Köroğlu ve Köroğlu Destanı Hakkında Bilgiler

Nisan 9, 2012 1 Yorum »

koroglu Köroğlu ve Köroğlu Destanı Hakkında Bilgiler

 Köroğlu Kimdir, Köroğlu Destanı, Köroğlu Hikayeleri Hakkında Bilgi

Halk kitleleri arasında yaşayan çeşitli kahramanlık hikâyelerinin, zamanla bir menkabe dairesine dönüşmesi, destanla halk hikâyeleri arasındaki, organik bağlantıyı göstermektedir. Köroğlu anlatmaları, halk içinde sözlü gelenekte yaşarken, birbirinden kopuk gibi görünen belki de aslında da birbiriyle ilgileri olmayan kimi anlatmalar, bir kahramanın adı altında toplanmıştır. Bazan da bu gelişimin tersi gerçekleşmekte, özgün menkabedeki kimi varyantlar, adlar değişmekte; böylelikle yeni anlatım biçimleri, yeni “menkabe daireleri” oluşmaktadır.

Köroğlu anlatmaları, işte bu oluşumun tipik bir örneğidir. Bu ürünler için de, bir terim sorunu sözkonusudur. Başlığımızda (ve tür hakkındaki en dolgun çalışma olan, Prof.Dr. Pertev Boratav’ın eseri Köroğlu Destanı’nında) kullanılan “destan” sözcüğü, destanla, halk hikâyesi türleri arasındaki geçişi göstermektedir. Destanlara özgü birçok özelliğin, Köroğlu’nda bulunması, onları “destan” olarak nitelendirmemizi zorunlu kılmaktadır. Köroğlu anlatmalarının tümünde ağırlıklı olarak destanımsı; kent merkezlerindeki anlatmalarda ise masal öğeleri ağırlıklıdır. Destanın kahramanı olan Köroğlu, destan dairelerini oluşturan tiplerin özelliklerini taşımaktadır : Türk-İran savaşları, Türkmen-Alevî çatışmaları, Celâlî isyanları, hikâyelerin, temel tarihsel dayanaklarıdır. Ancak Köroğlu için örneğin Manas gibi tam bir destan bütünlüğüne sahiptir, diyemiyoruz. Sibirya steplerinden, Rumeli boylarına kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada, değişik anlatmaları olan bu destan, yeni epizodlarla, günümüzde bile, hâlâ genişleme olanaklarına sahiptir. En zengin derlemelerden biri olan, Behçet Mahir anlatmasına dayalı Mehmet Kaplan, Muhan Bali, Mehmet Akalın derlemesiyle kitaplaşan Köroğlu Destanı (Ankara, 1973) bile, sınırlı bir malzemeyi kapsamaktadır. Sözlü gelenekte yaşayan sayısız varyantın, yazıya geçirilmediğini, rahatlıkla düşünebiliyoruz. Çeşitli Türk dili alanlarında derlenecek Köroğlu anlatmalarıyla, dünya edebiyatına, uzun soluklu bir Türk destanı kazandırılabileceği kanısındayız.

Köroğlu hikâyelerini kapsayan her bir varyant, kol adıyle bilinmektedir. Boratav’ın saptadığı kollar şunlardır : 1. Köroğlu’nun zuhuru, 2. Ayvaz kolu, 3. Köse kolu, 4. Demircioğlu kolu, 5. Kocabeyoğlu, 6. Kiziroğlu Mustafa Bey, 7. Bağdat-Ferman kolu, 8. Hasan Paşa Silistre kolu, 9. Bolu Bey, 10. Demircioğlu-Halep, 11. Dağıstan-Hazar Bey kolu, 12. Kenan kolu, 13. Kayseri, 14. Gürcistan, 15. Son kol, 16. Celalî Mehmet Bey kolu. Yukarıda andığımız Behçet Mahir anlatmasına dayalı Köroğlu Destanı’nda ise şu kollar bulunmaktadır: 1. Köroğlu’nun zuhuru, 2. Köroğlu ile Demircioğlu, 3. Demircioğlu-Reyhan Arap, 4. Köroğlu’nun Ayvaz’ı kaçırması, 5. Köroğlu- Han Nigar, 6. Köroğlu-Han Nigâr- Hasan Bey- Telli Nigâr, 7. Akşehir Telli Nigâr Cengi, 8. Keloğlan’ın Köroğlu’nun atını kaçırması, 9. Kenan kolu, 10. Bağdat kolu, 11. Kiziroğlu Mustafa Bey Afganistan- Gürcistan kolu, 12. Bolu Beyi, 13. Köroğlu’nun sonu.

Halk ve âşıklar arasında Köroğlu kollarının sayısı hakkında çeşitli rakamlar ileri sürülmektedir. Bazı saz şairlerine göre, Köroğlu’nun her bir yoldaşı (keleş) adına bir kol bulunmaktaydı. Bu yüzden kol sayısının 366, 777 bir rivayete göre de 700′e kadar arttığı söylenmektedir. Bu hikâyelerin değişik biçimlerde anlatılmasındaki sebeplerin başında, şüphesiz hikâyelerin zaman ve coğrafya içindeki dağılma ve yayılma özellikleri gelmektedir. Çağlarının gereği olarak bu anlatmalar insan belleği ile yayılmaktaydı. Unutulmalar, ekleme ve çıkarmalar, yeni olayların değişik yansımaları yeni yeni varyantların doğmasına yol açmıştır. Kuşaklardan kuşağa geçişte çağın sanatçısı, anlatıcısı kendisine ulaşan metni, kendi beğenisinin sınırları içinde değiştirebilmiş, ekleme/çıkarmalar yapmıştır, doğal olarak. Çok geniş bir yayılma alanı içinde değişik şive, ağız, söyleyiş özellikleri; mezhep, öğrenim, siyaset öğretileri, yeni oluşumlarda önemli işlevlere sahip olmuşlardır. Tema ve motiflerin sıra ve yer değiştirmeleri, tiplerin ad farklılıkları da, varyantların oluşumundaki diğer nedenler arasında sayılabilir.

Hikâyenin temel örgüsü: Her bir kola hakim olan olaylar örgüsünü, bir çizgide birleştirmek mümkün değildir. Ancak, Anadolu sahasında anlatılan Köroğlu hikâyelerinin çıkışındaki ortak noktalar şöyle özetlenebilir :

Ali veya (Ruşen Ali) küçük bir çocukken babası, hizmet ettiği beye ( veya paşa, padişah ) seçtiği iki tayı beğendiremediği için cezalandırılır; gözleri kör edilir. Zaman geçer, Ali yaman bir delikanlı olur. Babasının cezalandırılmasına sebep olan taylara, yine babasının buyrukları doğrultusunda bakar, onları eğitir. Bunlardan biri, Köroğlu’nun ünlü atı, Kırat, olacaktır. Zamanla Kırat, eşi bulunmaz bir küheylan olunca, kör baba, öcünü alması için oğlunu atla birlikte, yazı yabana salar. Genç adam, artık o andan itibaren, artık Körün Oğlu, Köroğlu adı verilen efsanevî kahraman olarak bilinir, tanınır. Çamlıbel, O’nun ve yoldaşlarının (keleşlerin) kutlu mekânı olur. Köroğlu, kahramanlığı ve adaletiyle, dünyaya nam salar. Yiğitliğini, adaletini duyan herkes, O’nun kanatlarına sığınır. Çamlıbel’de oluşan bu güç birliği, beylerin padişahların korkusu hâline gelir. Zalimlerin zulmü karşısında Köroğlu’nun koruyuculuğu destanımsı anlatmalarla dile getirilir. Köroğlu’nun toplu ve bireysel birçok serüveni dillerden dillere dolaşır, durur. O, artık eşkıyalığın ötesinde, zayıfların hâmisi, adalet dağıtan bir yargıçtır. Çamlıbel saltanatı, böylece sürer gider, tüfek icad edilinceye kadar. Köroğlu, delikli demiri ilk görüp insanı nasıl öldürdüğüne tanık olduğu gün “Tüfek icad edildi mertlik bozuldu/ Eğri kılıç kında paslanmalıdır” diyerek ortadan sır olur, kırklara karışır, gider…

Bu ana teme, birçok epizot girer. Bunlar arasında yaygınlık kazananlar; Köroğlu’nun Ayvaz’ı kaçırması, Reyhan Arap, Demircioğlu, Zor Bezirgân, Telli Nigâr Hanım’dır. Doğal olarak bu yaygınlık oranı da, yörelere göre değişmektedir.

Köroğlu anlatmalarının tarihsel kökenleri:

Köroğlu’ndan söz eden günümüz kaynaklarının hemen tümü, çıkış noktası olarak; Osmanlı Tarihi’nin önemli sosyal olaylarından biri olan Celalî isyanlarını gösterirler. XVI. yüzyılın ortalarında başlayan yönetime başkaldırma hareketlerinin tümü, izleyen devrelerde de, bu adla bilinmiştir. “Eyalet vezirleri ve beyleri arasında, merkezî imparatorluk idaresinden memnun olmayan bazıları, daha çok muhtariyet isteyen feoal aristokrasi mümessilleri günün birinde Celalî olduğu gibi, bazan da dinî mezhebî hareketler de Celalî İsyanı adıyla damgalanıyordu… Celalî İsyanları’nın, Osmanlı tarihlerinde anlatılan bazı safhalarıyla Köroğlu hikâyelerinin bazı bazı epizodları arasındaki büyük benzerlik derhal göze çarpıyor. Esasen, Köroğlu hikâyeleri baştan başa padişaha isyan etmiş, kendi başına hükmeden, kervanları haraca bağlayan, sık sık padişahın yahut da onun paşalarından birisinin ordusuyla savaşan, paşaları, beyleri esir eden, onların saraylarını yağmalayan, kızlarını kaçıran, bazan kısa bir zaman için hükümdarla ve onun adamlarıyla uzlaşma yapan ‘âsiler’in hikâyeleridir.”

Alıntı yaptığımız bu kaynakta Boratav, Ermeni tarihçisi Arakel’in 17. yüzyıl başlarında yazdığı tarihinde, Celalî isyanlarını anlatırken, Köroğlu ile O’nun üç ünlü keleşinin (Köse Sefer, Mustafa Bey Giziroğlu, Kocabey) adlarını verdiğni kaydetmektedir. Arakel’in ” Türlü oyunları ve hileleriyle ün kazanmış olan bu adamın maceralarını âşıklar çalıp çağırırlar” deyişini de gözönüne alan Boratav, Köroğlu ve yandaşlarının XVII. yüzyıldan itibaren, şöhret kazanan Celalî’ler olduğu yargısına varır.

Boratav, Köroğlu üzerinde araştırmalar yapmış diğer bilginlerin görüşlerine yer verdiği çalışmasında; bu önemli destanı ingilizceye çevirerek batı dünyasına tanıtmış olan Chodzko’nun Köroğlu’yu Iran Şahı II.Abbas (1648-1667) zamanında yaşamış, Kuzey Horasan’da doğmuş bir Türkmen olarak kabul ettiğini belirtir. Azerbaycanlı araştırmacı Mirza Velizade ise, Köroğlu’nu Kafkasya hanlarından birine karşı isyan etmiş bir eşkıya olarak göstermektedir. Zeki Velidî Togan’ın Köroğlu menkıbelerini Göktürklerle, Sasanilerin çatışmalarına kadar götürmesini; George Dumezil’in Sasani ve Ermeni toplulukları arasında geçen 1500 yıllık olayların köken olduğu savlarını anlatan Boratav, bu yargıların tarihsel içerikle bağdaşmadığını ileri sürer.

Dünya halk edebiyatlarında da, özellikle baskıcı, otoriter yönetime karşı gelerek, ezilenlerin yanında yer alan halk kahramanlarını görmekteyiz. XII. yüzyıl Ingiltere’sinin ünlü Robin Hood’u; XVIII. yüzyılda Karpadların ünlü kahramanı Oleksa Dovbuş; aynı yüzyılın Sicilyalı ünlü eşkıyası Angelo Duca; Çek tarihinden Nikola Şuhac bu tür halk kahramanlarının evrensel simalarıdır.

Köroğlu anlatmalarının doğuş ve yayılışlarında, şüphesiz saz şairlerinin de, büyük rolü olmuştur. Kimi zaman da, çeşitli savaşlara katılmış saz şairleri yaşadıkları veya duydukları olayları, halk kahramanı olarak büyük sempati duydukları Köroğlu’na mal etmişlerdir. Araştırmacılara göre bu durum, daha çok İran seferleri ile ilgili epizotlarda görülmektedir. Bunların biçimlenmesinin iki yolla gerçekleştirildiği ileri sürülmektedir: 1. Menkıbeler bir hikâye kalıbına giriyor, destanî halk hikâyesi her söylendiği zamana ve muhite göre yeni yeni biçimler alarak gelişiyor; 2. Saz şairleri Köroğlu menkıbelerini nazma sokarlar. Bunlar az çok kalıplaşır ve destanî hikâyelere göre daha az değişirler. İşte hikâyeleri süsleyen manzum parçalar, bu suretle oluşur ve hikâyecinin bulduğu vesile oranında, Köroğlu hikâyesinin içine girerler.

“Köroğlu kollarının hemen hemen hepsinde vakaları şu basit şemaya irca edebiliriz: 1. Ya Köroğlu, yahut da arkadaşlarından biri, bir kızı, yahut değerli bir şeyi almak, yahut da kendilerinden alınmış bir şeyi kurtarmak üzere düşman ülkesinde veya meçhul bir diyarda bir maceraya atılır. 2. Gittiği yerde, tam muvaffak olacağı zaman yakalanır veya arkasından yetişen askere tek başına karşı koyamaz, mağlup olam üzeredir. 3. Yakalanmışsa; asılmak üzere iken, cenkte ise; bitap düştüğü bir sırada arkadaşları yetişir, düşmanı mağlup ederler; hep birlikte muzaffer olarak Çamlıbel’e dönerler. Işte, ayrı kollara ayrı hikâyeler veya büyük Köroğlu hikâyesinin ayrı fasılları karakterini veren, bu şema içindeki tali temalar, motifler, değişik yer ve şahıs isimleri, maceraya atılanının Köroğlu’nun kendisi, yahut arkadaşlarından biri oluşu…gibi hususiyetlerdir. Bu böyle olunca, herhangi bir Köroğlu kolundaki bir epizod, az bir değişikliğe uğradıktan sonra, kolaylıkla başka bir kola geçebilecek ve böylece aynı bir hikâyenin türlü varyantları meydana gelecektir. Sonradan bu varyantlar hikâyeci âşıkların bunlar üzerinde işlemeleriyle, zenginleşip farklanacak ve isimler üzerinde bazı değişiklikler olduktan sonra varyant, ayrı bir kol halini alacaktır.”

Köroğlu hakkında bilgi veren yazılı kaynaklarımız arasında, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si önde gelmektedir. O, Köroğlu’nun Bolu-Çerkes yöresinde “yaşamış” eski ve ünlü bir eşkıya olarak tanındığını yazmaktadır. Araştırmacılar, Köroğlu’nun oluşmasında, Nasreddin Hoca fıkralarına benzer bir gelişimden söz etmektedirler. Halk kültürü, Köroğlu’na yakışan bütün sosyal olayları O’na mal etmiştir. Bu yönüyle Köroğlu, halkın beklenti, umut ve çözüm arayışlarının simgesi olmuştur. Osmanlı toprakları içinde, haksızlığa karşı çıkış eylemleri, destanımsı bir hava bulur bulmaz, doğal olarak Köroğlu kolları içine girivermişti.

Köroğlu destanının sözlü gelenekteki epizodlarını derleyerek yayımlamış olan Ümit Kaftancıoğlu, Köroğlu’nun eskiden Sıvas’a bağlı Refahiye yakınlarında Akça köyde doğmuş, büyümüş biri olduğunu kaydetmiştir. O’na göre Köroğlu’nun babası, Tecerli aşiretinden Yusuf Ağa’dır. Kaftancıoğlu, hikâyelerde çokça geçen Çamlıbel hakimi Bolu Beyi’nin kimliğine dikkat edilmesi gerektiğine de işaret etmektedir: “Bolu Beyi denmesini kuşkuyla karşılamalı çünki, padişahça Köroğlu üzerine yollanan ordunun başında Bolu Bey diye bilinen komutan var. Bolu Bey, Çamlıbel dolaylarından devşirmedir. Adını, Köroğlu savaşları sırasında çadır kurduğu yere, Bolu’ya vermiştir.”

Köroğlu’nun kimliği, tarihsel geçmişi hakkındaki bu görüşlerden sonra, Boratav’ın konu ile ilgili önemli eserindeki yargısı şöyle: “…Bugünkü şekliyle Köroğlu Destanı aslı itibarıyle Türkmen menşeinden görünüyor. Bunu teyit eden delilleri üçe ayırabiliriz: 1) Köroğlu hemen hemen bütün rivayetlerde Türkmen addedilir. 2) Köroğlu Türkmenlerle çok alâkadar gösterilir…3) En eski, en destanî ve en zengin olduğu tahmin edilen rivayet Türkmen rivayetidir.

Köroğlu’nun aslını Türkmen destanı olarak kabul ettikten sonra onu teşkil eden unsurlar hakkında diyebiliriz ki : Bu hikâye sonradan Anadolu ve Azerbaycan’da bilhassa Türk-İran mücadeleleriyle zenginleşti. Diğer taraftan aynı cinsten mücadeleler (Kızılbaş-Türkmen, Özbek mücadeleleri) Türkmen rivayetini de zenginleştirdiler.”

Köroğlu hakkında son yıllarda yapılmış en önemli derleme çalışması sayabileceğimiz Annagulı Nurmemmet’in beş ciltlik eserinin ilt cildindeki giriş-sunuş yazılarından sonra (Göroğlu’nun Türeyişi, Göroğlu’nun evlenişi, Araptan intikam alışı, Övez’in getiriliş, Övez’i dara çeken); 2. ciltte (Hoşgeldi, Övez Evlenen, Ayçemen, Servican, Övez ve Kırat, Arap Bağlayan, Kırk binler, Övez Küsen); 3. ciltte Moruk kadın, Göroğlu ve Balı Bey, Telli Hanım, Erhasan, Peri Küsen, Merdivenli), 4. ciltte Harmandeli, Bapar Mehrem, Handan Bakatır, Bezirgân); 5. ciltte Göroğlu Bey ve Davut Serdar, Tebli Bahatır, Belagerdan, Gencim Bey ve Hıdrali Zengin, Övez’in oğlu Nurali, Ahmet Beyin evlenişi, Göroğlu’nun ölümü epizotları bulunmaktadır.

Köroğlu’nun kişiliği:

Destanla, halk hikâyesi arasında bir tür olması dolayısı ile, Köroğlu anlatmalarının temel kişisi olan Köroğlu, yarı destan, yarı halk hikâyesi kahramanı gibidir. Destan kahramanlarında gördüğümüz olağanüstü güç ve yeteneklere sahip bir insanla, gündelik hayatta karşılaşılabilecek kimi duygusal tavırları sergileyen, ağlayan, zaman zaman karşıtlarına yenilen sıradan kişiliğin birleştiğini görürüz Köroğlu’nda. “17.yüzyıldan beri hanlar, kahvelerde, kervansaraylarda âşıklar Köroğlu hikâyelerini söylemişler. Köroğlu bar olmuş, hançerlerin parıltısında oynanmış. Yiğitlemeleri ve güzellemeleri halkın dilinden ve telinden düşmez olmuş. Kırat semahları en gizli Alevi törenlerine kadar girmiş. Köroğlu’nun kırklara karıştığı doğru olmalı ki, sürgit yaşayıp duruyor. Tecer’in kaleminde ‘Koç Köroğlu’ sahneye çıkıp salındı. Yaşar Kemal’in şiir dolu dili ile kitap sayfalarına döküldü. İnce belli kızlar hâlâ operasını söyleyip duruyor Azerbaycan’da. Babalarımız bile analarımıza ‘bizim Köroğlu’ demişler. Yakışmıyor değil. Analarımız hem yiğit, hem adil de ondan.

Koç Köroğlu’nu böyle dokuyan halk kumaşından, bizden gelen, Osmanlı toplumuna özgü nakışlar var. Orta Asya’ya doğru gittikçe bu nakışla, Türk destanlarının renkleri katılıyor. Halkın Köroğlu’su, Osmanlı Sultanı’na saygılı, bu düzende devlet çarkına konmuş güçlülere karşı. Büyük bir epik edebiyata konu olmuş. Ama bir eşkıya parçasını anlı şanlı bir toplum yiğiti yapan bu bezemede, bu soylamada başka toplumlarda da görülen ortak çizgiler var.”

Özbek rivayetlerinde bir sultan olarak sunulan Köroğlu, Anadolu-Azerî anlatmalarında, haksızlığa uğramış bir babanın öcüyle yola çıkan bir tiptir. Ancak, öç duygularının yarattığı kahramanda, her zaman bir mertlik, dürüstlük karakteri egemendir. Ayvaz, kendisini kaçıran Köroğlu’nun yüksek insan özelliklerini görünce, ölünceye kadar O’nun yoldaşı olarak kalır. Köroğlu, çarpışacağı kişilere ne yapacağını önceden haber verir. Yalan, dolan yoktur, O’nun hayatında. Kadınlara karşı tutumu Chodzko’nun yanlı ve yanlış yargılarının aksine örnek sayılabilecek niteliktedir. Çeşitli varyantlarda oğul ve arkadaş sevgisinin güzel örneklerini görmekteyiz. Ancak yurt, toprak sevgisi bunların hep üstündedir. Hiçbir yerde duygularını belli etmeyen Köroğlu, Çamlıbel dağlarından ayrılırken ağlar.

Halk kültürü içinde Köroğlu, halkı zalimlere karşı koruyan, halkın hakkını savunan bir kahramandır. Adalet dağıtan bir yargıçtır. Kervan kırıp, konak basarak elde ettiklerini halka dağıtan bu kahramanı halk, tüm içtenliğiyle benimsemiş; türkülerde, oyunlarda yaşatmıştır.

Köroğlu’nun hikâyelere yansıyan mert, babacan, saf yapısıyla halkın gönlünde taht kurması, güç olmamıştır. Çeşitli destan ve halk hikâyesi kahramanlarına karşı belirli bir sınır koymuş olan halk, Köroğlu konusunda içten bir sempatiye sahiptir. Araştırmacılar, bu yönüyle Nasreddin Hoca’nın kendisiyle ilgisiz kimi fıkralara sahip kılındığı gibi, bazı kolların da halk tarafından Köroğlu’na mal edildiği kanısındadırlar.

Nurmemmed’in deyişiyle; “Göroğlu, destanda herşeyden evvel normal bir insandır. Yükseltilmemiş ve abartılmamış, yiğit, kahramandır. Eğer dikkat ederseniz Göroğlu’nda insanların iyi tarafı da , kötü tarafı da, çok incelikle verilmiştir.

Göroğlu’nun destan olarak halk içinde yayılması, onu bir şahsiyet sınırlarından çıkarmıştır ve ondan ziyade o bir halk mirasının parçasına dönüşmüştür. Türkmen Göroğlu’sunu okuduğunuzda onun Türkmen Halkı’nın bir miras sandığı olduğunu, buradan hemen anlayacaksınız. Halk ona uzak asırlardan beri kendi tarihindeki olayları, atasözlerini, saz makamlarını, atçılıkla ilgili düşüncelerini, âdetlerini ve törelerini, hayatını etkileyen ne varsa, hepsini mirasının bu büyük sandığına atmıştır. Örneğin; Göroğlu büyük bir destandır ve bu destanın içinde Türkmen halkının destanlarının tamamının adları sayılmaktadır veya şiirlerde getirilmektedir.(…) Hoca Ahmet Yesevî ve onun gibi düşünürlerin, üstadların adlarının geçmesi ve onlardan talim alması, onlara uyması Göroğlu’nu bütünüyle millîleştirmiştir ve o kültürün oğlu olduğunu göstermektedir.”

Köroğlu adıyla Erzurum’da oynanan bir bar, destanın etkilerini göstermesi bakımından dikkatimizi çekmektedir. Ayrıca, Köroğlu havası denilen bir koşma çeşidi de, halk müziğimizde Köroğlu etkisini gösterir. Halk arasında değişmezliği ifade eden “Ayvaz kasap, hep bir hesap” ve “Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” deyimleri ve birbirinden ayrılmayan iki kişiye “Bir Köroğlu, bir Ayvaz” deyişi, “Bu da cabası olsun, Köroğlu yiğitliği itten aldı gibi söyleyişler, Köroğlu’ndan kalmadır.

Köroğlu destanının şiirleri:

Bu anlatmalar, nazım nesir birlikteliğini korumaktadır. Köroğlu destanında yer alan türküler de, geleneksel destan uygulamalarına uymakta; duygu ve düşüncelerin yansıtılmasında araç olarak kullanılmaktadır. Şiirlerin tümünün hikâye yazıcısının ürünü olmadığı sanılmaktadır. Boratav, Köroğlu’nun şiirleri etrafında hikâye oluşmuş bir şair olmadığı görüşündedir. Çünkü destan varyantlarında yer alan şiirler, çeşitli yüzyıllara ve değişik çevrelere aittir. Şiir sayıları, varyantlarda değişiktir. Boratav, en uzun varyant saydığı Özbek rivayetinde, 87 parçanın bulunduğunu belirlemiştir. Genellikle koşma yapısında olan şiirler, uyak yapısı bakımından çeşitlilik göstermektedir. Dizeler, daha çok 4+4+3= 11′li yapılardan oluşmaktadır. Çeşitli rivayetlerdeki şiirleri karşılaştıran Boratav, onlar hakkında şu yargıya varmaktadır: “Köroğlu şiirleri bir şairin malı değildir. Bir defa, Özbek, Azerî, Anadolu şiirleri için ayrı şairler kabul ettikten başka, muhtelif Anadolu, Azerî şiirleri için de ayrı şairler kabul etmek lazımdır. Çok müşterek şiirlerin, ihtimal eskiden bir şair tarafından yazılmış olduğu ve sonra, destanla beraber bu şiirler de intişar ettikçe tahriflere uğradığı, bunlara nazireler söylendiği, eski epizotlara bu suretle yeni şiirler ilave olunduğu ve nihayet, destanın yeni epizotları meydana çıktıkça, bunlara mahalli şairler ki bunları destancı, hikâyeci olarak da kabul edebiliriz tarafından bu epizotlarla beraber şiirler ilave edildiği söylenebilir.”

XVI. yüzyılda yaşamış bir halk şairi olan Köroğlu hakkındaki ilk bilgileri de Köroğlu Destanı adlı eserinde veren Boratav, bu şairin destan kahramanı Köroğlu’nun adını, bu destanın ününden dolayı aldığı görüşündedir. Karacaoğlan, Piroğlu, Gedâ Muslu, Gevherî gibi sazşairlerinin de Köroğlu-Ayvaz’a ilişkin şiirler yazdığını kaydeden Boratav, Köroğlu mahlaslı şairlerin birden fazla olabileceği olasılığının da gözden ırak tutulmamasını özellikle belirtir.

Köroğlu destanı, halk şairlerinin eserlerine ve halk hikâyelerinin oluşumuna çeşitli katkılarda bulunmuştur. Öte yandan halk hikâyelerinin de kimi yönlerden Köroğlu hikâyelerine etkileri sözkonusudur.

Köroğlu hikâyelerinin motif yapısı:

Dede Korkut’tan sonra Anadolu sahasına halk hikâyeleri geleneğinin yerleşmesinde önemli işlevi olan Köroğlu anlatmalarındaki motif yapısı da Boratav tarafından destanî unsurlar, masal unsurları ve dinî unsurlar başlıklarında toplanmıştır.

Destanî unsurlar : Gerek anlatmaların adı, gerekse ürünlerin tümüne egemen olan özellikler, doğal olarak destan unsurlarını ön plana çıkarmaktadır. Bazı araştırmacılar tarafından kökeni çok eski çağlara kadar götürülen Köroğlu’nun, eski destan kalıntılarından fazlaca etkilenmiş olması, bu çabayı açıklar niteliktedir.

Destan motifleri içinde at, kimi özellikleriyle ilk sırayı almaktadır. Aslında hikâyenin çıkış noktası da, at yetiştiriciliği, eğiticiliğine dayalıdır. Rivayetler, Köroğlu’nun atının sudan çıkan bir aygırın, bir kısrakla çiftleşmesinden doğduğunu göstermektedir. Daha anlatının başında dikkatimizi çeken bu oluşum, atın diğer özellikleriyle, hikâye boyunca sürer, gider. Sudan çıkan at motifi, çeşitli kültürlerde de görülmektedir. Arapların söyleyiş biçiminden dilimize “Bidev At” olarak geçmiş bu isim, Köroğlu’nun atı için de kullanılmıştır. Köroğlu’nun Kırat’ı suda yüzen, deryalar geçen hatta uçabilen olağanüstü bir yaratıktır. Tüm rivayetlerde koşarken, ayaklarının yerden kesildiği belirtilir. Kale burçlarından atlayan, diz boyu çamurlu yollarda toz çıkaran Kırat, aynı zamanda abıhayattan içmiştir, ölümsüzdür. Hayvanî özelliklerinin yanı sıra Kırat, insan gibi duyarlı, duyguludur. Köroğlu’nun ölümünde, yoldaşları gibi yas tutmuş, kırk gün, yemden kesilmiştir. Boratav’ın Köprülü’den aktardığı gibi, “Kırat adeta bir tılsımdır. O olmadı mı Köroğlu bir hiçtir. Onun için hikâyenin en canlı yerlerini Köroğlu’nun Kırat üzerinde düşmana meydan okuması teşkil ettiği gibi, en lirik parçaları da kahramanın Kıratın hasretiyle söylediği şiirlerdir. Atın bu denli olağanüstü özelliklere sahip olarak sunulması, doğal olarak eski Türk kültürünün etkilerini hatırlatmaktadır.

Türkmen varyantının yer aldığı Göroğlu adlı eserinde Nurmemmet, at motifi ile ilgili şunları kaydetmektedir: “…Efsanevî anlatımlarda kahramanın herşeyi kendine yakışır halde gösterildiğine göre Türkmen Göroğlu Destanı’nda da onun atı, kırk gün güneş görmeden yer altındaki damda tutulmaktadır ve sonra aydınlığa çıkarılmaktadır. Bu olay da diğer halkların Köroğlu Destanlarının çoğunda korunmuştur.” (S. L)

Köroğlu’nun Kırat’ı ile ilgili sözlerimizi, Ümit Kaftancıoğlu’nun derlediği, Hasan Paşa Silistre Kolu’ndan aldığımız dizelerle noktalamak istiyoruz :

Canım kırat, gözüm kır at Kıratı besledim körpe

Seni binen alır murat Hay edende çıkar sarpa

Her yanında çifter kanat Her öğünde on tas arpa

Ağır yollar kır at için. Ağır yemler kırat için.

xxx xxx

Besledim bin heves ile Köroğlu der ohlarınan

Girdim meydana bahs ile Döğüşündüm çohlarınan

İçi kalaylı tas ile Başı polat mıhlarınan

Soğuk sular kırat için. Gümüş nallar kır at için.

Köroğlu tipi: Destanımsı özelliklerin en çok yansıdığı unsurlardan biri de, doğrudan hikâyelere de adını veren, temel kişi Köroğlu’dur. Daha önceki bölümlerde Köroğlu’nun kişiliği, halk arasında ve yazılı kaynaklardaki anlayışlara oldukça yer verdiğimiz için, Köroğlu’nun tipik bir destan kahramanı olarak kabul edilebileceğini söylemekle ve O’nun çok tipik yönlerinden söz etmekle yetineceğiz.

Daha 15 yaşındayken ağacı kökünden sökebilecek bir güce sahip olduğu, çeliği çiğneyip püskürtebildiği vurgulanır. Onun bıyıkları bal mumlandıktan sonra, kulaklarının çevresinde yedi kez burulacak kadar gürdür. Oburluğu, olağanüstüdür. Doyduktan sonra, sade bıyıklarında iki tavukluk pirinç kalır. Bir oturuşta yedi batman pirinçten pilavı, yeri koyunun budunu yer; yedi fıçı şarap içer. O’na çirkinliği de yakıştıran halk zekâsı, mutlak bir güce, zayıf bir nokta da, eklemek ister gibidir. Diğer Türk halk kahramanlarını anımsatan babacanlık ve saflık yanları da, varyantlarda değişik biçimlerde anlatılmaktadır: Düşmanlarının namertliğine asla inanmaz, düşman kalesinin dibinde uyur. Ekili topraklar, düşmana bile ait olsa, çiğnemez.

Boratav, Köroğlu destanında yer alan masal motifleri arasında, kahramanların perilerle evlenmesi, kör gözün açılmasına iyi gelen şey, remil atmak, aşk rüyası-aşk badesi, destanımsı mekânlar, üç kıl, abıhayat gibi unsurları, ayrıntıları ve Türk kültüründeki önemleri ile birlikte incelemiştir. Bu motiflerin çoğunun, Anadolu masallarında da tekrarlandığı, onlarda yer aldığı, rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Hatta, çoğu halk hikâyelerinde de, bu masal motiflerinden yansımalar görebilmekteyiz. Zaten genel yapısı itibarıyla Köroğlu anlatmalarının halk hikâyelerinden pek farklı olmadığını vurgulayan araştırmacılar, bu kanıya motif yapılarının karşılaştırılmasıyla varmışlardır. Örneğin, “kör gözün açılmasına iyi gelen şey” motifi, doktora tezimizde yer alan Hüseyin Bey ve Âşık Garip hikâyelerinde; aşk rüyası aşk badesi motifi Yetim Esma, Âşık Garip, Mahirî, Tahir ile Zühre, Şah İsmail, Nergis Hanım, Adil Şah, Eşref Bey, Erçişli Emrah hikâyelerinde de görülmektedir.Boratav da eserinde, bu motiflerin yer aldığı diğer halk hikâyelerini belirlemiştir.

Dinî unsurlar da, Köroğlu anlatmalarının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Boratav’ın bu motif grubu içinde ilk sırada ele aldığı Hızır, masal ve hikâyelerimizin temel kişilerinden biridir. Köroğlu anlatmalarında, darda kalan kahramana yardımcı olan, olağanüstü güçlere sahip kişi olarak bilinen Hızır, Köroğlu’nun da çaresizliklerinde yol gösterici, çözümleyici işlevleriyle sahnededir. Tarafımızdan derlenmiş olan Âşık Garip, Hüseyin Bey, Hacı Sayyad Bey, Adil Şah, Ali İzzet Bey, Şah İsmail hikâyelerinde de görülmektedir. Hızır’ın masallarımızın da, vazgeçilmez bir tipi olduğunu bilmekteyiz. Köroğlu varyantlarında, Hızır’ın yanı sıra, O’nun işlevlerini üstlenen Hz. Ali ve diğer evliyaları da görmekteyiz. Özbek rivayetinin esasını Türkmen-Kızılbaş mücadelelerinin oluşturduğunu söyleyen Boratav, bu varyantta Köroğlu’nun dindar bir kişi olarak gösterildiğini kaydetmektedir.

Anlatmalarda yer alan Tarihsel unsurlarla ilgili kimi konulara daha önceki bölümlerde değinmiştik. Anadolu varyantının doğuşunda asıl etken olduğu kabul edilen Celâlî isyanları, Köroğlu destanının da, tarihle bağlantılı en önemli yönüdür. Boratav, Köroğlu destanının özünü; Kızılbaşlara karşı mücadele”nin oluşturduğunu belirtmektedir. Osmanlıların, Safavîlerle ve diğer şiî Türklerle çatışmaları değişik varyantlarda yer almaktadır. Bu tutum, en çok Özbek rivayetinde ağırlıklıdır. Varyantları bu açıdan inceleyen Boratav; “Köroğlu Destanı’nda XVI ve XVII nci asırları dolduran Acem seferlerinin çok izleri kalmıştır. Sonra Gürcistan, Dağıstan seferleri, Üçüncü Murat devrindeki Iranlılara karşı harplerin, Kafkasya’da Özdemiroğlu Osman Paşa’nın fütühatının izleri olsa gerektir…Bağdat seferine gelince, Maraş rivayetinde mühim bir yer işgal eden bu epizodun. herhalde Kanuni ve bilhassa Dördüncü Murat zamanındaki seferden kalma bir iz olduğu muhakkaktır.

…Köroğlu Destanı’nda Celali isyanlarının izleri şüphesiz çok daha derindir. Bolu rivayeti Celâlîlerin Köroğlu’nu kendilerinden addettiklerini gösterebilir. Esasen Köroğlu, hükümete karşı isyan etmiş bir haydut olmak itibarıyle tamamen bir Celâlî tipi arzediyor…Nihayet, tarihî unsurlardan, Köroğlu’nun Kırım Hanı Şahingiray ile mücadelesini kaydedelim.”

Köroğlu Destanı, halk hikâyeleri ile masallarını, özellikle motif yapıları bakımından etkilemenin yanı sıra, saz şairlerinin de ırak kalmadığı bir alan olmuştur. Piroğlu, Gevherî, Karacaoğlan, Geda Muslu, Sâbit, Âşık adlı halk şairleri, şiirlerinde Köroğlu ile ilgili motif ve isimleri kullanmışlardır. Halk hikâyelerimizde de, zaman zaman Köroğlu hikâyelerine göndermeler bulunmaktadır.

Kaynak: Türk Halk Edebiyatı Anlatı Türleri (2004) Prof. Dr. Metin KARADAĞ

 

Benzer Yazılar

1 Yorum

  1. zeynep şevval özsoy 19 Şubat 2014 at 17:33 - Reply

    bune yaa

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin