Osmanlı’da Hukuk, Adalet Sistemi

Mart 7, 2011 Yorum yok. »

osmanli hukuk Osmanlıda Hukuk, Adalet Sistemi

 Osmanlı’da Hukuk, Adalet Sistemi

Osmanlı hukuk sisteminin tek yöneticisi ve denetleyicisi Şer’i hukuktur. “Padişahi hukuk” ya da örfi hukuk kamu düzenini ve yönetimi sağlar, ancak hükümleri Şer’i hukukun dışına çıkamaz ve kurallarına karşı olamaz. Kısaca söylenirse örfi Osmanlı hukuku Şer’i hukukun vesayeti altındadır.

Diğer taraftan Şer’i ve örfi hukukların dışında, ama onlara karşı olmamak üzere geçerli ve her biri birer küçük sistem olan hukuk düzenleri vardır. Gayrimüslim cemaatlerin kendi dini ve şahsi hukukları, yeni fethedilen ülkelerin (geçerliliğine izin verilen) eski hukukları böyledir. Bir ayrıcalık olarak kapitülasyonlar hukuku da örfi hukukun kurallarına ve denetimine tabi olarak oluşmuş özel bir hukuktur.

İlke olarak Padişahın herhangi bir konudaki emirleri, istekleri kanun sayılır. Ancak bu kanunlar eğer ferman biçiminde değillerse, Sadrazamın telhislerine yazılmış bir kelime, bir cümle ya da çok kısa “Hatt-ı şerif”ler den ibarettirler. Çağdaş terminoloji ile “özel yasalar”, “kanun kuvvetinde kararnameler” hükmündedirler.

Ancak genel kanunlar devletin araştırma ve istihbaratına dayanan ve teknik bilgilere göre “Divan-ı Hümayun”da tartışmalı olarak hazırlanır, nişancılar tarafından usulüne uygun olarak kaleme alınır. Divan kaleminde son şeklini aldıktan sonra Sadrazam başkanlığında vezirler, kazaskerler ve diğer divan üyeleri tarafından Padişaha arz edilir. Padişah tarafından işaretlenen bazı bölümleri üzerinde çalışılıp yeniden arza çıkılır. Son biçimiyle onaylandıktan sonra “mühimme” defterlerine kaydolunup yürürlüğe girer ve bir “ferman, hüküm, buyruldu, kanunname, adaletname olarak uygulanmak üzere ait olduğu beylerbeyi, sancakbeyi veya kadılara gönderilir.

Bütün Ortaçağ ve Yeniçağ boyunca Osmanlı Devleti’nin belki de yegane “hukuk devleti” olduğu noktasında yabancı araştırmacılar bile birleşmişlerdir. Osmanlı Devleti’nde “Kanun-i Esasi” yalnız dini meseleler için değil, bireysel ve toplumsal insan davranışlarının düzenlenmesinde mutlak kudret olan “Kur’an”dır. Padişahın bugünkü anlamıyla “özel olarak çıkarılan kanunlar” hükmündekj istekleri, emirleri, fermanları, iradeleri, buyrulduları, hükümleri Şeriate aykırı olamazdı. Genel ve sistematik kanunlar ise «Divan-i Hümayun”da Padişahın vekili olan Sadrazam, özellikle kazaskerler ve diğer divan erkanı tarafından şeriate uygunluğu tartışılarak hazırlanıyordu.

Osmanlı devlet teşkilatında Şer’i işler “kaza” ve “ifta” olarak ikiye ayrılmıştır. İfta (fetva vermek) Şer’i sorunların çözümlenmesi, “kaza” da uygulanması anlamında kullanılmıştır. Şeyhülislam devletin ifta müessese¬sinin ve ilmiyye teşkilatının başıdır. Kazanın başı ise ilmiyye ricalinden olan Anadolu ve Rumeli kazaskerleridir.

Kadı’nın yetkisi tayin olduğu kaza içinde geçerlidir. Kadılar doğrudan kazaskerlere bağlıdırlar ve memuriyetleri süresince kazalar arasında dolaşırlar.

Kadıların hukukla ilgili asli görevleri tayin oldukları kazalarda (çağdaş terminolojiyle) hukuk, asliye ve ceza davalarına bakmak, kamu hukukunu korumaktır.

Önemli bir görevleri de (günümüzdeki anlamında) noterlik hizmetleridir. Kefa1et, vekalet, mukavele, borçlanma, vasiyet, senet gibi her tür akitleri kadı (veya naibler) yapar ve bunlar tutanak biçiminde sicil defterlerine yazılırdı.

Diğer taraftan kadı (ve naiblerin) en önemli görevlerinden biri de bulundukları şehir ve kasabaların belediye işlerine bakmaktır. Kadıların bu hizmetleri 1855 yılına kadar sürmüştür.

Narhların tanzimi ve sık sık denetlenmesi, esnafın teftiş edilmesi, ihtikar ve istifçiliğin önlenmesi, yolların gidip gelenlere açık ve salim tutulması, kaldırımların onarılmaları, “mail-i inhidam” binaların yıktırılması, talebelere zulmeden mubassır ve hocaların takib edilmeleri, hamalların ve yük hayvanlarının fazla yükletilmemeleri gibi beledi hizmetleri “ayak-naibleri, pazarbaşılar ve muhtesibler” aracılığıyla yürütürler, esnaf loncalarının kethüdalarını esnafın istekleri doğrultusunda tayin ve azlederler, lonca teşkilatının sağlıklı yaşamasına çalışırlardı.

Çok sorumluluk gerektiren yükümlülüklerinden biri de sefer sırasında ordunun iaşe, barut ve diğer mühimmatının hazırlatılması, bunlara ait bedellerin, sonradan hesap görülmek üzere mültezimlere ödettirilmesi, ordunun menzil işlerinin düzenlenmesi, seferden kaçanların cezalandırılmasıdır.

Bütün bu hizmetlerin aksatılmadan yürütülmesi için merkezde oturan kadılar kendilerine bağlı kasabalara naibler tayin etmeğe yetkili idiler.

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin