Sömürgeci Rekabet Nedir, Ekonomiye Etkileri Nelerdir

Sömürgeci Rekabet Nedir, Ekonomiye Etkileri Nelerdir

- in Tozlu Sayfalar

Sömürgeci rekabet nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, tarihçesi. Sömürgeci devletlerin ekonomi anlayışı nasıldır, ülkelerin ekonomisini nasıl etkilemiştir.

Sömürgecilik yalnız İngiltere’nin değil, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin ekonomik gelişmesini sağlayan başlıca etkenlerden biriydi. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda Latin Amerika, Endonezya ve Hindistan gibi toprakların sömürgeleştirilmesi ve yağmalanması, Avrupa’da Birinci Sanayi Devriminin başlamasına yol açan ilk sermaye birikimini sağlamıştı. Ne var ki, İngiltere, Belçika, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde sanayinin gelişmesiyle birlikte, bu ülkelerin sanayici ve tüccarları için denizaşırı ülkelerin bu doğrudan yağmalanışı ikincil bir kazanç kaynağı durumuna düşmüştü Avrupa sermayesi asıl karını üretim ve ticaretten sağlıyordu. Böylece serbest ticaret ideolojisi siyasal alana da yansımıştı: tüccarlar ve sanayiciler, hükümetlerin kendilerinden aldıkları vergilerle denizaşırı ülkelerde pahalı savaşlara girmesini istemiyorlardı artık, İngiltere’nin ünlü Muhafazakar Başbakanlarından Benjamin Disraeli (1804-1881) 1852’de, “bu zavallı sömürgeler sırtımızda bir yük, zaten birkaç yıl içinde bağımsızlıklarını da kazanacaklar” diyerek, sömürgeciliğin karşısında olan yaygın bir kamuoyunu dile getiriyordu.

Ama 1870’lerden sonra bu durum tersine döndü; bütün büyük Avrupa devletleri, Asya, Afrika ve Okyanuslarda sömürgeler, nüfuz bölgeleri ve üsler elde etmek için kıyasıya bir rekabete girdiler. 1900’e gelindiğinde Afrika’nın Libya ve Habeşistan dışında hemen hemen her yeri,’ Güneydoğu Asya ve Okyanusya’nın da tamamı Avrupa devletlerinin eline geçmişti.

Bu yeni sömürgeci atılımın temelinde ekonomik nedenler yatıyordu: kartellerin tröstlerin doğması ve rekabetin sınırlanmasıyla birlikte Avrupa’da bir sermaye fazlası belirmişti. Büyük şirketler, üretimi arttırarak fiyatları ve karlılığı düşürmemek için ülke içi yatırımlarını sınırlıyorlar ve dış ülkelerde yatırım alanları arıyorlardı. Öte yandan, Avrupa sanayinin artan ham madde ve ucuz besin maddesi gereksinmesi de Avrupalı sermaye sahiplerini denizaşırı ülkelerde madencilik ve tarım alanlarına yatırım yapmaya yöneltiyordu. Uzak bölgelere sermaye ihracı, uluslararası ilişkilerde liberal yaklaşımlardan vazgeçilmesini gerektiriyordu: sermaye ihracının riskleri, mal ihracıyla karşılaştırılmayacak kadar büyüktü. Artık söz konusu olan, satılan malların bedelinin bir defada geri alınması değil, yatırılan sermayeden beklenen faiz ve karın sürekli olarak ana ülkeye akmasının sağlanmasıydı. Yabancı ülkelerde yapılan yatırımların “cahil”, “tembel” ve “yabancı düşmanı” yerlilerden korunması gerekmekteydi. Bunun için bölge üzerinde kalıcı bir askeri ve siyasal denetim kurulması, yani bölgenin ilhak edilmesi zorunlu oluyordu.

Dünya ekonomisinde rakip güçlerin çoğalması da toprak ilhakının nedenlerinden biriydi. Artık İngiltere, dünya pazarlarına barışçı yoldan egemen olmasını sağlayan bir teknolojik üstünlük tekeline sahip değildi: Fransa, Belçika, Almanya, hatta Rusya oldukça gelişmiş bir sanayi kurmuşlardı ve dünya pazarına yönetiyorlardı. Bismarck’tan sonra Almanya başbakanlığına getirilen Prens von Bülow (1849-1929) 1890’larda şöyle diyordu:

Almanya başkalarını gölgeye itmek istemiyor, ama güneşte kendi hakkı olan yeri almaya da kararlıdır”. Bu sözler, sadece Almanya’nın değil, Japonya ve İtalya gibi yeni güçlerin de isteğini yansıtmaktaydı, İngiltere ve Fransa gibi eski güçler de kendilerini tehdit altında hissediyorlardı. Her ülkenin dış pazar aradığı bir dünyada bu pazarları güvenceye almanın tek yolu askeri işgal gibi görünüyordu. Öte yandan, doğrudan ekonomik nedenlerin dışında, siyasal ve stratejik etkenler de vardı: eski sömürgelerin korunması için çevredeki topraklar da ilhak ediliyor ya da sırf rakip güçlerin girmesini önlemek için bir bölge işgal ediliyordu.

1900’e gelindiğinde dünyanın paylaşımında aslan payını İngiltere almıştı; ondan sonra da Fransa geliyordu. Rusya Asya’da genişlemiş, Japonya kendi çevresindeki adaları ilhak etmiş, Belçika da Afrika’nın en zengin bölgelerinden biri olan Kongo üzerinde denetim kurmuştu. Hollanda Endonezyayı, Portekiz de Mozambik ve Angola’yı elinde tutuyordu. En avantajsız konumda kalan ülkeler İtalya ile Almanya idi. Almanya Doğu ve Batı Afrika’da bazı bölgeleri ele geçirmişti ama bunların gittikçe devleşen Alman ekonomisinin gereksinimlerini karşılaması olanaksızdı.

Görsel 20 yy Ansiklopedisi Sayfa 17