Nasreddin Hoca Fıkralarının Özellikleri

Şubat 27, 2012 Yorum yok. »

nasreddin hoca Nasreddin Hoca Fıkralarının Özellikleri

 Nasreddin Hocanın Fıkraları ve Nasreddin Hoca Fıkralarının Genel Özellikleri

Bir mizah türü olarak kullanılan fıkraların ana işlevi güldürmektir. Fakat mizahın fonksiyonunu sadece bununla sınırlayanlayız. Kimi fıkra örneklerinde düşündürme, eğlendirme, eleştirme… gibi özellikler de görürüz.

Sözünü ettiğimiz metinler Hoca’nın fıkraları ise durum daha değişir. Onda fıkra kavramı çok değişik fonksiyonları içerir. Başka bir ifadeyle Hocamızın mizahı çok yönlüdür. Nasreddin Hoca, fıkra kavramım oldukça geniş bir anlam boyutunda ele almıştır. Bu çerçevede öne çıkan nitelikler güldürme, eğlendirme, düşündürme, eğitme ve ders vermedir.

a) Güldürme ve eğlendirme

Her fıkra gib Nasreddin Hoca’ya ait olanlar da ilk bakışta “güldürücü” bir nitelik taşırlar. Bu yüzden mizah, fıkraların temel özelliğini oluşturur. Ama Hoca’nın güldürme tarzı “kahkaha” değil “tebessüm“dür.

Güldürme, peşinden doğal olarak eğlendirmeyi, hoşça vakit geçirtmeyi getirecektir. Bu yüzden Nasreddin Hoca’nın fıkraları daha çok eş dost meclislerinde söylenir. Tebessümle gevşeyen sinirler, kişileri rahatlatır. Bulundukları ortamda güven ve rahatlık duygusu içerisinde hoşça vakit geçirirler.

b) Düşündürme, eğitme, ders verme

Fakat hemen ardından dikkati çeken özellik “düşündürücü” olmalarıdır. Zira “fıkralarda gülme fonksiyonu amaç değil araç” olarak yer almaktadır. Nasreddin Hoca, bu araç vasıtasıyla dinleyenin, okuyamn dikkatini fıkra üzerine çevirmekte, böylece akıl, zeka, kavrayış., melekeleri harekete geçen kişi gülmenin ardından hemen düşünme boyutuna geçmektedir. Zira sadece gülme boyutunda kalan insan, bir tür gülme hastalığı diyebileceğimiz bir duruma yakalanır. “Mesela çocuklarda düşünme yeteneği ikinci planda kaldığı için başkalarının acı çekmelerine erişkinlerden daha çok gülerler:” O bakımdan Nasreddin Hoca gibi bir toplumsal önderi işi sadece insanları güldürmek olan biri sıfatıyla düşünemeyiz. O, her fıkrasında aklımıza, zekâmıza seslenmektedir.

Nasreddin Hoca fıkralarında düşündürmenin asıl işlev olmasınm bir sebebi de kişiye bir şeyler öğretmektedir. Çünkü “mizah, bir telkin ve ders vasıtasıdır.” Nasreddin Hoca, fıkralarında bir İslam büyüğü olarak bu dinin çok önemli bir temel ilkesini uygulamaktadır. O da “iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak” şeklinde ifade edilen durumdur. Yani iyi, güzel ve doğru olan davranışları insanlara benimsetmek, onlarda görülen çıkarcılık, sevgisizlik, bilgisizlik… gibi olumsuz, kötü davranışlarını düzeltmelerini sağlamaktır.

Nasreddin Hoca’nın fıkralarında bu nitelikler bazen tek başına bazen de bir kaçı bir arada kendini gösterir.”

Bu durumu “Ye Kürküm Ye” fıkrası üzerinde görebiliriz.

“Hoca, kendisine gönderilen bir davetiye uyarınca bir ziyafete gitmiş. Ancak, aceleden olacak üstünde gündelik, eski elbiseleri varmış. Bu yüzden kendisine pek aldırış eden olmamış. Rahmetli, bir yolunu bulup doğru evine gitmiş ve zengin işlemeli, bayramlık kürkünü giyip dönüp gelmiş ziyafete… Gelmiş ki, kendisine büyük bir itibar edip baş köşeye oturtmuşlar. Yemek vaktinde sofrada en iyi yeri ona vermişler. Yemek gelince Hoca, hemen kürkünün yakasını çorba kâsesine daldırıp: ‘Ye kürküm ye, ye kürküm ye!’ demeye başlamış… Duyanlar şaşırıp sormuşlar:

- Hayrola Hocam, ne yapıyorsun, hiç kürk yemek yer mi? Hoca:

- Madem ki, demiş, bütün izzet ikram kürküme, yemeği de o yesin bari!”

Bu fıkrada Nasreddin Hoca, “kürkünün yakasını çorba kâsesine daldırmak” şeklindeki şaşırtıcı davranışıyla insanları bir taraftan güldürüp hoşça vakit geçirmelerini sağlarken buyandan da fıkranın sonunda yer alan sözüyle onları düşündürmekte ve görünüşe göre insanlara değer veren anlayışı eleştirmektedir. Dolayısıyla bu fıkrada dört nitelik birlikte bulunmaktadır.

Şu fıkrada ise Hoca, sadece ders verici, öğretici durumundadır. “Rahmetliye sormuşlar:

- Hekimlik bilir misin? diye.

- Bilirim, demiş ve şöylece özetlemiş bildiklerini:

-Ayaklarını sıcak tut, başını serin. Kendine bir iş bul, düşünme derin”.

Nasreddin Hoca’nın fıkralarında güldürme, eğlendirme, düşündürme, ders verme şeklinde belirttiğimiz dört temel özellik yanında başka nitelikler de mevcuttur. Aslında bunlar temel amaçların gerçeklemesi için kullanılan özelliklerdir. Öte yandan bu özellikleri bir fıkranın Hoca’a ait olup olmadığını belirlemede ölçü olarak kullanılabilecek özellikler olarak da görmek mümkündür.

Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

a-Hazır cevaplılık

Bu özellik Hoca fıkralarının olmazsa olmaz özelliğidir. Hoca, fıkrada anlatılan olay durum karşısında bu olay durum ne kadar karmaşık olsa bile hazırcevap birisi olarak görürüz. Bu anlamda Hoca’yı hiç kimse, hiçbir şekilde zor duruma düşüremez. Nasreddin Hoca, engin bilgisi, deneyimli kişiliği, insan ve toplum psikolojisini iyi kavramış biri sıfatıyla hikmet ve espri dolu nüktesini söyleyerek muhatabım susturur. Şu fıkrada Hoca’nın hanımının isteğini yerine getirmemek için söylediği söz tam bir hazır cevaphlık örneğidir.

“Gece yarısı karısı Nasreddin Hoca’yı uyandırmış: -Efendi, demiş. Şu sağ yanımdaki mumu bana versene. Hoca kızmış:

-Hanım, demiş. Bu karanlıkta ben sağımı solumu nerden bileyim.

 b-Şaşırtmaca

Hoca, kimi durumlarda muhataplarına onların hiç beklemedikleri cevaplar verir. Böyle durumlar genellikle Hoca’nın ilk planda bir çıkmaza girer gibi olduğu durumlardır.

Mesela kendisinden borç ya da ödünç bir şey isteyenlere karşı böyle davranır. Onları şaşırtıcı zeka oyunlarıyla bir şey söyleyemeyecek yahut yapamayacak hale getirir.

“Hoca çocukken mahalledeki en yüksek ağacın tepesine çıkabileceğini söylemiş. Arkadaşları “çıkamazsın” demişler. Küçük Nasreddin:

- Haydi kavilleşmeye, demiş, yarımşar akçe çıkın ortaya, kaybedersem toplanan para kadar ceza öderim, kazanırsam hepsini alırım paraların. Çocuklar kabul etmişler Hoca’nın teklifini. Nasreddin:

- Çabuk, demiş, bana uzun bir merdiven getirin! Arkadaşları:

- Ama, demişler, hesapta merdiven yoktu. Küçük Nasreddin şu cevabı vermiş:

- Peki, hesapta merdivensiz çıkmak var mıydı? Ve indirmiş toplanan paralan cebine!..”

c-Taşlama

Çok zarif bir eleştiri dili olan Hoca, kimi durumlarda sözünü esirgemez. Karşısındakini ağır bir şekilde taşlar. Hoca bu yöntemi genellikle kendisiyle alay etmeye yeltenenlere karşı kullanır. Bazen de cimrilik yapanlara, kendisini büyük görenlere karşı böyle davranır. Timur’la ilgili fıkralanın birçoğu böyledir. Hoca, onun ne hükümdarlığım dinler ne zalimliğini söylemesi gerekeni çekinmeden söyler.

“Hoca ile Timur bir gün hamamda yıkanırken Timur sormuş:

- Kul olsam da satılsam acaba kaç akçe ederim?

Hoca:

- Elli akçe, demiş. Timur:

- Hoca insaf demiş, sadece şu üstümdeki peştamal elli akçe eder. Hoca yapıştırmış cevabı:

- Ben de zaten onun değerini söyledimdi!”

e-Eleştiri

Hoca, aynı zamanda iyi bir eleştirmendir. Bir kişi, olay ya da durum hakkında son derece mantıklı yorumlar yapar. Olumsuzlukları hemen fark edecek bir ferasete sahiptir. Fakat muhatabım eleştirirken sözünü esirgemez ama bu eleştiriyi çok zarif ve etkili bir dille yapar. Onun şu fıkrası cimriliğin böyle bir eleştirisidir:

“Hoca, arkadaşlarıyla birlikte bir bahar günü Akşehir Gölü’nün kenarına mesireye gitmiş. Tam eğlenirken adamın biri göle düşmüş. Düştüğü yer de derinceymiş. Adam yüzme de bilmiyormuş. Sık sık elini çıkartıp imdat diye bağrnyormuş. Millet gölün kenarına koşuşup:

- Ver elini, ver elini! diye bağırmış. Fakat göldeki, kimseye elini uzatmamış… Derken Nasreddin Hoca yetişip adama:

- Al şu elimi! Der demez, neredeyse boğulmak üzere olan adam rahmetlinin eline yapıştığı gibi kendini kıyıya zor atmış.

Kazadan soma Hoca’nın etrafım saranlar:

- Hoca, demişler, anlamadık gitti, biz adama “ver elini” dedik, dinlemedi; sen “al elimi” dedin, seni dinledi, nedir bu iş?

Hoca gülümseyerek şu cevabı vermiş:

- Siz o adamın ne kadar cimri olduğunu bilmezsiniz. O sadece alır, vermez. Onun için ben “al elimi” deyince dediğimi yaptı. İşin sırır bu işte!”

f-Özeleştiri

Eleştiri söz konusu olan karşımızdaki kişiyse son derece kolay yapılan bir iştir. Ama bir insanın kendini eleştirebilmesi yani özeleştiri yapabilmesi son derece zordur. Fakat Hoca, sadece karşısındakini eleştirmekle kalmaz, hiç bir komplekse düşmeden bunu rahatlıkla yapar. Bu durum fıkralara inandırıcılık ve etkileyicilik kazandırır. Şu fıkrası bu durumun bir örneğidir.

“Hoca ata binmek istemiş, becerememiş. Kendi kendine: “Hey gidi gençlik!” diye söylenmiş. Sonra çevresine bir iki baktıktan soma:

- Bırak palavrayı Nasreddin, demiş, ben senin gençliğini de bilirim!”

Kaynak: Anadolu ve Dünya Bilgesi Nasreddin Hoca ve Fıkraları

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin