İsmail Gaspıralı Kimdir

Nisan 11, 2011 Yorum yok. »

ismail gaspirali İsmail Gaspıralı Kimdirİsmail Gaspıralı Hayatı Hakkında Bilgiler

“Dil’de Fikir’de İş ‘de Birlik…”

19. yüzyılın sonlarında Kırım’da bir er ortaya çıktı. Elinde öyle güçlü, öyle etkili bir silâh vardır ki; Türkler arasında dolaşan “fitne” düşmanı, tir tir titrerdi. O yiğit kişinin silâhı karşısında; yapay ayrılıklar siner, hüneri fitne olan şeytan, köşe bucak kaçardı.

Silâhı çağın en üstü silâhlıydı…

O er kişinin silâhı kalem’di; fikir’di; söz’dü!..

Belli ki; el almıştı Yollug Tigin’den, Kaşgarlı Mahmut’tan, Nevâî’den… Öncelikle derdi, TÜRKÇE’ydi!

Ülküsü, bütün Türkler’i, dil’de, fikir’de, iş’de birleştirmekti!

O, Mete Han’ın vardığı sonuca ulaşmak istiyordu; çağının yöntemleriyle…

19. yüzyılın sonunda Kırım’da bir er otaya çıktı.

Ben deyim Yesevî dilli, siz dahi deyiniz, Özbek Han heybetli!..

O, Türkçe’yi, İslâm imânının kanadı yapan Yesevî’nin, millî ışığını görenlerden ve “Varsa yoksa Türk!” diyenlerdendi! Onun her sözü yüreği Türk için çarpanlara tercümandı.

Şöyle diyordu:

“Biz Türklerin kabul-ü İslâm’dan sonra İlim ve edebiyat meydanında birçok hizmetlerimiz görüldü. Bunlar istidat-ı medeniyetimizin nişâneleridir. Var idik, var olacağız!..”

Moskova Prensi Yuriy’i nasıl titretmiş ise Özbek Han, o da titretirdi çağının Ruslarını… Nitekim, o yiğit Türk’den korkan bir Rus bilim adamı, Rusya Savcısı’na gönderdiği mektupta; “Bu adam Rusya’daki Müslümanları (Türkleri) çağın bilgisiyle donatmak ve onları özellikle Türkiye Türkçesi’nin etkisiyle birliğe götürmek istiyor.” diyordu…

Kırım’da doğan o er kişinin adı, İSMAİL GASPIRALI idi!

1851 yılında Kırım’ ın Bahçesaray yakınlarındaki Avcı köyünde doğdu. 12 yaşında askeri okula girdi. Rus Askeri Lisesi’ne başladığında gerçeklerle yüz yüze geldi. Gaspıralı’nın karşılaştığı gerçekler; Rusçuluk ve Türk düşmanlığı idi.

Gaspıralı, okuduğu okulda Ruslar’ ın nasıl bir koyu milliyetçilik şuuruyla yetiştiğini görünce kararını verdi: Türklük uğruna her çileye katlanacaktı! O günden sonra İsmail Gaspıralı, Türk dünyasının derdini dert edindi, sevincini sevinç…

Türklük aşkının yüreğini tutuşturduğu sıralarda Osmanlı Türkleri, Girit’de savaşıyordu. Genç Gaspıralı ilgsiz kalamazdı! Evet, o bir Kırım Türkü idi. Ama ne fark ederdi ki? Bütün Türkler sevinçte, kederde ortak olmalıydı. O Türk’dü! O halde, Osmanlı Türkünün yardımına koşmalıydı.

Böyle düşündü…

Fazla vakit kaybetmeden İstanbul’a gidecek ve Girit savaşında kardeşlerinin yanında omuz omuza çarpışacaktı.

Gemiye bineceği sırada yakalandı. İsteği gerçekleşmemişti; ama, yaşadığı sürece, yüreğindeki “Nerede Türk var ise onun derdi benim derdimdir” ilkesini hep canlı tuttu.

Bir ara öğretmenlik yaptı. Yabancı dil öğrenmeye çalıştı. Yabancı dili yerinde öğrenmek için Fransa’ya gitti. Fransa’da kaldığı iki yıl içinde bilgisi, görgüsü daha çok arttı. Kırım’a dönüşünde Avrupa hakkındaki düşüncelerini yayınlayarak Avrupa’nın gelişmişliğini Türklere anlatmaya çalıştı.

Bahçesaray’dan Belediye Başkanı seçildi. Gerçekleştirmeyi arzu ettiği imar ve eğitim konusundaki büyük projeleri, imkânsızlıklar nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Onun derdi eğitim idi! Amacı, aydınlatmaktı bütün Türkleri! Bunun yolu bir gazete çıkarmaktı. Bu öyle bir gazete olmalıydı ki; gazetenin dili birliğe hizmet etmeliydi. Türk budunları arasında Türkçe’nin en çok konuşulan ağzı-şivesi Anadolu Türkçesi’ydi. O halde gazete, Türkiye Türkçesi ile çıkmalıydı!

Öyle de yaptı!

1883 yılında yayımlanmaya başladığı TERCÜMAN gazetesinde 31 yıl süreyle birlik, beraberlik, kalkınma üzerinde düşüncelerini açıkladı. Gazeteyle beraber pek çok kitap da yayımladı. Nerede Türk var ise, onun meselesiyle yakından ilgilendi. Dünya Müslümanlarının geri kalış sebepleri üzerine kafa yordu.

İsmail Gaspıralı şu kesin gerçeğe inanıyordu: Türk milleti bir bütündür. Bu milletin fertlerini coğrafî ayrılıklar, dildeki lehçe farkları, bütünlük konusunda olumsuz etkileyemez! Çünkü TÜRKÇE, milletin fertleri arasında en kuvvetli bir bağ olarak duruyor. Bu güzel dildeki Arapça ve Farsça kelimeler zaman içinde yavaş yavaş ayıklanmalı; Kırım’daki, Bakü’deki, Taşkent’deki, Astana’daki bir Türk, İstanbul’da veya Bişkek’de yayınlanan bir kitabı rahatça okuyabilmeli!

Bu onun değişmez ülküsüydü!

“Tercüman” bu ülkünün gerçekleşmesinde bir araçtı… Gerçekten de kısa zamanda Tercüman gazetesi Türk dünyasında aranılan bir gazete oldu. Ne var ki, İsmail Gaspıralı’nın özellikle dil’de birlik gibi Türklüğün başarı anahtarı, kolay açmıyordu zafer kapısını. Çünkü, Tercüman’ ın lehçesi Türkiye lehçesi idi. Oysa, Rus etkisinde ki Türklere, Ruslar bu lehçeyi, Özbek, Kırgız, Azerî, Kazak, Türkmen kardeşlerimize öğretilmesi konusunda kolaylık göstermiyorlardı. Ruslar kendilerince haklıydı! Soyu bir, tarihi bir, kültürü bir, yüce bir milleti küçük parçalar hâlinde tutmaya çalışmak, işlerine geliyordu.

Oysa dil’de birlik çok önemliydi. Gaspıralı bunu iyi biliyordu. Türk dünyasında önce Dil’de, sonra Fikir’de, sonra İş’de birlik olmalıydı. Bu ülkü uğrunda çok çalıştı. Kırım’da pek çok kongre topladı. Gaspıralı, gerçekten çağının büyük düşünürleri arasındaydı.

Türkçe’nin bu acı durumu; Çarlık Rusya’sından çok, Sovyetler zamanında daha da kötüleşti. Her Türk budununa “ayrı millet” şuuru verebilmek için, budunların ağızlarını-şivelerini özellikle geliştirmeyi, onların her birini ‘ayrı bir dil’ durumuna getirmeyi, hedef seçtiler.

Kendisinin önderlik ettiği Rusya Müslümanları Kongresi’nin 1906 yılındaki son toplantısında kabul edilen kararları, o günlerde Çarlık Hükümeti uygulasa idi, sadece Rusya’daki Türkler değil, Ruslar da huzurlu olur; Bolşeviklerin 1917 ihtilâli gerçekleşmezdi. Çünkü, kongrenin gerek sosyal hayata ve gerekse Rusya’nın genel durumuna uyabilecek kararları vardı. İşçi sorunları ve emeğin hakkı, gibi konuların çözümü yanında; Rusya’nın Monarşi içinde çağdaş bir yapıya kavuşmasına ait öneriler, kongre kararları arasında bulunuyordu.

Kuşkusuz, İsmail Gaspıralı’nın önderliği ile toplanan bu kongrenin kabul ettiği maddeler arasında bulunan 30. Madde çok önemliydi. Bu madde aynen şöyleydi:

“30- Ebedî Türk dilinin (Türkiye Türkçesinin) öğretilmesine bilhassa ehemmiyet verilecektir. Bu ders Müslüman (Türk) talebeleri için orta okullarda mecburî olup, imkân dahilinde ilkokullarda da okutulmalıdır.”

Gaspıralı’daki Türklük aşkının beslediği çalışma azmi, bir türlü bitmiyordu… Onu, Orta Asya’da birlik, beraberlik uğruna kent kent dolaşırken görenler; onu, İstanbul’da “bilen kişilerle” sohbette bulanlar, hiç şaşırmıyorlardı. O, gerçek bir Türk sevdâlısıydı! Dahası, o büyük insan, dünya Müslümanlarının geri kalış sebepleri üzerine kafa yoruyor; bunun çözümü yolunda adımlar atıyordu. Günümüzdeki milletlerarası “İslâm Konferansı” ve birliklerin ilk tohumlarının atılmasında bu büyük fikir kahramanın emek payı vardır. Mısır’da Kahire sokaklarında “Buhara Çapanı” giymiş bir İsmail Gaspıralı, Dünya Müslümanları Kongresfnin hazırlık telâşını yaşamaktaydı.

Onun gözü şanda, şöhrette değildi. Makam, mevki, unvan onun için önemli değildi… Nitekim, 1912 yılında, İstanbul’daki milliyetçi Türkler, İsmail Gaspıralı’ya Osmanlı Meclisi’nde “Ayân-senatör” olması için öneri götürdüler. Fakat o bunu kabul etmedi.

Öldüğü tarih olan 1914 yılına kadar Bahçerasay’da, dünya Türklerini yayın yoluyla aydınlatma görevini sürdürdü.

19. yüzyılın sonlarında Altınordu mekânında bir er ortaya çıktı… Elinde güçlü bir silah vardı. Onun silâhı; kalemdi, fikirdi, sözdü!

O, sözgelişi Kırım’lıydı,

Gerçekte o, Türk neredeyse, oralıydı!

Adı İsmail Gaspıralı’ydı!…

Ruhun şad olsun ey büyük Türk!

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin