İstanbulun Tarihi ve Kültürel Mekanları

Şubat 9, 2012 2 Comments »

galata İstanbulun Tarihi ve Kültürel Mekanları

Roma ve İstanbul; eski ve orta çağlar dünyasının bu iki metropolünün bir özelliği; etrafındaki surların büyük ölçüde ayakta kalmasıdır. İstanbul surları şehrin batısı (Kara surları), güneyi ve doğusunda (Marmara Surları) halen ayaktadır. Haliç kıyısındaki surlar, zamanında zayıf yapıldığı için yıkılmış, kısmen ayakta kalmışlardır. Şehrin en güçlü surları Batı cephesidir (Kara surları) ve bunlar kuruluştan yüz sene sonra İmparator Theodosius devrinde şehrin genişlemesi sonucu yapılmışlardır. Şehre Edirne’den geldiğimizde istersek Edirnekapı veya Topkapı’dan girer veya Yedikule’yi yalayarak güney kıyılarındaki surları dolaşabiliriz. İstanbul surlarındaki ünlü kapıların başında asırlarca Avrupa’daki seferlerden muzaffer olarak dönen orduların girdiği Edirnekapı gelir. Bu kapıdan girince Osmanlı İstanbulu’nun nadide yapısı Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan adına yaptığı Mihrimah Sultan Camii görülür. Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı burada ve Üsküdar’da şehre gelenleri iki nadide cami ile karşılıyor.

Gene bu kapıdan girdiğimizde civarda gezeceğimiz bir anıt müze ünlü Chora Manastırı (Kariye Camii)’dır. Mozaikleri ile ünlü bu Bizans eserinde geç Paleoglar (Doğu Roma’nın son hanedanı) devrine ait bu mozaiklerde Bizanstaki özgünlük kadar İtalyan Rönesansının etkilerini de gözlemek mümkündür. Bütün dünyada Hagiographi (Aziz menkibeleri) ile ilgilenenler için en önemli bir eserdir ve camiden müzeye çevrilmiştir. İstanbul surlarındaki diğer ünlü kapı, Fatih Sultan Mehmed’in şehre girdiği Topkapı’dır. Daha güneyde Altın kapı (Porta Aurea) Bizans döneminde zaferle dönen hükümdarların girdiği tören kapısıydı. 629’da İmparator Herakles İran Sasanilerini yenerek, Basileos ünvanını aldı ve Kudüs’ten mukaddes haç ile geri döndü. Bu kapıdan zaferle giren tek o değil, Bizans komutanı ünlü Mihail Paleolog da vardır. 1261’de şehri işgal ve harap eden Haçlıları (Latin imparatorluğu) yenip, devlete son hanedan dönemini yaşattı.

Restorasyonu tamamlanan Belgrad Kapısı da eski dönemin işlek kapılarından biridir. İstanbul surları Çin seddinden sonra tarihin en önemli savunma hatlarındandır ve XVI. asırdan beri yanlış olarak “Bizans” diye adlandırdığımız Doğu Roma imparatorluğunu bin yıl boyunca sayısız istila ve kuşatmadan korumuştur. Ateşli silahlar döneminin imparatorluğu olan Osmanlı döneminde savunma değeri kalmamış ve zamanın tahribi ve zelzelelerle yer yer yıkılmıştır. Son senelerde kara surları ve Marmara surları yeniden restore ediliyor. Güney noktası Yedikule zindanları dediğimiz burçta Osmanlı hazinesi, daha çok murassa silah ve değerli eşyalar muhafaza edildiği gibi, siyasi suçlular da burada hapsedilirdi.

gezi İstanbulun Tarihi ve Kültürel Mekanları

Surların kulelerinde ve kapılarda Osmanlı dönemi tamirleri, Doğu Roma imparatorluğunun zafer ve satvet döneminin izlerini bozmadan bırakmıştır. Marmara’ya bakan bir kulede “muzaffer İsa” veya “muzaffer Leon Konstantin ve İrene, Allah’ın himayesindeki hükümdarlar” gibi epigram ve kitabeler görülür. İstanbul dünyanın en güzel siluete sahip şehridir. Haliç’ten bakıldığında Süleymaniye ve Sultan Selim Camiileri, Marmara’dan bakıldığında Sultanahmet ve Cerrahpaşa; kara surlarından bakıldığında Hacı İvaz Paşa, Edirnekapı’da Mihrimah Sultan veya Asya tarafından denizden gelindiğinde; Sultan III. Selim Kışlası bizzat Üsküdar meydanı ve civarı, Galata tarafında kule ve etrafı bu gibi doyulmaz manzaralardır. Ama hiç şüphesiz doğu tarafından, Marmara’dan şehre yaklaşırken karşımıza çıkan; Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet üçlüsü dünyada rastlanmaz bir ihtişam ve zerafet manzarası oluşturur. Günün her saati ve yılın hergününde, güneşin veya ayışığının altında, eğer rastlarsanız fırtınalı ve yağmurlu havalarda çakan şimşeklerin ışığında Marmara’dan Sultanahmet’i ve Ayasofya’yı seyretmek bir tutkudur. Bu silüetin ardında İstanbul’un ve dünyanın en güzel meydanı yer alır.

İstanbul, hiç şüphesiz ki 4. asırda resmen kurulduğundan beri bu büyük şehrin başka adları da vardı. Ancak İtalya’daki Roma onunla eşdeşdi ve bir asrın içinde istikrarlı, zengin kuvvetli bir imparatorluğun merkezi olduğu için “Nea Roma” yani “Yeni Roma” eskisini gölgede bıraktı. Eski Roma çöktükçe, fakirleştikçe, dağıldıkça, nüfusu azaldıkça Marmara kıyısındaki yeni Roma onun aksine genişlemeye başladı. Ortaçağlar boyunca yeryüzünde daha büyük bir şehir düşünülemezdi. Konstantinopolis’in ancak nedimeleri vardı. Mısır’daki İskenderiye, tabii dini merkez olduğu için hacimce büyük olmasa da Kudüs nihayet artık eski Suriye’nin ihtişamını pek taşımasa da Antakya…

Yeryüzünde başkaca bir şehir bulmak pek mümkün değildi. Ta ki Emevilerden sonra Şam, Abbasilerden sonra Bağdat, kudretli devirlerinde İran’ın Nişabur ve İsfahan’ı gibi şehirler büyük şehir olarak ortaya çıktılar. Ama şurası bir gerçek, bin yıl boyunca İstanbul’dan daha parlak bir şehir yoktu. 6. asır ortasında Miletli ve Trallesli (Aydın) iki mimar Anthemios ve İsidor yanan bir kilisenin yerine aynı ismi taşıyan “İlahi Hikmet” (Hagia Sofia) denen bildiğimiz büyük mabedi, büyük bazilikayı bina ettiler. Vakıa, bu mabet 16. asırda Koca Sinan’ın restorasyonu ile önemli yapı desteği sağlanmasa günümüze zor gelirdi. Ayasofya yapılırken beşeriyet ilk defa, kubbeyi sütunlar ve kemerler üzerinde kullanmayı becerdi ve bir daha bunu, bırakın başka milletler, Bizans halkının, Romalıların kendileri de tekrarlayamadılar. Her yerde Ayasofya taklit edildi ama bu taklitlerde, Ayasofya’nın asıl özellikleri görülmediği gibi onu geçecek ne bir yükseklik ne de kubbe genişliği söz konusuydu.

16. ve 17. asırda Osmanlı başkentini süsleyen büyük camilerin yapımına ve tabii İtalya’daki Rönesans bazilikalarına gelinceye kadar, bin sene boyu Konstantinopolis (İstanbul) hem bu büyük mabediyle hem de bizzat kendisi milletlerin dikkatini çekti. Ona gitmek, onu gezmek, onu görmek bir imtiyazdı. İstanbul’un bu zenginliği, çekiciliği muhtelif milletlerin dillerinde, muhtelif isimlerle anılmasına neden oldu. Âsitane, darüs’saadet, deraliyye “yüce ev”, darül hilafet-ül’ aliyye, dersaadet gibi son zamanlara kadar halk arasında kullanılan isimler saymakla bitmiyor. Müslümanlar ve bu arada Türkler onu, kurucusunun adıyla “Konstantiniyye” diye andılar. Slav milletlerin dilinde onun adı Tsarigrad’dı (Çarın, imparatorun yaşadığı şehir). Bu isimlerin hepsi bin sene boyunca bütün dünyanın tek ve büyük metropolü olan şehrin adıdır. Bu şehri almak isteyenler çoktu. Onun muhteşem surları buna mani oldu. Bu şehri, toplarla, yani modern çağın ateşli silahlarını kullanarak Osmanlı Türkleri ele geçirdiler ve ondan sonra da bu şehri koruyup geliştirdiler. Eski büyük kiliselerin birçoğunu camilere çevirdiler. Bu bir yerde korumaydı. Ayrıca yeni camiler ve kiliseler yapıldı.

İstanbul yönetiminde kendine özgün bir nüfus politikası takip edildi. Şehri kalabalıklaştırmak için Anadolu’dan getirilip, yerleştirilenler sadece Müslümanlar değildi. Karaman bölgesinden Türkçe konuşan Karamanlı dediğimiz Hıristiyanlar, Hellence konuşan Hıristiyanlar ve Ermeniler de buna dâhildir. O kadar ki Ermeni tarihinde ve dini hiyerarşisinde hiç yeri olmadığı halde İstanbul bir patriklik hem de bütün imparatorluktaki Ermeni milletini yöneten bir patriklik olarak teşkilatlandırıldı. Nihayet 15. ve 16. yüzyıllarda yoğun Yahudi göçüyle, İstanbul ve Selanik Yahudi dünyasının iki önemli merkezi haline geldiler.

Bu şehrin adları onun çeşitli milletlerin efsanelerinde, masallarında yaşadığını gösterir. Elan, bugün için bile hiçbir memleket, başka milletlerin folklorunda bu kadar yoğunlukla anılmaz. İstanbul düğün dernek şehriydi. Bu şehirdeki protokol ve törene başka yerlerde rastlamak pek mümkün değildir. Bütün orta zamanlar boyunca milletleri hayran bırakan ve taklit etmeye çalıştıkları yerler Konstantinopol yani bizim bugün Bizans imparatorluğu dediğimiz yer ve eski İran saraylarıydı. 15. yüzyıldan itibaren bu emperyal protokol hiç şüphesiz ki, büyük değişimlerle de olsa, Osmanlı ananesi olarak devam etmiştir. Bu şehirde hükümdarın nasıl yaşayacağı sarayda devlet adamlarıyla günlük teması, nasıl yemek yiyeceği muayyen günlerde bilhassa Cuma günleri Cuma namazına gidilirken Selamlık dediğimiz törenin nasıl yapılacağı en ince teferruatına kadar tespit edilirdi ve bu sadece imparatorluğun halkı için değil bütün İslam dünyası için önemliydi. Cuma selamlığı bir törenin ötesinde adaletin tecelli zamanı, halkın en alt katmanındaki insanlarla, uzak yörelerden ve köylerden gelenlerle hükümdarın ve vezirlerin temasa geçtiği gündü.

İstanbul büyük imparatorluğun başkentiydi. Her tören bunu göstermek için vesileydi. Mesela üç ayda bir yeniçerilerin ulufeleri mutlaka sarayda verilirdi. Her yeniçeri ortasına teslim edilecek maaş, büyük deri torbaların içinde hazır tutulurdu ve ortaların ileri gelenleri, zabitleri orada toplanırdı. Bu arada binlerce yeniçerinin çıkarttığı gulgule gayet düzenli bir gürültü bir kendini metih sedası, orada bulunan yerli yabancı herkesi büyülerdi. Aynı şekilde padişah Eyüp’te kılıç kuşandıktan sonra şehrin her tarafından geçeceği ve görülecek bir güzergâh, karadan veya sudan takip edilirdi. Hiç şüphesiz ki Ramazanlarda padişahların kapıkulu ocaklarına ikram ettiği baklava tepsileri, baklava alayı dediğimiz başka bir görkemli resmigeçit ile yerine ulaşırdı. Padişah kızlarına (sultan) evlenirken düğün, şehzadelere ise mutantan sünnet düğünü yapılırdı. İşte bu sünnet düğünleri şehrin esnafının, ulemanın, askerin gösterişi için diğer bir vesileydi ve o zengin günlerce devam eden düğün töreninde de İstanbul halkı, sanatkârlar, cambazlar ortaya çıkar esnaf alaylarıyla üretim teşhir edilirdi. Bunların hepsi bin yıllık şark adetleriydi ve Osmanlı İstanbul’unda incelmiş, başka görünüme kavuşmuştu.

Kaynak: Şehir ve Kültür İstanbul / İlber Ortaylı

Benzer Yazılar

2 Comments

  1. İpek 13 Şubat 2013 at 14:59 - Reply

    daha kısa ve öz yazmalısınız :)

  2. büşra 26 Mart 2013 at 20:00 - Reply

    kesinlikle ipeğe katılıyorum yaz yaz bitmiyor -_-

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin