Primitif Halk Sanatlarında Mimarlık Özellikleri

Primitif Halk Sanatlarında Mimarlık Özellikleri

- in Kültür

Primitif halk sanatlarında mimarlık özellikleri

Megalit kültürlerin taş yapılan (kurgan, menhir, tümülüs vb.), sitelerin kurulmasından öncedir. Bu bakımdan anıtsal mimarinin yeryüzünde görülmesi, tuncun bulunmasından çok sonradır. Bu nedenledir ki, primitif halk sanatlarında anıtsal mimari gözlemlenmiyor. Yani sanat eseri niteliğini taşıyan taş yapılar, primitif halklarda görülmüyor. Anıtsal yapıların planlanmasında ölçü birimlerinin bulunması esas olduğu için, bu devredeki yapıların basit ağaç ya da kerpiç yapılardan ileri gitmediği görülüyor. Manist dinler dediğimiz atalara tapma dininin, primitif halklarda olduğunu biliyoruz.

Tümülüs denilen mezarlar, işte bu ataların mezarları olmaktadır. Primitif halklarda anıtsal yapılar yoktur ama, bunların alacağı biçimlerin bu dönemlerde ortaya çıktığı bir gerçektir. Örneğin ata mezarları olan tümülüs adlı tepelerin sonraları taşlaşarak çeşitli koni, yarım küre ya da piramit biçimlerini alacağı gözlemlenecektir. Primitif halklar, devlet kurar kurmaz, siteler halinde yaşamaya başlıyorlar. İşte tuncun işlenmesi ve yazının keşfi de bu sıralara rastlıyor. Demek ki, siteyle tarih başlıyor. Böylece insanlığın yeni ihtiyaçları sanatta anıtsal nitelikli taş yapılara, heykellere biçim veriyor. Bu önemli oluşum sonucu, sanatta arkaik dediğimiz üslupta eserlerin doğması mümkün olmuştur. Arkaik üslup, anıtsal sanatların ilk aşaması olarak kabul edilir.

Arkaik üslup özellikleri, her işi yapan köy insanı yerine, herkesin iş bölümü yüzünden ayrı bir meslek sahibi olduğu toplum ortamında oluşur. Bu nedenle belli bir teknik yetkinlik, arkaik üsluplu eserin önemli bir özelliği olarak belirmiştir. Ölçü birimlerinin tespiti de bu devrede görülür. Geometrik ve matematiksel ölçüler, yapıda geçerli olur. İş bölümü yüzünden sanatçı, kendi alanında yeterince çalışmış, sanat değerinin vasat el işinden farklarını anlamıştır. Daima kendi alanında çalıştığından, yeni gözlemlerini eskilerinin üzerine katmasını öğrenmiştir. Bu nedenlerle, arkaik üslupta çalışan bir sanatçının kişili-ğinde, primitif halk sanatlarının sanatçısına oranla, çok farklı bir sanatçı kültürü doğmuştur.

Adnan Turani / Dünya Sanat Tarihi