Nasreddin Hocanın Kişiliği ve Fıkralarının Özellikleri

Aralık 7, 2012 Yorum yok. »

Nasreddin Hoca Nasreddin Hocanın Kişiliği ve Fıkralarının Özellikleri  Nasreddin Hocanın Dünya Görüşü, Kişisel Özellikleri ve Fıkraları Hakkında Bilgiler

Nasreddin Hoca, güldüren gerçek olarak kendisini dünya edebiyatına maleden bir halk filozofudur. Nasreddin Hoca, Türk halkının yarattığı bir mizah dehasıdır. Ünü bugünkü Türkiye’nin sınırlarını aşan bir halk bilgesidir. Türklüğün büyük mizah sembolü Nasreddin Hoca’nın doğduğu yer Eskişehir’in güney doğusundaki Sivrihisar’dır. Uzun medrese tahsilinden sonra Nasreddin Hoca, bir ara Sivrihisar’da kadılık yapmıştır. Hoca, bilahare Konya ve Akşehir’e Müderris olarak gitmiş ve Akşehir’de 1360 tarihinde ölmüştür.

Nasreddin Hoca, kelimenin tam anlamıyla “milli” bir şahsiyettir. Yediden yetmişe ve her bölgedeki Türk halkı onu tanımakta, sevmekte, fıkralarını kendi mizahına bir aracı saymaktadır. Nasreddin Hoca’nın her yaptığı bir hikmete, sağduyuya, ahlak esasına dayanır. Bunun için halkımız onda filozofluk ve ermişlik bulur. Batılılar da “hayat bilgeliği” sezmişlerdir.

Nasreddin Hoca, her mihnetin, her çıkmazın bir hoş yanını arar bulur. Ancak halkın dertlerini onunki kadar güçlü bir acı mizah çeşnisi içinde dile getirebilecek filozof sanatçı da kolay bulunamaz. Bu mert ve güler yüzlü insan gerçekçi, sabırlı, ağırbaşlı yanları ile yüksek bir tarafını temsil etmekte olduğu Türk halkının kendisidir.

Nasreddin Hoca, değerli bir halk sanatçısı, sanatının felsefesini fıkraları ile açıklayan bir filozoftur ve kültürümüzün dünyaca tanınmış tek kişisidir. Efsanevî Hoca, tarihi şahsiyeti yanında halk bilimi sahasına girmiş, halk edebiyatına mal olmuş bilinçli bir düşünce ve zekâ örneğidir.

Nasreddin Hoca, Türk halkının yarattığı bir mizah dehasıdır. Nasreddin Hoca güldüren gerçek olarak kendisini dünya edebiyatına maleden bir halk filozofudur. Ünü bugünkü Türkiye’nin sınırlarını aşan bir halk bilgesidir. Nasreddin Hoca, bütün insanlığın ortak malıdır. Onun fıkralarıyla birtakım batı fıkraları arasında ortak yanlar, benzerlikler vardır. Ama Nasreddin Hoca su katılmadık bir “Anadolu”, su katılmadık bir “doğu”dur. Nasreddin Hoca, uluslararası olduğu kadar “nevi şahsına münhasır” mahalli bir mizah kahramanıdır. Nasreddin Hoca’nın her yaptığı bir hikmete, sağduyuya, ahlak esasına dayanır. Bunun için halkımız onda filozofluk ve ermişlik bulur. Batılılar da “hayat bilgeliği” sezmişlerdir.

Abdülbaki Gölpınarlı onun kişiliği hakkında şöyle diyor: “… Her ne olursa olsun, Hoca, perdecileri olan, harem ağalarının dolaştığı haremlerde, beyaz topuklu, yalın yüzlü hizmetçilerin, nâz ile hurâman olduğu saraylarda yaşamış bir tip değildir. Hoca, dert çeken, acıkan, ağlayan, bazen uman, isteyen, inanan ve sırasında inancıyla alay eden, efkârlanan ve sırasında efkârını bir nüktede boğan halktır; hem de tarih boyunca halk.” Nasreddin Hoca, gerçekten zaafları, sıkıntıları, kusurları, korkularıyla, kısacası her şeyiyle, tam bir halk adamıdır. Hoca, aykırı konuşmasını seven, aklıselimi kuvvetli, neşeli babacan bir tiptir. Mizahı, hiciv kadar yıkıcı değil, yapıcıdır. Hoca, iyi niyetlerin timsalidir. Kavuğuyla, cübbesiyle, kürküyle, eşeğiyle dekor olarak bütünleşmiş olan Nasreddin Hoca, çevresindeki insanlarla ilişkisi ve şakacı mizacıyla da Türk toplumunun güler yüzü olmuştur. Nasreddin Hoca, her mihnetin, her çıkmazın bir hoş yanını arar bulur. Ancak halkın dertlerini onunki kadar güçlü bir acı mizah çeşnisi içinde dile getirebilecek filozof sanatçı da kolay bulunamaz.

Nasreddin Hoca, 13. yüzyılda çeşitli siyasi ve kültürel çalkantılarla yoğrularak bunalan Türk insanının billurlaşmış bir temsilcisidir. Nasreddin Hoca, düşünen, iyi değerlendiren, olaylara sevgi ile yaklaşan bir nüktedandır. Nasreddin Hoca, fıkralarında bireysel ve toplumsal hayatla ile ilgili, gerçekleşmesi istenen davranış özelliklerini oluşturan eğitici mesajların yanında, insan sevgisi, esneklik, zeka gibi çağdaş özellikler taşıyan bir kişilik çizerek de başlı başına bir eğitim değeri yaratmaktadır. Türk kültürüne ve Türk toplumuna, Nasreddin Hoca’nın kişiliğinin önemli katkıları olabilir.

Nasreddin Hoca, kelimenin tam anlamıyla bir “millî” şahsiyettir. Yediden yetmişe, her kademedeki ve her bölgedeki Türk halkı O’nu tanımakta, sevmekte, fıkralarını kendi mizahına vasıta yapmaktadır. Hoca, bir psikolog ve sosyolog gibi insanların davranışlarını gözler, tahlil eder, kendine has metotlarla çözümler üretir. Hoca birçok nüktelerinde bunu ortaya koymuştur. Örnek: Bir gün evine hırsız girer, nesi var, nesi yok hepsini yüklenip götürür. Duyan herkes, yine suçu Hoca’ya yükler:

- İlâhi Hoca, insan kapısını kilitlemez mi? Ev yalnız bırakılır mı? diye suç üstüne suç yüklerler Hoca’ya… Hoca ise şu cevabı verir:

- Anladık, bütün kabahat bende; ama şu hırsızın hiç mi suçu yok? Nasreddin Hoca’nın yaşadığı devir, Anadolu’nun bin bir çileyle karşı karşıya geldiği yıllardır. Bunların başında da yoksulluk ve acılar gelir. Hoca, nüktelerinde bu gerçeğe dikkat çeker ve üzerinde düşündürür.

Günlerden bir gün Hoca çok açtır. Belli ki kesesinde parası da yoktur. Hemen yol üzerindeki fırına uğrar. Yiyecek ekmek istemeyi kendisine yakıştıramadığı için, fırıncıya şöyle bir soru yöneltir:

- Bu ekmeklerin hepsi senin mi? Ekmekçi:

- Evet, benim! diye cevap verir. Bu cevap karşısında Hoca’nın biraz canı sıkılır ve çıkışır:

- Be adam ekmeklerin var, hepsi de senin, ne duruyorsun, yesene! Hoca’nın bu derece gönülden sevilmesinin ana sebebi, O’nun nüktelerinde ele alınan konuların hayatla iç içe olması ve her seviyedeki insana hitap etmesidir.

Hoca’nın fıkralarına gülünür. Ama asıl amaç güldürme değil, düşündürerek insan davranışlarında müspet yönde değişiklik meydana getirmektir. Bir mantıksızlığın, düzensizliğin ve tutarsızlığın göz önüne serilişi bu yüzdendir. Hoca’nın fıkralarında tabiat ve toplum unsurları çoktur. Onun nüktelerinin ayırt edici özelliği, zamana, mekana, olaylara ve problemlere uygunluk arz etmesidir.

O’nun fıkralarında gözümüzün önünde, yaşayan, belirli bir insan canlanır. Fıkralarının içinde bir dünya görüşü sezilir. Hoca’nın dünya görüşü, felsefesi iyimserdir. Mizah, Nasreddin Hoca’nın fıkralarının en önemli özelliğidir. Mizah, fıkraların temel dokusudur. Hoca’nın mizahı toplumcu ve insancıldır. Kişilerin birbirleriyle şakalaşması veya birbirlerini atlatması esasına dayanmaz. Hoca, bir toplum tenkitçisidir ama hicivci değildir. Taşlamayı ve horlamayı sevmez. Yalnız bütün insanlardaki ortak kusurları ve zaafları yakalar. Nasreddin Hoca’nın fıkraları günlük değildir, kalıcıdır. Zamanı, yeri, kişileri değişen fıkra, mizah değerinden hiçbir şey kaybetmez. Nasreddin Hoca’nın mizahı çok yönlüdür. Öyle fıkraları vardır ki, hem güldürücü, hem şaşırtıcı, hem düşündürücü hem de eğlendiricidir.

Nasreddin Hoca’nın mizahının dayandığı esaslardan birisi hazırcevaplık, mantık dışı durum ve sözlere başvurmadır. Hoca’nın fıkralarında bu yola sık sık başvurulmuştur. Hoca, birçok kez mizah için “zıtlık” kavramından büyük bir ustalıkla yararlanmış, bu işin üstesinden de sağlam bir diyalektik kurarak gelmiştir. Kıştan da, yazdan da yakınanlara, bahara bir şey diyen var mı? diye cevap verir. Bu fıkrada kışa tez, yaza antitez, bahara da sentez denilirse yanlış bir yorum yapılmamış olur. Mizahında kelime oyunlarına da yer vermiştir. Kelime oyunları ile mizahını iki şekilde yapmış; kafiyeden yararlanarak, benzetmeden yararlanarak. Örnek: Koynuna sakladığı yeni pabuçlarını kitap sanarak: “Sahaflardan mı aldınız?” diye sorana:

- “Hayır, kavaflardan aldım” demesi gibi.

Nasreddin Hoca, ölümle mizah yapabilecek kadar usta bir mizahçıdır. Ölüm döşeğinde bile Azrail’i alaya alarak: “Hanım tak takıştır, sür sürüştür; Azrail belki de seni beğenir, beni almaktan vazgeçer” der. Hoca mizahını kurmak için abartma yoluna pek rağbet etmemiştir. Yine Hoca mizahını yaparken ima yoluyla karşısındakini ağır bir şekilde taşlamaktan çekinmez. Çağrışım da Nasreddin Hoca’nın mizahının dayandığı esaslardan biridir. Ölen erkeğinin ardından karısının “Dön erkeğim geriye, gittiğin yerde ne od var, ne ateş” diye feryat ettiğini işitince, hemen aklına kendi evi gelir ve karısına: “Eyvah hatun der, cenaze bizim eve geliyor” vb. Nasreddin Hoca mizahı, Türk halkının sorunlarıyla beraber yürüyen, yani canlı, toplum ve halk eğitimine yönelmiş, yapıcı bir mizahtır. Türk halkı yüzyıllar boyunca dertlerini bu mizahla avutmuş, sevinebildiği mutlu günlerde de bu mizahın sevinciyle yaşamıştır.

Nasreddin Hoca’nın fıkraları mekan, zaman, kişiler, dil ve üslup bakımından da dikkat çekicidir. Fıkraların geçtiği mekan, köy ile şehir arası bir yerdir. Doğduğu, öğrenimini yaptığı, yaşayıp öldüğü çevre olan Sivrihisar, Akşehir, Karahisar gibi şehir ve kasabalardır. Hoca’nın yaşadığı bu yerler tarlalar, mektep ve medrese, çarşı-pazar oldukça hareketli bir sosyal hayatla iç içe olan tabii mekanlardır.

Nasreddin Hoca’nın fıkralarındaki zamanı kesin olarak belirtmek mümkün değildir. Fıkralardaki olayların hangi zamanda ve yerde geçtiği de kestirilemez. Fıkralarının birçoğu “Bir gün Hoca’ya”, bazıları da “Bir gece” diye başlamaktadır. Fıkralarındaki kişiler esasta pek kalabalık değildir. Fıkralarının başkahramanı kendisidir. Kişilerin hemen hepsi gerçek, tabii, Hoca’nın yaşadığı çevreden insanlardır. Etrafında en çok görünenler karısı, eşeği ve komşularıdır. Bazen oğlu ve kızı, arada bir Timur gibi ünlü kişilerde bulunur. Hıristiyanlar, Museviler, eş -dost, davalı – davacı, tacir, esnaf, çiftçi, molla, hırsız, dilenci, değirmenci vb. olarak bütün bir kasaba halkıdır. Karısı diyaloğun ikinci kişisi olur, Hoca’nın nüktelerine soru zemini hazırlar. Diğer kişiler, Hoca’ya nükte ve zeka fırsatları veren gelgeç kimselerdir.

Nasreddin Hoca fıkralarının diğer önemli bir özelliği de dil ve üsluptur. Fıkraların dili konuşma dilidir. Halkın konuşma dilinin bütün özelliklerini O’nun fıkralarında bulmak mümkündür. Fıkralar kısadır. Uzun tasvirlere ve süslü cümlelere yer yoktur. Kolay anlaşılır, akılda kalıcı, az sözle özlü bir anlatımı vardır. Fıkralarında çeşitli mesajlar verir. Fıkranın son sözünü mutlaka Nasreddin Hoca söyler ve fıkra orada noktalanır.

Nasreddin Hoca fıkralarının birçoğu atasözü ve deyimler gibi bir toplumun hayat tecrübelerini, hayata bakış açılarını kısa, özlü, ahenkli kalıplaşmış bir anlatımla yansıtmaktadır. Hoca’nın fıkraları, atasözlerimiz ve deyimlerimiz gibi toplum psikolojisini, hayat görüşünü, uzun yıllar denenip, gözlemlenmiş gerçekleri alarak adeta bir ayna gibi yansıtmaktadır. Nasreddin Hoca’nın her biri ayrı hikmet taşıyan ve dilimizde yer etmiş sözleri, aynı zamanda kültürümüzü zenginleştirmiş ve dilimize bir renk katmıştır.

Nasreddin Hoca’nın fıkralarındaki önemli bir öge de bir toplum eğiticisi olmasıdır. Hoca, insanları eğitmenin bir toplum işi olduğunu bilir. Hoca, nüktelerinde daha çok insanın bencilliği, fırsatçılığı, zayıflığı, korkuları ve şüpheleri üzerinde durur. Nasreddin Hoca, insana, her şeyden daha fazla değer vermektedir. Hoca, boşboğazlık edenler, boş yere ömür geçiren boş kafalılar, bir baltaya sap olma yerine boş gezenin boş kalfası olanlar, üç kuruş keyif için borca batanlar, haline bakmayıp çalım satanlar, çam devirenler, çalıp çırpmayı meslek edinenler, tavşana kaç tazıya tut diyenler, hep “vur abalıya” felsefesi ile hareket edenler. vb. kötü huylu kişilerle hiç geçinememiş, ömür boyu bunlarla mücadele etmiştir.

Nasreddin Hoca, insanların çok yönlü düşünmesini ister. Öğretmek istediği bir husus da teşebbüs ruhudur. Bu ruha sahip olan insanlar işin başını ve sonunu aynı anda görebilirler. Hoca, her türlü aşırılığın zararlı olduğu inancındadır. Hoca, bencilleri, sadece kendi çıkarını düşünenleri de sevmez. Çünkü bu düşünce pek çok kötülüklerin de kaynağını oluşturur. Hoca, bunun ne derece zararlı olduğunu anlatmak için, “kötü adam” rolü bile üstlenir. Hoca’nın nükteleri bir bakıma kalkan görevini görmektedir. Fıkralarındaki kişiler, kendisine yapılan saldırıları, nükte sayesinde savar veya hafif atlatır. Hoca’nın nüktelerinin tamamına yakınının, düşünmenin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olduğu görürüz. Hoca’nın birçok nükteleri düşünme ile ilgilidir. Hoca, bilgiye değer veren bir kişidir. Özellikle de bilim yerine gösterişi ve dış görünüşü ön plana çıkaranların gülünç durumlarını ortaya koyar. Tecrübeye de değer verir. Hoca, ikazlarını yaparken öyle ulu orta her yerde, her şeyi söylemez. Uygun zamanı bekler, fırsat düştüğünde nazik bir şekilde araya girer ve taşı gediğine koyar. Hoca’nın eğitim prensipleri içerisinde “ferdi farklılık”, son derece önemli bir unsur olarak görülmektedir. Hoca’nın fıkralarında ayrıca soru – cevap metodu da dikkat çekmektedir. Hoca, çok soru sorulan bir kişidir. Bunlardan bir bölümü de gereksiz ve mantıksız sorulardır. Hoca’yı güç durumda bırakmak için sorulan sorular da vardır. Bazen bir şeyi öğrenmek için, Hoca’nın da sorduğu sorular olmaktadır. Hoca, alay edilmek istendiğinin farkında olduğu zaman soruya şaşırtıcı bir nükteyle cevap verir, karşısındakini mat eder.

Hoca, çokbilmiş geçinenleri, tepeden bakanları, pireyi deve yapanları, yere bakan yürek yakanları, edebiyat yaparak hak elde etmeye çalışanları, kırık dökük bilgilerle bilgiçlik taslayanları, hep dört ayaküstüne düşenleri, kendi delilleriyle susturmaktadır. İnsanların zaaflarını da bir hayret ve şaşkınlık duygusuyla nükte şeklinde ortaya koymaktadır. Nasreddin Hoca’nın hayatı, her haliyle, bütünüyle eğitimcidir.

Sonuç olarak Nasreddin Hoca, Türk düşüncesinin ve Türk karakterinin birçok inceliklerini yansıtmaktadır. O, bir halk eğitim filozofudur. Hoca’nın ele aldığı konular insan ve problemleridir. O, fıkralarında nükte ile tefekkürü birleştirmiştir. Hoca’yı anlamak için, Türk tarihini, Türk edebiyatını, Türk halk bilimini, kısaca Türk kültürünü çok iyi bilmek gerekir. Bu mert ve güler yüzlü insan gerçekçi, sabırlı, ağırbaşlı yanları ile yüksek bir tarafını temsil etmekte olduğu Türk halkının kendisidir. Gelecek kuşaklara en iyi örnekleri gösterip, benimsetmede, bir toplum eğiticisi olarak Nasreddin Hoca bir örnek olarak gösterilebilir. Bizi dünyaya tanıtan bir kültür elçisi olarak Nasreddin Hoca’yı eğitimin bütün kademelerinde çok iyi tanıtmalı ve O’nun hatırasını çok iyi yaşatmalıyız.

Üniversitelerdeki bitirme tezlerinde Nasreddin Hoca gibi kendi değerlerimize yönelmeli; Hoca’yı çizgi filmle, çizgi romanla, kuklalar ve okul oyunları ile genç kuşağın karşısına özenle çıkarmalı ve sevdirmeliyiz. Nasreddin Hoca, millî karikatürümüzün de ilham kaynağı olmalıdır. O’nu, hikâyemizde, romanımızda, tiyatromuzda, yazılı ve görsel iletişim araçlarımızda bütün yönleriyle tanıtmak millî politikamız olmalıdır.

1. Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Sempozyumu/ Yard.Doç. Dr. Hamdi GÜLEÇ

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin