Ramazan ve Kurban Bayramı Kutlamaları

Haziran 15, 2011 2 Comments »

bayram Ramazan ve Kurban Bayramı Kutlamaları

UYARI

Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi yayını olan. Türkiye?de 2010 Yılında Yaşayan Ramazan ve Kurban Bayramı Geleneksel Kutlamaları kitabının giriş bölümünden alınmıştır. Prof.Dr. M. Öcal Oğuz. Başka bir web sitesinde hiçbir şekilde kullanılamaz.

Bayram” kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğünde ve diğer birçok kaynaktaki ortak anlamı “sevinç, neşe, eğlence” dir. Kaşgarlı Mahmud’un Diva-nü Lügati’t Türk adlı eserinde de; bayram kelimesi aynı anlam ile verilmiştir. Kaşgarlı kelimenin aslının “bedhrem” olduğunu, bu kelimeyi Oğuzların “beyrem” şekline çevirdiklerini belirtir. (Kaşgarlı Mahmud 1939 1941: I, III, 480 176′dan aktaran Salim Koca) Kelimenin günümüzdeki Türk topluluklarında da çoğunlukla “bayram” biçiminde kullandığı görülmektedir. Kazak Türkçesinde “meyram”, Kırgız Türkçesinde “maryam” olarak telaffuz edilen kelime, Azeri, Başkurt, Özbek, Tatar, Türkmen ve Uygur Türkleri arasında da “bayram” biçiminde kullanılmaktadır. (Düzgün 2006: 1)

Bayramın insanlar üzerinde yarattığı en önemli etki “yenilenme” dir. Bu kavram İslamiyet’ten önce Türkler arasında yapılan bayramlarda da karşımıza çıkmaktadır. Toplumun bütün fertlerinin katılımı ile gerçekleşen ve sınırları önceden belirlenmiş bir takım geleneklerin uygulanmasına sahne olan (Düzgün 2006: 1) bayramlar; iklimsel değişiklikler, mitolojik ve tarihsel olaylar gibi bir çok doğal ve kültürel sebeple ortaya çıkmıştır. Türklerin bahar bayramı olan Ergenekon ya da Nevruz iklimsel ve mitolojik sebeplerle ortaya çıkan bayramlara güzel bir örnektir. Güneşin kuzey yarımküreyi ısıtmaya başlaması ile doğanın canlanarak farklı renklerde bitki ve çiçeklerin ortaya çıkması, yenilenmenin ve yeni bir başlangıcın habercisidir. İnsanlar da baharla birlikte ekine yönelmiş, doğa ile bütünleşerek “arınma” ve “yeniden başlama” sürecine girmiştir. Devam eden bu iklimsel sürecin yanında mitolojik ve tarihsel bir neden olan Ergenekon’dan çıkış, Türkler arasında “bahar” ı önemli kılmış ve kutlanmasını gerektirmiştir. Bu nedenle bahar bayramlarına önem atfedilmiş ve günümüzde de Türkçenin konuşulduğu geniş Avrasya coğrafyasında kutlanan yaygın bir bayram olmuştur. Bu bayramda ateş üstünden atlama, demir dövme, suya dilekte bulunma, törensel yemekler yapma gibi kadim dönemlerin sosyal yaşantısıyla, mitlerle, inançlarla ve şamanlık dönemi dinî uygulamalarıyla ilgili gelenekler gerçekleştirilmektedir (Koca 2004: 2). 

İslamiyet’e geçiş ile birlikte İslamlık öncesine ait inanç ve davranışlarını tamamen terk etmeyen Türkler, bu yeni yaşam biçimini, bayramlara ve kutlamalara da katabilmiştir. Dinî bayramlarda gerçekleştirilen çoğu gelenek; eski Türk inanç sistemi ve yaşam tarzı ile İslam dininin bütünleştiği bir noktada karşımıza çıkmaktadır.

Denizli’nin Çardak İlçesi Beylerli kasabasından derlediğimiz bir kutlama bu durumu çok iyi açıklamaktadır. Beylerli’de her bayram “salıncak kurma” olarak adlandırılan kutlama, köy meydanındaki “dede” adı verilen yaşlı bir ağacın çevresinde gerçekleştirilmektedir. Bayramın ikinci ve üçüncü günü öğlen namazından sonra köyün gençleri tarafından Dede denilen ağaca sa¬lıncak kurulmaktadır. Dede ağacı köy halkı için kutsaldır ve ağaçtan kırılıp düşen dallar bile yakılmamaktadır.

Türk kültüründe ağaca atfedilen kutsiyet mitolojik dönem Türk düşüncesi ile ilgilidir. Kutsal ağaç tanrıya ulaşmanın yoludur. Yani tanrıyla insan arasında bir vasıtadır. İnanca göre kutsal dağlar gibi kutsal ağaçların da başları insan gözüyle görülemeyecek şekilde göğe uzanmakta ve Türk düşüncesine göre gökte olduğu farz edilen ve bir ışık âleminden ibaret olan Cennet’e ulaşmaktadır (Ergun 2000: 23). Beylerli’deki kutlamada da dinî bayramların ikinci, üçüncü günü öğlen namazı sonrası toplanan köylülerin “dede” ismini verdikleri ve kutsal gördükleri ağaç etrafında eğlenmeleri dikkat çekmektedir. Bu durum da İslamiyet ile eski Türk inanç sisteminin getirdiği geleneklerin bir şekilde kaynaşarak farklı bir yapı oluşturduğu göze çarpar..

Dinî bayramların en önemli ortak noktası, “toplanma” ve “eğlenme” özelliğidir. Eğlence; Bascom’un ifadesiyle folklorun dört temel işlevinden biri olarak (Bascom 2005) gelenekleri oluşturan, şekillendiren ve değiştiren özelliklere sahiptir. Dinî bayramlarda gerçekleştiren geleneklerin de temel çıkış noktası eğlenmektir. Nebi Özdemir Türk Eğlence Kültürü adlı ki tabında bu konu hakkında: “…Eğlence eylemi, geçmişin aksine bugün, bilgi verme, eğitme, sağaltma veya diğer yarar sağlayıcı amaçlardan çok, sadece ve sadece “eğlenmek” için yapılmaktadır” (Özdemir, 2005) demektedir. Özdemir’in bahsettiği işlev dinî bayramlarda gerçekleştirilen geleneklerde de görülmektedir. Kimi gelenekler kendi dar kabuğundan sıyrılarak birer festivale dönüşmüştür. Daha geniş topluluklara hitap etmeye başlayan bu gelenekler toplumsal beklentiler nedeniyle bünyesine birçok unsuru katmıştır. Bu unsurlar ise kent hayatının ihtiyaçlarına göre ve imkânlarına göre oluşmaktadır. Bu tip şölen, festival havasında geçen kutlamalara derlemelerimizden verilebilecek örneklerden biri ise Sinop’ta kutlanan Helesa’dır). Helesa geleneği, Sinop iline özgü bir ritüel olup, ortaya çıkışı konusunda halk arasında yaygın olan bir efsane anlatılmaktadır. Efsaneye göre, kış mevsimlerinde Karadeniz’de yelken açan gemiler sığınacak üç liman bulurlarmış. Bu limanlar, Temmuz, Ağustos ve Sinop’muş. Fakat Temmuz ve Ağustos limanları fırtınalı zamanlarda dalgaları engelleyemedikleri için gemiler Sinop limanına yanaşırmış. Böyle fırtınalı günlerin birinde bir gemi Sinop limanına yanaşır. Haftalarca limanda kalır ve gemicilerin kumanyaları biter. Gemici-ler de karaya çıkıp insanlardan yiyecek dilenmek istemezler. Geminin kaptanının aklına bir fikir gelir ve eline feneri alıp ev ev mani söyleyerek dolaşır ve yiyecek içecek toplar. Bugünden sonra bu uygulama Sinop’ta gelenek halini alır ve Ramazan ayının on beşinden başlayarak her akşam Hesela’ya çıkılır. Helesa geleneği tam bir şenlik havasında geçer ve hâlen Sinop’ta tüm canlılığıyla yaşatılmaktadır.

Günümüzde dinî bayramlarda devam eden kutlama, bayramlaşma, ziyaret, anma ve oyun kavramlarının hepsi eğlence içeriklidir. Bu bayramlarda gerçekleştirilen eğlenceler o kadar etkilidir ki kimi yörelerde dinî bayramların ismi gerçekleştirilen kutlama ile birlikte anılmaktadır. Bu durumun en genel örneği, Ramazan Bayramı’nın Şeker Bayramı olarak adlandırılmasıdır. Bu bayramda çocukların hep birlikte ev ev gezerek şeker toplaması, gelen misafirlere şeker ve tatlı ikram edilmesi gibi gelenekler bayramın ikinci ismi hâline gelmiştir. Bir diğer örnek ise bayramlar sırasında yapılan kutlamaların da bayram olarak nitelenmesidir. Bu duruma örnek olabilecek gelenek ise Zonguldak Alaplı’da ve daha başka yerlerde kutlanan “Kızlar Bayramı“dır.

Kızlar Bayramı” Zonguldak’ın Alaplı beldesinde gençlik bayramı olarak da adlandırılan ve Ramazan ve Kurban Bayramları’nın son gününde gerçekleştirilen bir gelenektir. Bu bayram sayesinde gençler birbirleri ile tanışır, kaynaşır ve evlenip yuva kurarlar. Kurban Bayramı’nın dördüncü günü ve Ramazan Bayramı’nın son gününün ertesi günü “Kızlar Bayramı” adı verilen kutlamalar yapılır. Hükümet Caddesi’nde sabahın erken saatlerinde toplanan kalabalık içinde bekâr kız ve erkekler birbirlerini beğenirler. Bu örnekte de görüldüğü gibi dinî bayramların İslami açıdan önemi yanında kültürel ve sosyal işlevi de vardır. Kızlar bayramında gençlerin birbirlerini beğenmesi ve bunun evliliğe kadar gitmesi bu işlevin kanıtıdır.

bayram yemegi Ramazan ve Kurban Bayramı Kutlamaları

Türkiye’de dinî bayramların bir hazırlık süreci vardır. Bayramdan önce evin içi genel bir temizliğe tabi tutulur. Buna “bayram temizliği” adı veriir. Bayramlık elbiseler alınır. Yemekler ve tatlılar hazırlanır. Özellikle arife günü hamama gidilir veya evde yıkanılır, temizlenilir. Bazı yörelerde buna “bayram suyuna girmek” denilir. Yine bazı yörelerde bu güne has olmak üzere arife suyu ile yıkanmanın bereket ve sağlık getireceğine inanılır. Bayram sabahı erkenden kalkılır. Tek veya iki katlı köy ve kasaba evlerinin ön kısımları, bahçe ve civarı temizlenir, çöplerden arındırılır. Bayram namazından önce tatlı yenilmesi de gelenekler arasında yer alır. Erkeklerin camide kıldıkları bayram namazına gitmeden önce veya geldikten sonra temiz ve yeni elbiseler giyilir, bayram boyunca görüşemeyecek olanlar, namazdan sonra camide veya caminin önünde bayramlaşırlar. Bayram sabahı kahvaltıda akrabaların bir araya gelmesine özen gösterilir. Hatta Anadolu köy ve kasabalarında bazı varlıklı ailelerin kahvaltı yerine yemek hazırladıkları ve bayram yemeği adı altında kalabalık bir gruptan oluşan davetli topluluğuna yemek verdikleri görülür. Bazen de mahalleli veya köylü evlerinde hazırladıkları yemekleri köy odaları veya cami avlularına getirerek birlikte yemek yerler ve bayramlaşırlar. Bundan sonra eş-dost, konu-komşu ve akraba ziyaretleri başlar. Bu ziyaretler sırasında karşılıklı tebrikleşmeler olur. Küçükler, büyüklerin ellerini öperler. Onlar da “el öpenleriniz çok olsun” “daima bu günlere gelesiniz” gibi dualar eder, para ya da küçük hediyeler verirler. Çok yaşlılar ve yakın geçmişte yakınlarını kaybedenler evlerinden çıkmazlar. Akraba, komşu ve tanıdıklar, onları ziyaret ederler. Bayram günü oruç tutulmaz, çalışılmaz, resmî yerler kapalıdır. Köyden kente göç sürecinde kentlere gelenler ve köylerde yakın akrabaları olanlar dinî bayramları fırsat bilerek köylerini, anne-babalarını ve akrabalarını ziyaret ederler. Şehirden gelenlerle köylerin havası değişmekte, eğlence ortamı daha da güçlenmektedir. Köy meydanlarına kurulan salıncaklar, yapılan geleneksel yemekler, giyilen yö¬resel giysiler, köy odasında yapılan toplantılar, mezarlık ziyaretleri, çocukların oyunları; günümüzde yok olmaya başlayan köy hayatının bir anda canlanmasını sağlamaktadır. (Boratav 1999: 206, Düzgün 2006: 2) Böylelikle dinî bayramlar sayesinde toplumsal dayanışma, sosyalleşme sağlanmakta, dingin bir şekilde devam eden hayat canlanmaktadır.

Bayram toplum hayatında bu denli coşkulu biçimde kutlanırken halk edebiyatı ürünlerinde de kendisine yer bulmaktadır. Bayram günlerinde karşılıklı söylenen maniler, âşıkların yaptığı atışmalar, şeker toplayan çocukların söylediği sözler ve tekerlemeler, kandil gecelerinde oynanan oyunlarda kullanılan tekerleme ve bilmeceler bunun en belirgin örnekleridir. Halk edebiyatı ürünlerine bayram sevincinin, neşesinin nasıl yerleştiğini görmek için şu örneklere bakılabilir:

Deyimler;

Bayramlık, bayramcalık, bayram ağası, bayram arifesi, bayram ayı, bayram bahşişi, bayram beyi, bayram etmek, bayram havası, bayram koçu, bayramı kara gelmek, bayram temizliği, bayram topu, bayram üstü, bayram yeri, bayram ziyareti, bayramdan bayrama, bayramda seyranda, iki bayram arası, arifeyi gösterip bayramı göstermemek, bayram değil seyran değil.

Atasözleri;

Bayramda borç ödeyene ramazan kısa gelir, arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar, el ile gelen düğün bayramdır, deliye her gün bayram, meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür.

Ramazan Manisi;

Ramazanın geçti hızı Ayrılıktan duydum sızı Bayram geldi o gidiyor Helal edin hakkınızı

bayram hazirlik Ramazan ve Kurban Bayramı Kutlamaları Türkiye’de dinî bayramların nasıl kutlandığına dair bilgileri veren kimi çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmaların bazılarından bahsetmek yerinde olacaktır. “Bir Almanın 1905 Yılı Gözlemleriyle Türklerde Ramazan Günleri ve Dini Bayramlar” başlıklı yazısında Necmettin Alkan; 1906 yılında Almanya’da, Germania gazetesinde Ervin Rüschkamp tarafından yazılan makaleyi irdelemektedir. Rüschkamp 1905 yılında İstanbul’da bulunduğu sırada; halkın dinî bayramları yaşayış şeklini gözlemlemiş, çeşitli âdetlerden yazısında bahsetmiştir. 1906′da kaleme alınan yazıdaki âdetler ile 2000′li yılların bayram âdetlerini kıyaslayan Alkan’ın yazısı; Osmanlı zamanında İstanbul’da bayram kutlamaları ve Ramazan günleri hakkında önemli bilgiler aktarmıştır (Alkan, 2001).

Sarayda Bayram Sabahları” başlıklı yazısında Buğra Tokatlı, Osmanlı zamanında dinî bayramlarda saray içinde yapılan kutlamaların düzeni, mahal-lelerdeki bayramlaşma törenleri ve gün içinde gerçekleştirilen geleneklerden bahsetmektedir. Dolmabahçe ve Gülhane’de gerçekleştirilen törenlerden bahsedilirken “bayram alayı” na değinilmektedir. (Tokatlı, 2003)

Türk Eğlence Kültürü” adlı kitabında Nebi Özdemir; dinî bayramlar alt başlığında, dinî bayramlarda eğlence kavramını ön plana çıkarmış ve kimi yörelerde yapılan gelenekler ile konuyu örneklendirmiştir (Özdemir, 2005)

M. Şakir Ülkütaşır’a ait “İstanbul’un Eski Bayram Yerleri“, “Ramazan Davulcuları ve Davulcu Manileri” başlıklı yazılar, İstanbul’da bayramların kutlandığı meydanlar hakkındaki folklorik bilgilerin yanında Ramazan davulcularının söylediği manilerden örnekler ve gelenekleri hakkında bilgiler vermektedir (Ülkütaşır, 1970 ve 1973).

Bayramda Gelenek Farkı” başlıklı yazısında Necdet Sakaoğlu, iki binli yıllarda eski bayram geleneklerinin unutulması, tatil kavramının ortaya çıkması ile birlikte insanların eş dost ziyareti ve “bayramlaşma” yerine şehir dışına gitmesi, geleneksel bayram tebrikleri yerine kısa mesajların tercih edilmesi gibi konulara olumsuzlayıcı ve eleştirel olarak yaklaşmaktadır (Saka-oğlu, 2001).

Öcal Oğuz, “Şıhlar’da Bir Bayram Sabahı” “Bayramı Kara Gelmek”, “Büyük Kentin Bayramı”, “Kurban: Aile Bayramı”, “Bayram: Dede ve Torun” ve “Kurban Ölüyor” başlıklı yazılarında bayramları işlemektedir. Oğuz birinci yazıda 1970′li yıllarda Yozgat’ın bir köyünde yaşatılan bayram geleneklerine yer vermekte ve “bayram giysileri”, “bayram yemeği geleneği”, “bayramlaşma” gibi konuları işlemektedir. Oğuz’un diğer yazıları ise çağdaş kentte bayramların değişen yönlerine ve olması gereken işlevlerine dokunmaktadır. Günümüzde bayramların ailenin bir araya gelmesini sağlayan önemli bir vesile olduğunu savunarak Hıristiyan kültüründeki Şükran Gününe verilen öneme karşılık Türk kent hayatında ve medyasında bayramların olum-suzlanmasına dikkat çekmektedir. (Oğuz, BozokYazıları, www.yozgatgaze-tesi.com). Bu yazılarından başka Oğuz, Milli Folklor dergisindeki “Mit Yoksullaşması ve Bayram Dede Miti” başlıklı yazısında da bayramların kentsel alanda yaşatılamaması sorununa dokunmaktadır (Oğuz 2002).

Bu kaynaklar dışında; Türk Folklor Araştırmaları, Sivas Folkloru, Türk Kültürü, Milli Folklor gibi dergilerin çeşitli sayılarında yayınlanan derleme ve araştırma yazılarında, bazı şehirlerin, ilçelerin ve köylerin dinî bayramlarda gerçekleştirdiği gelenekler ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

Ayrıca, günümüzün iletişim ortamlarından biri olan sanal âlemde (Internet) de, birçok ilin, ilçenin hatta kasaba ve köylerin tanıtım sayfaları, siteleri bulunmakta ve bu sitelerde tanıtım amaçlı, o bölgeye ait çeşitli bilgiler paylaşılmaktadır. Öğrencilerimizin derleme çalışması ve alan araştırması yapmamaları nedeniyle bu kitapta yer verilmeyen bazı Ramazan ve Kurban bayramı kutlamaları kimi köy, kasaba veya şehirlerin tanıtım sitelerinde yer almaktadır. Internet yoluyla erişilen birkaç uygulamaya örnek vermek gerekirse;

Bilecik’in Söğüt İlçesi’ne bağlı Küre Beldesi’nde Kadir Gecesi günü “Kadir Pilavı” geleneğinin yaşatıldığını Internet sayesinde öğreniyoruz.(tumgazeteler.com)

Ağrı’nın Patnos ilçesinde Arife günü öğütülmüş buğday ve etten yapılan “Halise” yemeği, bayram namazının ardından bayramlaşmak amacıyla bir araya gelen halka dağıtılmaktadır. (anayurtgazetesi.com)

Sakarya’nın Taraklı İlçesine bağlı 15 haneli Pirler köyünde, yeni bir uygulama olmasına rağmen, bayramın ikinci günü kadın-erkek, çoluk-çocuk herkes tarafından icra edilen bayram geleneği bu anlamda önemlidir. Bu uygulamada, bayramın 2. günü köy meydanında toplanan ahali, önce mezarlık ziyaretine gitmekte, ardından çeşitli eğlenceler düzenleyip eğlenmekte ve etli bulgur pilavı yapıp yemektedirler. (taraklihaber.com)

Dinî bayramlarda gerçekleştirilen kutlamalar, bayram eğlencesi işlevini üstlenirken, değişen ve gelişen “gelenek” uygulamalarına önemli veriler sağlamaktadır. Bayramın bir araya gelme, paylaşma, eğlenme, kaynaşma gibi işlevleri sayesinde; küs olanlar barışmakta, daha genç olanlar yaşlıları ziyaret etmekte, hâli vakti yerinde olanlar muhtaç durumdaki dul, yetim ve kimsesizlere yardım etmekte, şehirde yaşayanlar uzun zamandır görmedikleri akrabalarını görmek için köylerine gitmektedir. Günümüzde bu geleneklerin kimi zaman unutulduğu, “tatil” kavramının ortaya çıkması ile eş-dost, konu-komşu ve akraba ziyareti yerine insanların tatil mekânlarını seçtiği görülmektedir. Bütün bunlar ise, kırsal kesimde yaşayan bu tür önemli geleneklerin kentsel alanda yeterince benimsenmemesi nedeniyle zamanla unutulacağı endişesini doğurmaktadır.

Bu çalışma, büyük kentlerde ve örgün eğitim sisteminde çoğu unutulan bayram geleneklerinin küçük kentlerde ve kırsal alanda hâlâ yaşamakta olduğunu göstermiş olmakla birlikte, bu büyük zenginliğin romandan şiire, tiyatrodan, operaya, sinemadan televizyona, resimden heykele kadar hiçbir sanatsal yaratmanın esin kaynağı olamadığı da görülmüştür. Örgün eğitim sisteminin modernist ve fenci mantığı, kültür eğitimini kabul etmemekte, kültür eğitimi almayan ve ilham kaynaklarından mahrum yetişen çocukların oluşturduğu sanatçılar dünyası bu mirasları tanıma şansına sahip olamamakta, “bayramdan bayrama” konuşmak, yazmak veya film çekmek gerekince de “Direklerarası” ve “kaçan dana”ların arasında sıkışıp kalınmaktadır. Kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün hazırlamış olduğu ve Türkiye’nin de taraf olarak uyacağına ve uygulayacağına dair söz verdiği Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesinin anlamı ve amacı belki bu vesileyle eğitim ve kültür kurumlarımız tarafından yeniden sorgulanmalıdır. (Oğuz 2009)

 

Benzer Yazılar

2 Comments

  1. wdhekdhwd 09 Mayıs 2014 at 08:20 - Reply

    Lületaşı Efsanesi Lületaşı, yeryüzünde az bulunan kıymetli taşlardandır. Eskişehir ilimizde bulunan cinsi ise yeryüzündeki benzerlerinden daha üstündür, daha kıymetlidir. Yabancıların beyaz altın adını verdiği bu … A. Dinî İnançlar ve İnanışlar İnanç kelimesinin sözlük anlamı ?kişi veya toplum tarafından, bir düşüncenin, bir olgunun, bir nesnenin, bir varlığın gerçek olduğunun kabul edilmesi? …

  2. wdhekdhwd 09 Mayıs 2014 at 08:21 - Reply

    Öcal Oğuz, ?Şıhlar?da Bir Bayram Sabahı? ?Bayramı Kara Gelmek?, ?Büyük Kentin Bayramı?, ?Kurban: Aile Bayramı?, ?Bayram: Dede ve Torun? ve ?Kurban Ölüyor? başlıklı yazılarında bayramları işlemektedir. Oğuz birinci yazıda 1970?li yıllarda Yozgat?ın bir köyünde yaşatılan bayram geleneklerine yer vermekte ve ?bayram giysileri?, ?bayram yemeği geleneği?, ?bayramlaşma? gibi konuları işlemektedir. Oğuz?un diğer yazıları ise çağdaş kentte bayramların değişen yönlerine ve olması gereken işlevlerine dokunmaktadır. Günümüzde bayramların ailenin bir araya gelmesini sağlayan önemli bir vesile olduğunu savunarak Hıristiyan kültüründeki Şükran Gününe verilen öneme karşılık Türk kent hayatında ve medyasında bayramların olum-suzlanmasına dikkat çekmektedir. (Oğuz, BozokYazıları, .yozgatgaze-tesi.com). Bu yazılarından başka Oğuz, Milli Folklor dergisindeki ?Mit Yoksullaşması ve Bayram Dede Miti? başlıklı yazısında da bayramların kentsel alanda yaşatılamaması sorununa dokunmaktadır (Oğuz 2002).

    Bu kaynaklar dışında; Türk Folklor Araştırmaları, Sivas Folkloru, Türk Kültürü, Milli Folklor gibi dergilerin çeşitli sayılarında yayınlanan derleme ve araştırma yazılarında, bazı şehirlerin, ilçelerin ve köylerin dinî bayramlarda gerçekleştirdiği gelenekler ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

    Ayrıca, günümüzün iletişim ortamlarından biri olan sanal âlemde (Internet) de, birçok ilin, ilçenin hatta kasaba ve köylerin tanıtım sayfaları, siteleri bulunmakta ve bu sitelerde tanıtım amaçlı, o bölgeye ait çeşitli bilgiler paylaşılmaktadır. Öğrencilerimizin derleme çalışması ve alan araştırması yapmamaları nedeniyle bu kitapta yer verilmeyen bazı Ramazan ve Kurban bayramı kutlamaları kimi köy, kasaba veya şehirlerin tanıtım sitelerinde yer almaktadır. Internet yoluyla erişilen birkaç uygulamaya örnek vermek gerekirse;

    Bilecik?in Söğüt İlçesi?ne bağlı Küre Beldesi?nde Kadir Gecesi günü ?Kadir Pilavı? geleneğinin yaşatıldığını Internet sayesinde öğreniyoruz.(tumgazeteler.com)

    Ağrı?nın Patnos ilçesinde Arife günü öğütülmüş buğday ve etten yapılan ?Halise? yemeği, bayram namazının ardından bayramlaşmak amacıyla bir araya gelen halka dağıtılmaktadır. (anayurtgazetesi.com)

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin