Kına Geceleri

Ağustos 6, 2011 Yorum yok. »

Derleyen: Pınar ERSOY Derleme Yeri Tarihi: Bolu 2004

Kaynak Kişi 1: Şükriye ÖZDEMİR, 1920, Bolu doğumlu Kaynak Kişi 2: Saime ÖZDEMİR, 1958, Düzce doğumlu

Avuçlara kına yakmak çok eski bir gelenektir. Bugün da Anadolu’nun gelenekselliğini koruyan yerlerinde bu adet süregelmektedir. İşte bu gelenekselliğin korunduğu yerlerden biri de Bolu yöresidir. 1940 yılında Bolu’nun Sey köyündeki kına gecesi adetlerini iki bölümde anlatacağız. Kadınlar tarafında geçenler ve erkekler tarafında geçenler.

Düğün üç gün sürer. Eskiden gerdeğin perşembe yani cuma gecesine rastlatılması ve öteki günlerin ona göre ayarlanması bir kural olduğu halde şimdilerde her yerde olduğu gibi gerdeğin pazara yani pazartesi gecesine rastlayacak şekilde diğer günlerin ayarlandığı görülür. Kına gecesinde oğlan evi, kız evine hediyeler götürür. Kaynataya gömlek, kaynanaya entari, kayınlara şapkalar, geline biri gelinlik olmak üzere dokuz entari götürülür. İlk akşamki kına gecesinde yatsı namazına kadar bütün köy kadınları ve kızları kız evinde toplanırlar. Yatsı zamanı bir kafile kadın, oğlan evinden kız evine gelir. Bunlar başköşeye oturtulur. Onlara özel saygı gösterilir ve kahve ikram edilir. Güzel sesli bir kız, oğlan evinden gelen tefi alır ve sözleri değişen fakat ezgisi hiç değişmeyen bir türkü tutturur. Önce oynamak için görümce kalkar sonra oğlanın yakını kızlar, gelinler kalkar. Daha sonra oyuncuları yönetme işini oğlan tarafından iyi oyun bilen bir genç kız alır. Oyunların ikişer kişi ile zaman zaman dörder kişi ile oynandığı görülür. Bu ilk oyun aslı bitinceye kadar gelin görülmez. Başka bir odada gelin kına törenine kadar süslenir. Oyunlar gece yarısından sonraya kadar sürer. Üzerinde çerez ve iki mum bulunan tepsi getirilir. Bu tepsi çocuklar içindir. Gelin yanında başka bir kızla gelir. Gelinin başı kırmızı duvakla örtülüdür. Onlar tepsinin başına otururlar. Tepsiyi getiren kız da tepsinin başındadır. İki kız türkü söylemeye başlar; gelin bu türkülere hep ağlar gibi katılır. Elinde bir tefle yaşlı bir kadın içeri girer. Bu fasıl hediyelerin verildiği fasıldır. İlk hediyeyi oğlan evinden bir kadın güveyin hediyesi olarak verir. Gece saat ikiye doğru gelinin bir eline kız evinden, diğer eline oğlan evinden birer kadın kına yakarlar. Koca evine alıyla girip kefeniyle çıksın niyetiyle bir elinin kınasını kırmızı, diğer elinin kınasını beyaz mendille bağlarlar. Oyunlar biraz daha sürer ve gece böylece sona erer.

Eskiden kına töreni köylerde dahi iki veya üç gün sürerdi. Kaynak kişimiz Şükriye Özdemir’in anlattıklarına göre 1930’lu yıllarda kına gecesinden bir gün önce kızlar (gelinin arkadaşları) gelini hamama götürürlermiş. Birinci geceki kına törenine “saç örme kınası” denir.

Gelin burada gelinlik giymez. Kız arkadaşları ile eğlenir. Fakat bu gece kına yakılmaz ve konuklara yiyecek verilmez. Bu geceye sadece gelinin yakın arkadaşları katılır. Eskiden düğünlere veya kına gecelerine gelecek insanları davet etmek için şeker dağıtılırdı. Ertesi gün yani saç örme kınasından sonraki gün (avcuk açma kınası) gündüz gelin berbere gider saçını yaptırır ve gelinliğini giyer. Bunu nedeni düğüne gelemeyecek olanların kızı gelinlikli olarak görmelerini sağlamaktır. Gündüz kınasına eş-dost, genç-yaşlı herkes gelebilir. Aynı zamanda gündüz olan kınada takı takılır. Gelin kız, usulen takıları almak istemez bunun içi de avucunu açmaz. Bu nedenle bu kınanın adı “avcuk açma kınası”dır. Bu törende kuru yemiş verilir ve ilahiler söylenir. Damat hiçbir şekilde bu törenlerde bulunmaz Avcuk açma kınası akşamı gerçek kına, kına gecesi adı verilen törene geçilir. Gece kınasında gelin bolca oynar. Rahat oynayabilmesi için gelinlik giymez. Tef eşliğinde türküler söylenir ve oynanır. Daha sonra kına ortaya gelir ve kızı ağlatma faslı başlar. “Yüksek yüksek tepeler” türküsü söylenir, Bolu yöresine ait ördek oyunu oynanır. Kına gecesi faslı böylece sone erer.

Gündüz kınasında gelin salona daha sonra girer ve yüzü kırmızı bir yazma ile örtülüdür. Şükriye Özdemir’in gelini Saime Özdemir’in anlattıklarına göre günümüzde hemen hemen kına gecesinin gelişimi aynıdır. Biz burada farklılıkları anlatacağız. Kına gecesi gündüz ve gece olmak üzere ikiye ayrılır. Gece kına yakılırken gelin bir yastık üzerine oturtulur. Geline biri evli biri bekâr iki bayan kına yakar. Bu esnada eller ve ayaklar çaprazlanır ve kına sürülür. Ayakları ve elleri bağlanır. Bunun nedeni kınanın dağılmaması içindir.Kına gecesinde erkek ve kız tarafı birbirlerine hediyeler götürürler.

Erkek tarafının kız tarafına getirdikleri: Kızın annesine bir takım elbise, çamaşır, başörtüsü vb. Kızın babasına gömlek, kravat, havlu, namazlık, çorap, çamaşır, tespih, takke vb. Geline, dört beş takım elbise, gömlekler, etekler, ayakkabılar, çantalar, makyaj malzemeleri, gecelikler vb.

Oğlan tarafına götürülen hediyeler: Anne ve babaya hemen hemen aynı şeyler gider. Damada, bir takım elbise, ayakkabı, terlik, çamaşır, kravat, gömlek, traş takımı, pijama, havlu, bornoz takımı vb.

Kına gecesi akşamı gelinin evine kız tarafı genci yaşlısıyla toplanır. Erkek tarafından birkaç kişi kız evine gelerek hediyelerini verir kız tarafının hazırladığı hediyeleri de götürürler. Aynı zamanda kız evine kına ve çerez getirirler. Kısa bir süre oyunlar oynanır; türküler söylenir. Daha sonra su ile karılmış kulak memesi kıvamındaki kına bir tepsiye konur. Tepsinin içine yanan mumlar dikilir. Bu tepsi salonun ortasına getirilir ve gelin kız tepsinin başına oturtulur. Bu arada gelinin yüzü kırmızı bir yemeni ile kapalıdır. Kınayı sürecek kadın erkek tarafından gelen bir yengedir. Kadın kınayı sürmeden önce keyifli keyifli ağıtlar yakar ve türküler söyler. Kına yakma faslında ise gelin bir türlü elini açmaz. Bunun üzerine kadın gelin elini açsın diye eline bir altın koyar. Böylece gelinin eline kınayı yakar ve kırmızı üstü pullu eldivenleri geline giydirir. Artık gelinin yüzü açılmıştır. Geline kına sürüldükten sonra diğer misafirlere de kına ve çerez ikram edilir.

[stextbox id=”alert” color=”ff0000″]Gazi Üniversitesi THBMER yayını olan TÜRKİYEDE 2004 YILINDA YAŞAYAN HALK İNANIŞLARI (Nesneler ve Uygulamalar ) Kitabından alınmıştır. M. Öcal Oğuz, Zeliha Oral tarafından hazırlanmıştır. Araştırmanın Kültürel Bellek dışında bir web sitesinde yayınlanması yasaktır. Web sitemizde yayınlanması için gerekli izin alınmıştır. [/stextbox]

 

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin