Osman Hamdi Bey ve Müzecilik

Nisan 30, 2013 1 Yorum »

osman hamdi Osman Hamdi Bey ve MüzecilikOsman Hamdi Beyin Hayatı, Eserleri ve Müzeciliğe Katkıları

30 Aralık 1842’de doğan Osman Hamdi Bey sadece Türk resim sanatı açısından değil aynı zamanda Türk müzeciliği açısından da çok önemli ve değerlidir. Kendisi ilk Türk müzecisidir ve ilk Türk müzesi olan “İstanbul Arkeoloji Müzesi” ni kurmuştur. Aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mektebinin, bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin kurucusudur.

Osman Hamdi Bey’in, Türk müzeciliği ve Türk resim sanatı açısından çok önemli bir yere sahip olmasında almış olduğu eğitimin büyük bir önemi vardır. Osman Hamdi’nin babası Sadrazam İbrahim Edhem Paşa, çocuklarının da kendisi gibi Avrupa’da eğitim görmesini istemektedir. Bu amaçla oğlunu hukuk eğitimi almak üzere Paris’e gönderir. Ancak Osman Hamdi hukuk ve resim eğitimini bir arada yürütmeye karar verir. Daha sonra ise hukuk yerine resim ve arkeoloji eğitimi almayı tercih eder ve o dönemin ünlü ressamları Jean – Léon Gérôme ve Gustave Boulanger’in atölyelerinde çıraklık yapar. Jean – Léon Gérôme gibi dönemin ünlü oryantalist ressamlarından ders alması onu oryantalizmin kucağına iter.

Takvimler 1869’u gösterdiğinde Osman Hamdi Bey, eğitimini tamamlayıp yurduna döner ve Bağdat Yabancı İşler Müdürlüğüne atanır. Bağdat yaşamına ait çeşitli görüntülerin yer aldığı tablolarını bu dönemde yapmıştır. Bağdat’ta bulunduğu süre içinde bölgenin tarihi ve arkeolojisiyle ilgilenir ve ilk arkeolojik çalışmalarını burada yapar, bazı tarihî eserleri İstanbul’a gönderir.

1871’de İstanbul’a dönünce 1881 yılına kadar sarayda çalışır, buradaki görevi yabancı büyükelçilerin protokol işlerini idare etmektir.

1869 yılında kurulmuş olan İmparatorluk Müzesi (Müze-i Hü-mayun)ne , 1881’de atanır. Osman Hamdi Bey’in müzeye müdür olarak atanmasında özel gazetelerde yayımlanan tarihî eserlerin korunması hakkındaki makalelerinin katkısı olur.

kaplumbaga terbiyecisi Osman Hamdi Bey ve Müzecilik

İşte Osman Hamdi Bey’in Türk müzeciliği için yaptıkları bu tarihten itibaren başlar ve çalışmalarıyla adını tarihe yazdırır.

Daha önce yabancılar tarafından başlatılmış ve yarım bırakılmış kazı çalışmalarını devralır ve çalışmalara kaldığı yerden devam eder. Bu, Türklerin gerçekleştirdiği ilk bilimsel kazı çalışmasıdır. Osman Hamdi Bey’in Türk müzeciliğine ve arkeolojiye katkıları bu kadarla sınırlı değildir. Yapılan arkeolojik kazıları tek elden kontrol eden disiplinleri de oluşturmuştur.

Osman Hamdi Bey, tarihî eserlerin yurt dışına rahat bir şekilde çıkarılmasının kendisine verdiği rahatsızlıktan dolayı tüzük hazırlama çalışmalarına başlar. 1883 yılında Güzel Sanatlar Akademisini kurar ve akademinin müdürlüğünü üstlenir. 1884 yılında Asar-ı Atîka Nizamnâmesi’ne eski eserlerin devlet malı olması ve yurt dışına çıkarılamayacağı esasına dayanan yeni kanun maddeleri ekleyerek bu alandaki boşluğu giderir. Bu kanun dışında, o zamana kadar yabancıların izin alarak yaptığı kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan eserlerin yurt dışına götürülmesine engel olacak hiçbir kanun yoktur. Bu kanunla tarihî eserlerin yurt dışına çıkarılması yasaklanmıştır. Ayrıca kanun, tarihî eserlere zarar verenlerin tazminat cezasına çarptırılmasını sağlayan maddeler de içermektedir. Osman Hamdi Bey’in yarım bıraktığı hukuk eğitiminin yararları burada görülür.

Nemrut Dağı, Sayda ve Lagina’da çeşitli kazılar gerçekleştirir ve yaptığı kazılarla ilk Türk arkeoloğu unvanını alır. Kendisi bu kazılarla ilgilenirken yakınlarını da başka kazılara yönlendirir. Aydın Tralles’te yaptırmış olduğu kazılardan mermer heykeller, Artemis’e atfedilmiş tapınağın frizleri ve birçok eser ortaya çıkarılır. “Sayda” kazı çalışmaları sırasında İskender Lahdi’ni gün ışığına çıkarmayı başarır.

Osman Hamdi Bey, bir binada tarihî eserlerin korunması için uygun koşulların sağlanması konusuna da el atar. Aya İrini’den sonra Çinili Köşk’e yerleştirilen eserler üst üste depolanmaktadır. Müzeciliğin yanı sıra eser depolamak, onları korumak ve kaydetmekte de bilgili olan Osman Hamdi, bu konudaki çalışmalarına başlar. Bulunan eserlerin uygun koşullarda sergilenmesi, gerçek anlamda İ mparatorluk Müzesi binasının yapılması için dönemin yöneticilerini ikna eder ve inşaat çalışmaları başlamış olur. Müze için gerekli olan fotoğrafhaneyi, kütüphaneyi ve modelhaneyi tamamlatır. Temelleri 1881’de Müze-i Hümayun olarak atılan yapı, 1891 yılında “İstanbul Arkeoloji Müzesi” olarak tam anlamıyla hizmete açılır.

Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanında başarılı çalışmaları ile adını iyiden iyiye dünyaya duyurur. Fransız, Alman, İspanyol ve Yunan müzeleri tarafından başarısı madalya ve nişanlarla ödüllendirilir.

Bir yandan kazı çalışmaları bir yandan müzeyi geliştirme çalışmaları devam eden Osman Hamdi Bey’i, en çok resim yapmak mutlu eder ve resim yapmayı hiç bırakmaz.

Osman Hamdi Bey, 1910 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. Ölümü yurtta ve dünyada büyük yankı uyandırır ve üzüntü yaratır.

Aslında o zamanın koşulları düşünüldüğünde Osman Hamdi Bey’in ne kadar ciddi işler başardığını anlayabiliriz. İnsanların tarihî eserlere olan bakışını “Nasıl olsa bizde bu taşlardan çok var.” anlayışından kurtarmıştır.

Günümüzde hâlâ sergilenmekte olan İskender Lahdi’nin yanı sıra çivi yazısıyla yazılan ilk aşk şiiri, ilk evlilik sözleşmesi ve ilk borç sözleşmesini içeren tabletler, Kadeş Antlaşması’nın yazılı olduğu eser ve daha birçok farklı döneme ait tarihî eser bu kazılar sonucunda müzelerdeki yerini almıştır.

 

Benzer Yazılar

1 Yorum

  1. yağmur 10 Şubat 2014 at 16:13 - Reply

    OSMAN HAMDİ BEY’in türk müzeciliğine katkıları neden yazmıyo :((

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin