Yabancılaşma Nedir Kısaca, Marx Göre Yabancılaşma

- in Nedir
71
0

Yabancılaşma Nedir?

İnsanın çevresinden, işinden, emeğinin ürününden ya da benliğinden uzaklaşma ya da ayrılma duygusunu dile getiren kavram.

Yabancılaşma diyalektik felsefeden ayrılmayan bir kavramdır. Bireyin iç ve dış nedenlerle kendini bir eşya gibi sanması olgusu Hegel ve Marx felsefesinde açıklıkla ele alınabilmiştir. Hegel’e göre yabancılaşma düşüncesi, kendi dışına çıkması, kendini başka bir şey olarak algılamasıdır. Kendi dışına çıkmış düşünce, bilinçsiz olan şeyler dünyasında kendini yoksunlaşmış duyacak, boğuntuya düşecek, yeniden içselleşmenin, kendine dönmenin yolunu arayacaktır.

Marx’ta yabancılaşma üretim ilişkileriyle ilgilidir, bireyin bu ilişkiler içinde ürettiği şeye ters düşmesine, giderek kendini şeylerin kölesi gibi duymasına karşılıktır. Buna göre yabancılaşma doğrudan doğruya meta üretiminden ve özel mülkiyetin varlığından kaynaklanır; İktisadi yabancılaşma doğurur. Böylece Marx felsefesinde yabancılaşmış emek kavrayışı ortaya çıkar. Bir nesne, onu üreten işçinin karşısına “yabancı bir varlık olarak, üreticisinden bağımsız bir güç olarak” çıkar. Böylece üretenin çalışması üretmeyene güç kazandırmış olur. Bu görüşe göre üretici ne denli çok üretirse ürünün ya da ürünüyle büyüyen sermayenin o denli egemenliği altına girer; üretimi arttıkça, kendisi yoksul düşer. Emeğin yabancılaşması emekle sermaye arasında uçurum açılması anlamına gelir. Bu durumda ücretli “kendini onaylamaz, kendini yadsır, kendini esenlik içinde duymaz, mutsuz duyar”, giderek kendini köle saymaya başlar. Ancak bedensel isteklerini giderdikçe ve çalışmadıkça kendini rahat duyar, bu da tam tamına insanın kendine yabancı düşmesidir.

Daha sonra yabancılaşmanın yeni tanımları; güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık kültürel yabancılaşma, toplumdan yalıtlanma ve kendine yabancılaşma ortaya çıktı. Farklı yazarlar farklı tanımlar benimsediği gibi bu tanımların temelindeki varsayımlar konusunda da görüş aynlıkları doğdu. Marksist geleneğe yakın Herbert Marcuse, Erich Fromm, Georges Friedmann ve Henri Le-febvre gibi düşünürler yabancılaşmayı normatif bir kavram olarak ele aldılar; “insan doğası”, “doğa yasası” ya da “ahlak ilkeleri” gibi ölçütler ışığında bu kavramdan yararlanarak var olan düzeni eleştirdiler. Marksist kuramcılar ayrıca yabancılaşmayı bireyin bilincinden bağımsız, nesnel bir durum olarak gördüler; işini benimsemiş “mutlu bir robot” olmanın da yabancılaşma olduğunu belirttiler. Buna karşılık başta ABD’li deneyciler olmak üzere bazı düşünürler, yabancılaşmanın toplumsal ve psikolojik bir olgu olduğunu, insanın güçsüzlük deneyimiyle, yabancılık duygusuyla eş anlamlı olduğunu öne sürdüler. Bu varsayım çoğunlukla davranış sapmalarıyla ilgili çözümleme ve betimlemelerde, ayrıca Robert K. Merton ve Talcott Parsons gibi kuramcıların çalışmalarında ortaya kondu.