Uygurlarda Sanat

Aralık 26, 2011 Yorum yok. »

uygur sanati Uygurlarda SanatUYGUR SANATI

Uygurlar’da en çok sevilen din Budizm idi. Göktürk alfabesi ile Uygurca aynı zamanda Çince ve Soğdca olarak yazılmış olan 832 tarihli Karabalgasun kitabesinde, imparatorluk devrinde Uygurların Mani dinine girdiği ve eski dini tasvirleri yaktığı, 762’de Bögü Kağan’ın bunu devlet dini haline getirdiği belirtilir. 840’da Uygurların büyük kısmı Tarım bölgesine geçip Hoço’da yeniden devlet kurmuşlardır. Burada Uygurlar’ın tekrar Budizm’e döndüğü anlaşılıyor. Tufan resimlerinde ve sonraki Uygurca yazmalarda pek az Maniheist metin vardır. Buda dini Uygurlarda edebiyatı da geliştirmiştir (Aslanapa, 1984:11s).

Yer altında, Buda tapınakları harabelerinde hayran olunacak tazelikte fresklerle süslü duvarlar, sanatçı hüneri ile işlenmiş vazolar, yazmalar ve minyatürler keşfedildi (Arseven, 1984:17s).

UYGUR MİMARİSİNDE KONUT

Uygurlar umumiyetle iki kanatlı kapı ile açılan ve küçük bir evcik şeklinde giriş yeri olan etrafı yarı yükseklikte duvarla çevrili evlerde oturuyorlardı. Evler, yarım metre yüksek bir tuğla duvar üzerinde yükseliyor, uzun kenarın ortasından bir merdiven yukarı götürülüyordu. Asıl ev çok defa tek katlı, duvarlar masif örgülü, pencereler ilk zamanlarda yuvarlak kemerli, sonraları dört köşeli idi. Bayramlarda evin dört köşesine dışarıdan kızıl kahverengi perdeler konulup, bunlar duvar köşelerinde toplanıp düğümleniyordu. Çin evlerini andıran ağır, kiremitle, dik sırtlı çatının iki ucu bir kuş biçiminde nihayetleniyordu. Çin’de bu ejde başıdır. Dik sırtın ortasında Çin’deki gibi çok defa alev şeklinde inceden bir nazarlık yükseliyordu. Çatı süslü ve kırmızı renkli idi, fakat Çin’deki gibi ağır dekorlarla yüklenmemişti. Bir üst kat yapılırsa bu çok defa hafif korkuluklarla pavyon biçiminde oluyordu. Çevre duvarları ile ev arasında ağaçlarla bahçe, binek ve yük hayvanları için yer bulunuyordu. Odalarda renkli döşemeler veya halılar vardı. Uygurlar 30 cm yükseklikte alçak banklar üzerinde veya yerde oturuyorlardı (Aslanapa, 1984:13s).

HEYKEL SANATI

Uygurlar görülmemiş realist ve yeni bir heykel sanatı meydana getirmişlerdir. Kızıl’da bulunan diz çökmüş halde, omuzunda yük taşıyan 47 cm boyundaki toprak heykel, VIII-IX. yüzyıl Uygur heykel sanatı için karakteristiktir. Heykel boyalıdır, cildi esmer beyaz, saçları siyah, sadece kahverengi bir peştemalla vücudu çıplak olup realist bir üslûbu vardır. Selçuk’ta bulunmuş olan bir at başı, 27 cm. boyundadır, VIII-IX. yüzyıllara aittir. Kalıptan alçıya alınmıştır, kabarmış yeleleri ile garip bir yüz ifadesi vardır. Hunlar’dan gelen hayvan üslûbu ile Çin’den farklıdır. Kuvvetle üslûplaşmış olan heykelde, yele ve perçemler çok olgun çizgilerle belirtilmiş olup, hemen hemen demona benzer bir ifade taşımaktadır. Sorçuk’ta bulunan diğer bir heykel olan fil başı 38 cm. boyundadır, VIII-IX. yüzyıllara tarihlenir. Kalıptan alçıya alınmış, baş kuvvetle üslûplanmış olup, fili tanımayan biri tarafından yapılmıştır, grotesk bir ifade taşımaktadır. Buna benzer, kuvvetle üslûplanmış fil başı tasvirleri Kuça’daki duvar resimlerinde görülür. At, deve, keçi gibi bölgede bol bulunan diğer hayvanların başları şaşılacak bir doğrulukla resmedilmiştir. VIII-IX. yüzyıllarda yapılmış olan bu Uygur heykellerinin, başka yerde benzerlerini bulmak hemen hemen imkânsızdır (Aslanapa, 1984:14s).

Turfan’da keşfedilen şeyler arasında taştan heykeller ve pişmiş topraktan figürler bulunmuştur. Bunlar üstünde Yunan-Buda etkisi görülüyor (Arseven, 1984:17s).

RESİM SANATI

Eski Türk resminin asıl temsilcileri, Uygur Türkleridir. Eski Uygur şehirleri harabelerinde bulunan VIII ve IX. yüzyıllardan kalma Budist ve Maniheist duvar resimleri ile minyatürler Türk resminin bugüne kadar bilinen en eski örnekleridir. Bunlarda rahipler, vakıf yapanlar, müzisyenler tasvir edilmektedir. Kompozisyon, sıralama halinde ve simetrik bir düzene göredir. Koyu mavi ve kırmızının çok olduğu parlak renkler kullanılmıştır. Uygurlar’ın Budist resim sanatının en önemli âbidesi Murtuk civarında Bezeklik’te bulunan mabettir.

Eski Uygur şehirlerinde kalan duvar resimleri hep dinî konularda olduğundan, Uygur ordusu ve savaşçılarının atları, kıyafetleri ve silâhları hakkında bilgi vermez.

İnsan yüzüne ferdî portre özelliği vermek sanatı 750’den sonra ilk defa Türk Uygur duvar resimlerinde başlamıştır. Şahıslar daha önce resmin altına adları yazılarak ayırdediliyordu. Duvar resimlerinde Uygur prensleri ve çeşitli vakıfçılar, bütün kıyafetleri, yüz ve vücut hatları ile çok realist olarak resmedilmiştir (Aslanapa, 1984:15s).

MİNYATÜR SANATI

Uygurların bugüne çok az sayıda kalan minyatürlerinde, Gazne ve Büyük Selçuklu figür sanatında bol olarak karşımıza çıkan ve “Uygur tipi” olarak karakterize ettiğimiz uzun saçlı, dolgun yanaklı, ufak ağızlı, ince-uzun burunlu, çekik gözlü ve kaşlı bir yüz şeması dikkati çeker (Öney, 1978:149s).

Orta Asya’nın Turfan, Hotan gibi eski Türk şehirlerinde keşfedilip, altıncı yüzyıla ait olan duvar resimleri ve minyatürler, Türk minyatürünün bu devirde nasıl bir mükemmelliğe ve sanat inceliğine yükseldiğini göstermektedir. Turfan’da yapılan kazılar bir Manî tapınağının freskleri ile, o devre ait bir çok minyatürleri meydana çıkarmıştır. Hoça şehrinde, minyatürlerle süslü Uygurca yazılmış el yazmaları da bulunmuştur. Hoça civarında bulunup, 8. ve 9. yüzyıllara ait olduğu sanılan fresklerde Budist karakter taşıyan bir takım figürler vardır. Sanatçı işi olan bu figürler, Buda ile Uygur hükümdarlarını tasvir etmektedir. Bu resimler, bu devrin tarihini ve kostümlerini incelemekte çok önemli birer belgedir (Arseven, 1984:42s).

Uygur zamanından kalan minyatürler maniheist kitaplardan sayfalardır. Bunlar, kısmen dinî, kısmen dünyevî sahneleri canlardırırlar (Aslanapa, 1984:21s)

İŞLEME SANATI

Uygurlar döneminden kalan Murtuk ve Bezeklikteki mabet duvar resimleri üzerinde yer alan figürlerin giysileri, hem Türkler’in giyinişlerinin oldukça değişitiğini göstermekte, hem de İslâm dininin kabulünden önceki giyim ve giyimi bezeyen işlemeler konusunda bilgi vermektedir. Şal yakası, ön ortası ile tiraz bordürleri işlemelerle bezenmiş ve eteğinin ucu ince bir suyla çevrilmiş elbiseler giydirilmiş figürler, bu dönemde de işlemenin varlığına işaret etmektedir. Bitkisel ve geometrik bezemelerle işlenmiş elbiselerde sarma iğnesinin uygulandığı belirgindir (Barışta, 1984:9s).

Uygur devrinde diğer sanat dalları bakımından da önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Özellikle keramik sanatında İslamiyetten sonra bu konudaki repertuarın temelini oluşturacak özelliklerin ortaya çıktığını kabul edebiliriz. Öte yandan uygurlarda karşımıza çıkan sırlı tuğla ve yer tuğlaları, mimaride çini ve sırlı tuğla kullanımının temelini ouşturmuştur (Çoruhlu, 1998: 125s).

Kaynak: İslamiyet Öncesi Türk Sanatı

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin