Türkiye’de Halkbiliminin Ortaya Çıkışı

 

Bilindiği üzere folklor çalışmaları 19. asırda başlamıştır. Bu asır, Batıda teknolojinin hızlı gelişmeye başladığı ve 20. asırdaki sanayi toplumlarına geçişe hazırlık çağıdır. Matbaanın icadından sonra başlayan yazılı kültür, sözlü kültür farklılığının 19. asırdan itibaren hızla artması, yaşama tarzının ve alışkanlıklarının değişmesi, terk edilen ancak belli ölçülerde belli gruplarca muhafaza edilen verilere duyulan ilgi yeni bir bilim dalının doğuşunu hazırlamıştır. Romantizm akımı, “halk” kavramına dikkatleri çekmiş ve halk edebiyatının oluşmasına yardımcı olmuştur. Halka yönelme, halk hayatının araştırılması ve bir milletin geçmişini öğrenme arzusu folkloru bir bilim dalı haline getirmiştir.

Türkiye’de 20. asır başlarında, Osmanlı aydınları arasında ulusal kimliğin kaybolduğu düşüncesinin yaygınlaşması ile folklora duyulan ihtiyaç arasında paralellik görülmektedir. Özellikle, Osmanlıda Tanzimat döneminden sonra Batıyla ilişkiler artmış, dil, vatan, millet gibi kavramlar ele alınmaya başlamıştır. Tanzimat aydınları arasında yayılan milliyetçilik duyguları, aydınları folklora yöneltmiştir. İlk olarak daha çok söze dayanan folklor ürünlerinin, masal, halk türküleri ve halk sözleri gibi değerlerin kaybolmaması için çalışılmıştır.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı aydınları, Batı ile ilişkilerinin de etkisiyle, dil ve edebiyat alanında halka yönelmişlerdir. Arapça ve Farsça’nın etkisi altında kalan edebî dilin sadeleştirilmesi ve edebî eselerin halkın anlayacağı bir dilde yazılması konularında çalışmalar yapan ve bu konuda öncü olan Şinasi, Durub-ı Emsal-i Osmaniye isimli eserinde iki bin kadar atasözü derlemiştir. Atasözlerinin bir kısmının kaynağı veya kaynak kişisi hakkında bilgi vermiştir. Yine bu dönemde Şinasi gibi Ziya Paşa da dil ve edebiyat konusunda yenileşmeyi ve sadeleşmeyi savunmuştur. “Şiir ve İnşa” makalesinde, divan edebiyatını Arap ve Fars edebiyatları etkisi altında kalan ve kendi kimliğini bulamayan bir edebiyat olarak nitelemiştir. Bu makalede halkın ürünlerinde halkın ruhunun olması gerektiği görüşlerini de ortaya koymuştur. Türk tarih ve folkloruna yönelen diğer bir isim Ahmet Vefik Paşa’dır. Diplomat kimliği ile Avrupa’daki siyasî hareketleri yakından incelemi ş ve oradaki halka yöneli şi yorumlayabilmi ştir. Onun, Macar araştı rı cı Ignacz Kunos ile yaptığı söyleşi halk edebiyatı alanında önemli bir dönemece işaret etmektedir. I. Kunos ile A. Vefik Paşa arasındaki bu konuşma dilde sadelik, vezinde hece üzerine daha önce yapılan vurguları tekrarlamasının ötesinde, derlemeye yönelen dikkat ve “folklor” teriminin ilk kez Türkiye’de kullanımı açısından önemlidir. Ayrıca A. Vefik Paşa, Türk geleneklerine uyarladığı Moliere piyeslerinde folklorik bilgileri kullanmış, memurlarına anket uygulayarak derlemeler yapmış, derlediği malzemeyi kendi hazırladığı Lehçe-i Osmanî (1876) isimli sözlükte yayınlamıştır.

Avrupa’da gittikçe güçlenen milliyetçilik hareketleri, bizde aydınların eserlerinde Türklük, milliyetçilik ve halk gibi kavramları dile getirmelerini sağlamıştır. Osmanlı hükümetinin yasaklamalarına rağmen, aydınlar çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Ali Süavi, Ebuzziya Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Mehmet Tevfik gibi isimler Osmanlılık yerine Türklüğü savunan yazarlar ve şairler arasındadırlar. Bu dönemde, gazete ve mecmualarda sade Türkçe ile şiirler yazılmış, hece veznin kullanılması teşvik edilmiş; anonim şiir örnekleri yayınlanmaya başlamıştır.

Türkiye’de folklorun doğuşu ile Türkçülük akımının aydınlar arasında benimsenmesi arasında sıkı bağlar vardır. Osmanlıda II. Meşrutiyetin ilânından sonra iktidardakiler Türkçülük hareketlerine hız vermişlerdir. Türkçülük hareketini yaymak ve Türk kültürünü ortaya çıkarmak amacıyla Yusuf Akçura ve arkadaşlarının kurduğu Türk Derneği’nde, folklor araştırmaları yapılmıştır. Dernek, Türk Derneği Mecmuası aracılığıyla okuyucularından bulundukları çevrede halk dilinden söz derlenmesini, Türklerin söylediği eski türkülerin, darb-ı mesellerin, hikâyelerin toplanmasını ve yazılmasını, ahlâk-ı kavmiyye ve âdet, şecere, rivâyet tabâbetle ilgili bilgilerin kaydedilmesini istemiştir. Bu veriler derneğin mecmuasında yayınlanmıştır.

Türk Derneği’ni takiben 1911 yılında Türk Yurdu ve Türk Ocağı dernekleri kurulmuştur. Daha sonra bu iki dernek birleşip Türk Ocağı ismiyle faaliyetlerine devam etmiştir. Yeni derneğin yayın organı Türk Yurdu Mecmuası olmuştur. Türk Ocakları, Türk kültürü hakkında araştırmalar yaparak, halk edebiyatı mahsullerini toplayarak, gelenek görenekleri derleyerek, el sanatları ürünlerini sergileyerek ve yaptıkları çalışmalar Türk Yurdu’nda yayınlayarak Türk folkloruna hizmet etmiştir.

Ömer Seyfettin, Ali Canip ve arkadaşları tarafından Selanik’te yayınlanmaya başlanan Genç Kalemler Mecmuası’nda Türkçülük hareketinin yayılması ve gelişmesi için çalışmalar yapmışlardır.

M. Kemal Atatürk’ün “fikrimin babası” diye övdüğü sosyolog Ziya Gökalp, 1912’den sonra Türkçülük hareketinin teorisyeni haline gelmiştir. Ziya Gökalp’ın halkbilimi açısından asıl önemi, 1912 yılında Türk Ocağı’na bağlı bir süreli yayın olarak kurduğu Halka Doğru dergisi çevresindeki fikirlerinden ve bu derginin 23 Temmuz 1913 tarihli 14. sayısında yazdığı “Halk Medeniyeti- I Başlangıç” adlı yazısından gelmektedir.5 Gökalp, Türkiye’de ilk defa olarak bu yazıda folklor terimine karşılık “halkiyat” kelimesini kullanmıştır. Gökalp, makalesinde millî şuurun, millî ruhun uyandırılmasında, millî kültürün ortaya çıkarılmasında halk hayatına gidilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Halk medeniyeti ile sözlü kültürü kastetmiş, folklorun sözlü kültür ürünlerinden oluştuğunu belirtmiştir. Bu yazısında, “folklor” terimini “halkiyat” olarak Türkçeleştirmiştir. Sosyolojinin bir alt disiplini olarak tanımladığı folkloru, “Halk Teşkilatı”, “Halk Felsefesi”, “Halk Ahlakiyatı”, “Halk hukukiyatı”, “Halk Bediiyatı”, “Halk Lisaniyatı”, “Halk İktisadiyatı”, “Halk Kavmiyatı” şeklinde sekiz alt bölümde toplamıştır.

Türkiye’de “folklor” terimini açık ve seçik olarak kullanan ilk yazı ise Edebiyat Tarihçisi M. Fuad Köprülü’ye aittir. Köprülü, İkdam Gazetesi’nin 6 Şubat 1914 tarihli nüshasında yayınladığı “Yeni Bir İlim: Halkiyat: Folk-Lore” isimli makalesinde, folklorun Batı’daki geçmişi ve gelişimini anlatarak, Türkiye’de bu bilimin tanınmayışını ve bu nedenle kayıplarımızı ortaya koyarak aydınların dikkatini bu disipline çekmeye çalışmıştır.

Folklor disiplininden folklor terimi kullanılarak söz edilen üçüncü bilimsel yazı felsefeci Rıza Tevfik Bölükbaşı tarafından kaleme alınmıştır. 1900 yılında Nev-Sâl-i Âfiyet-Sâlnâme-i Tıbbî isimli sağlık yıllığında “Raks” başlıklı ilk halk oyunları yazısını yayınlamıştır. Daha sonra Peyâm Gazetesi’nin 20 Şubat 1914 tarihli edebiyat ekinde “Folklor- Folk Lore” başlıklı yazısında da folkloru tanıtmış, folklor karşılığında “hikmet-i avam” terimini teklif etmiştir. Bölükbaşı, yazısında “hikmet-i avam”ın folkloru tam olarak karşılamadığını, bunun atasözleri için uygun olacağını değerlendirirken, felsefeci kimliği ile atasözlerinde gördüğü derin hikmetlere dikkat çekmiştir. Ayrıca Bölükbaşı, hece ile şiir yazma ekolünün ilk ve başarılı uygulayıcılarından biri olmuştur.

Türkiye’de halkbilimi çalışmalarının başlangıç tarihi olarak 23 Temmuz 1913 tarihi kabul edilmesinin yanında, Ziya Gökalp, M. Fuad Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın yazılarından önce de folklora ait çalışmaları görmekteyiz. Macar bilim adamı Ignacz Kunos 1887 yılından itibaren Rumeli ve Anadolu’dan Türk halk edebiyatı ile ilgili ilk folklor ürünlerini derleyip yayınlamıştır. Derlediği metinlerin konuları, türkü, ninni, masal, karagöz, meddah hikâyeleri ve ortaoyunu ile ilgilidir. Kunos’un bu çalışmaları bir kısım Avrupalı bilim adamını Türk halk edebiyatı üzerinde çalışmaya yöneltmiştir. Bu anlamda, Macar Gyula Nemeth, Alman George Jacob, Frederich Giese ve Thedeor Menzel’i sayabiliriz. Buna göre, Türkiye’de ilk folklor araştırmaları Türk olmayan bilim adamları tarafından ele alınmıştır diyebiliriz.

Türkiye’de folklor konusunda sistemli ve yaygın çalışmalara Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetleri döneminde başlanmış, Cumhuriyet döneminde gözle görülür gelişmeler kaydedilmiştir. Cumhuriyet’in ilânından önce, 1920 yılında, Dr. Rıza Nur’un Maarif Vekilliği zamanında Hars Âsar-ı Atika ve Kütüphaneler Müdürlüğü kurularak halkiyat ve harsiyat ürünlerinin derlenmesi için okullara genelge gönderilmiş (1922), halk müziği derlemelerine başlanmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 1924 yılında Türk milletinin maddi ve manevi kültürünün teşhir edileceği bir etnografya müzesi kurulmasına karar verilmiş, ilk müze müdürü Hamit Zübeyr Koşay olmuştur.8 Aynı yıl bir başka çalışma da, M. Fuad Köprülü tarafından gerçekleştirilmiştir. Türk halk bilimi alanında bilimsel araştırmalar yapan ve bunları yayın organında yayınlayan Türkiyat Enstitüsü’nü İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurmuştur. Köprülü, bu enstitü ortamında ilk halkbilimci kuşağı yetiştirmeye başlamıştır. Yine aynı yıl Ankara’da açılan Musikî Muallim Mektebi, Anadolu’dan Türk halk türkülerinin ve oyun havalarının tespiti ve notaya alınması yolunda çalışmalarda bulunmuştur.

1 Kası m 1927 tarihinde Ankara’da kurulan “Anadolu Halk Bilgisi Derneği”, folklor tarihinin bağımsız ilk folklor derneği olma özelliğindedir. Derneğin ismi kısa bir süre sonra “Türk Halk Bilgisi Derneği” olarak değiştirilmiştir. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İshak Refet Işıtman ve İhsan Mahvî tarafından kurulan dernek, 1929’dan sonra İstanbul’dan yönetilmiştir.9 Derneğin üzerinde ısrarla durduğu konu folklor çalışmalarının bilimsel bir zeminde yürütülmesinin gereğine dikkat etmesi ve Avrupa’daki çalışmaları izlemeye çalışmasıdır.10 Dernek 1928 yılında folklor derleyicilerini yetiştirmek ve yönlendirmek amacıyla “Halk Bilgisi Toplayıcılarına Rehber” ismiyle bir derleme kılavuzu yayınlamıştır. 1932 yılında Türk Halk Bilgisi Derneği Halkevlerine devredilmiştir.

10 Şubat 1931 tarihinde Türk Ocakları Genel Merkezi, Ankara’da topladığı bir kurultayda 1912 yılında kurulan ocakların feshine karar vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türk Ocakları’nın bu kararını onaylamış ve Türk Ocaklarının feshinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra 19 Şubat 1932 tarihinde, Halkevleri kurulmuştur.11 Bunun üzerine halkbiliminin derleme ve yayın açısından olumlu bir dönemine girilmiş ve yurt çapında onlarca Halkevi açılmıştır. Bu halkevlerinin yayınladığı dergiler de önemli bir halkbilimi potansiyeli oluşturmuştur.12 Bu evler bir kültür yuvası halinde kurulmuş olup, dil, tarih ve edebiyat (folklor ve etnografya), güzel sanatlar, temsil kütüphane ve yayın, sosyal yardım, köycülük, müze ve sergi kollarıyla önemli çalışmalara imza atmışlar, Türk folkloru adına zengin bir malzeme biriktirmişlerdir. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kurduğu Halkevleri, aynı zamanda Fırka’nın kültür kolları gibi çalışmış, Kemalist rejimin halkçı eğilimini ifade etmiştir.

Ziya Gökalp’ten Halkevlerinin kuruluşuna dek geçen sürede gerek kişisel gerekse kuruluş bağlamında Türk folkloru adına önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Kaynak: Nilgül Aytuzlar: 1913-1933 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’DE TÜRK HALKBİLİMİ’NE EMEK VERENLERİN HAYATLARI VE YAYINLARI YÜKSEK LİSANS TEZİ

Related Posts

You may also like

Erdal Öz Kanayan Kitap Özeti

Kanayan kitabı yazarı kimdir, Kanayan kitabı içeriği konusu,