükenmez

Bakarım yollara yiğidim gelmez

Verdiğin yazmayı ateşte yaktım

Kül ettim ömrümü yoluna baktım

Ya senin tecellin, ya benim bahtım

Aylar tamam oldu, yıllar tükenmez

Bakarım yollara yiğidim gelmez

Ana getir postalımı giyeyim

Karanlık kabire nasıl gireyim

Yaşım küçük nasıl sual vereyim

Aylar tamam oldu, yıllar tükenmez

Bakarım yollara yiğidim gelmez

Varayım gideyim ıssız yurtlara

Derdimi dökeyim yeşil otlara

Anam yok ki her derdime katlana

Aylar tamam oldu, yıllar tükenmez

Bakarım yollara yiğidim gelmez