Halk Şiirinin Şekil Özelikleri

Haziran 20, 2012 Yorum yok. »

siir Halk Şiirinin Şekil ÖzelikleriHalk şiirinin nazım birimi, ölçü, durak, hacim, kafiye ve redif gibi şekil özellikleriyle diğer şiir geleneklerinden farklılaştığı dikkati çekmektedir. Bu özelliklerden ilki olan nazım birimi, şiirde en küçük anlam bütünlüğünü sağlayan ve kendi içinde bağımsız bir dize topluluğu olarak tanımlanmaktadır. Türk halk şiirinin nazım birimi, gelenek temsilcilerinin hane dediği dörtlüktür. Halk şiirindeki en küçük birimin mısra veya beyit olduğunu ileri sürenler de olmuşsa da bu görüşler, bugün için geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Geçmişten günümüze Türk halk şiiri örneklerine bakıldığında bunların büyük çoğunluğunun dörtlük esasına göre düzenlendiği, Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki şiirler başta olmak üzere Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Aşık Şiirinin de dörtlüklerden kurulu şiirlerden oluştuğu görülür. Nazım şekillerinde kullanılan mısra kümelenmelerinin mani (aaxa) ve koşma (abab, cccb) tarzı olmak üzere iki tür kafiye örgüsüne sahip oluşu da Türk halk şiirinin nazım biriminin dörtlük olduğunu doğrular.

Şiirde mısraların hece sayısı veya ses değerleri açısından denk ve benzer olması anlamına gelen ve halk şiirinde “tartı” olarak da bilinen ölçü, halk şiirinde iki şekilde karşımıza çıkar. Bunlardan ilki hece, diğeri de aruz ölçüsüdür. Türk Halk şiirinde en fazla kullanılan ölçü, hece ölçüsüdür. Önceki dönemlerde “vezn-i be-nân”, “hesâb-ı benân” ve “parmak hesabı” gibi adlarla da bilinen hece ölçüsü, Türkçenin dil yapısına ve karakterine uygun bir ölçü olarak eski Türklerden günümüze yaygın bir şekilde kullanılmıştır,

Türk halk şiirinde hecenin 7, 8 ve kalıpları çok daha yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bununla birlikte halk şiiri metinlerinde beşli, altılı, dokuzlu, on ikili, on üçlü, on dörtlü, on beşli vb. olmak üzere yirmi heceye varan kalıpların da var olduğunu belirtmek gerekir.

Hece ölçüsü bahsinde üzerinde durulması gereken terimlerden birisi de “du-rak”tır. Aruz ölçüsündeki “takti”nin karşılığı olarak bilinen durak, hece ölçüsünde mısraların belirli bölümlere ayrılması anlamına gelir, ancak aruz vezninde olduğu gibi halk şiirinde duraklar, kelimeleri bölerek anlamı zayıflatmaz, ezgiyle uyumludur. Duraklar, her ölçüde değişebileceği gibi gelişigüzel bir şekilde de yapılmazlar. Geleneksel kalıplar ve bilgiler doğrultusunda hece ölçüsündeki kalıpların bazı durakları vardır. Genel kabullere göre çift heceli (6, 8, 10, 12, 14, 16) mısralarda durak, mısraın tam ortasındadır. Tek heceli mısralarda ise hece sayısının fazla olduğu kısım, 4+3 ve 6+5 örneklerinde olduğu gibi mısraın ilk yarısında yer alır.

Halk şiirinde aynı hece ölçüsünde ve yine bu ölçünün kullanıldığı şiirlerde birden fazla durak sistemi kullanılmış olabilir. Örneğin 11 heceli bir şiirde 6+5, 4+4+3 ve 7+4 şeklinde duraklar kullanılabilir. 7 heceli şiirlerde yaygın durak 4+3 olmakla birlikte 3+4 şeklinde düzenlenmiş şiirler de bulunmaktadır. Bu, bir kuralsızlık veya eksiklik değil, aksine şiirin ritmik yapısına ve ahenk boyutuna katkı yapmaktır. Aynı ölçüde ve farklı duraklarla söylenen şiirler, ahenkteki tekdüzeliği ortadan kaldırır. Halk şiirinde yaygın bir şekilde kullanılan hece ölçülerine ve durak yapılarına biraz daha yakından bakalım.

Halk şiirinde geçmişten günümüze yaygın bir şekilde kullanılan ölçülerin başında yedili hece ölçüsü gelmektedir. Bu ölçüyle düzenlenmiş ilk şiirlere Dîvânü Lûgati’t-Türk’te rastlamaktayız. Dîvânü Lûgati’t-Türk’teki pek çok şiir, yedi heceden oluşan yapılar halindedir (Tekin 1989: 98).

Yedili hece ölçüsü, sonraki yıllarda büyük oranda manilerde kullanılmıştır. Özellikle Anadolu sahasında bilinen manilerin pek çoğu yedili hece ölçüsüyle söylendiğinden bu ölçüye, “mani ölçüsü” de denmiştir. Manilerde 4+3 veya 3+4 şeklinde bir durak yapısıyla kullanılan yedili hece ölçüsü, özellikle kısa ve kullanışlı bir ölçü olmasıyla geniş kitlelerin rağbet ettiği bir ölçü haline gelmiştir. Aşağıdaki manide 4+3 durak yapısına sahip bir mani görüyoruz:

“Ak güvercin / olaydım (4+3=7) Yol üstüne / konaydım (4+3=7) Gelip geçen /yolcudan (4+3=7) Ben yârimi /soraydım” (4+3=7) (Elçin 1990: 20).

Manilerde yedili ölçünün 3+4 şeklinde de bir durak yapısına sahip olduğunu takip edebiliyoruz.

Halk şiirinde sıklıkla kullanılan hece ölçüsü kalıplarından bir diğeri sekizli hece ölçüsüdür. Özellikle âşık şiirinde semai ve varsağılar, genellikle bu ölçüyle söylenmiştir. Durakları 4+4 ve 5+3 şeklinde olabilir. Bu ölçüyle söylenmiş şiirlerde duraksız çok sayıda mısra bulunabilir, çünkü kısa bir kalıp olduğundan durağa gerek duyulmadan şiir tamamlanmış olabilir. Karacaoğlan’ın sekizli hece ölçüsüyle söylenmiş olduğu bir şiirden alınan dörtlüğün durak yapısı şöyledir:

  • “Kömür gözlüm / hasta olmuş (4+4=8)
  • Bir muskacık /yaz ver bana (4+4=8)
  • Siyah zülfü / ak gerdana (4+4=8)
  • Tel tel et de/ diz ver bana’ (4+4=8) (Karaer 1988: 146)

Halk şiirinin daha çok Dinî-Tasavvufî Halk Şiiri ve Aşık Edebiyatı gibi kollarında karşımıza çıkan on birli hece ölçüsü, hece kalıpları içinde en fazla kullanılanıdır. 6+5, 4+4+3 ve 7+4 gibi durak yapılarında kullanılabilir. Âşık Ömer’den alınan aşağıdaki dörtlükte on birli hece ölçüsünün uygulanışı ve durak yapısı görülmektedir:

  • ” Şunda bir dilbere /gönül düşürdüm (6+5= 11)
  • Aldı beni / kaşlarının / arası (4+4+3=11)
  • Hûb cemâlin gördüm / aklım şaşırdım (6+5= 11)
  • Yaradan Mevlâ’ya /kaldı çaresi’ (6+5= 11) (Elçin 1999: 19).

Halk şiirinde kullanılan bir diğer ölçü aruz ölçüsüdür. Halk şairleri, özellikle Divan şairlerinin de etkisiyle aruzlu şiirler yazmaya veya söylemeye çalışmışlardır. Halk şairlerinin bu girişimi, öncelikle divan şiirinden ve şairlerinden etkilenme veya onlara öykünme olarak değerlendirilebilir, ancak bu yorum, meseleyi tam anlamıyla izah etmez. Halk şairlerinin aruz veznini kullanmalarında divan şiirine gösterilen itibarın ve kendilerine yöneltilen eleştirilerin tesiri vardır. Halk şairleri, divan şairlerinden geri kalmadıklarını, onlar gibi aruzla şiir söyleyebildiklerini gösterebilmek için aruzun bazı kalıplarını şiirlerine uygulamışlardır. Âşık Ömer, Erzurumlu Emrah, Gevheri, Dertli ve Bayburtlu Zihni gibi halk şairleri; “divan”, “selîs”, “kalenderî”, “satranç” ve “vezn-i âher” gibi aruzlu türleri oluşturmuşlar; Fâilâ-tün/Fâilâtün/Fâilatün/Fâilün, Feilâtün/ Feilâtün/Feilâtün/Feilün ve Mefâilün/ Mefâilün/ Mefâilün/ Mefâilün gibi aruzun en fazla kullanılan kalıplarıyla şiirler söylemişlerdir.

Aruz vezninin halk şiirinde kullanımıyla ilgili bir noktaya daha değinmek gerekir. Aruz ölçüsünü kullanan halk şairlerinin eğitim seviyeleri aruzu kullanmaya yetecek ölçüde olmadığından, bu ölçünün uygulandığı şiirlerde çeşitli kusurlar vardır. Çünkü halk şairleri, hece ölçüsünü, yani hecelerin sayısal değerlerini kullanmayı bildiklerinden aruzu, şiirlerine tam anlamıyla uygulayamamışlardır.

Şiirin mısra kümelenmesi ve ritmik yapısıyla yakın bir ilişkisi bulunan kafiye (uyak), “şiirde dizelerin sonunda tekrarlanan ve aynı ahengi veren heceler veya aynı görevde olmayan, ancak benzeşen sesler’ olarak tanımlanabilir. Halk şiirinde, özellikle âşıklar arasında kafiye ve redif için ayak kelimesi daha fazla kullanılır. Âşıklar, şiirlerini ayak mısralarından başlayarak kurduklarından şiirin hangi kafiyeye göre ve hangi konuda söyleneceğini ayak kafiyesiyle belirler. “Âşık şiirinde genellikle ilk dörtlüğün ikinci mısraında başlatılan bütün dörtlüklerin son mısralarında mısranın tamamında aynen tekrarlanan sözlerle yahut yarım, tam, zengin hatta cinaslı kafiyelerle vücuda getirilen ve dörtlüklerin mihengi durumunda olan kafiye’ (Kaya 1999: 336) olarak tanımlanan ayak, halk şairlerinin kafiye anlayışını şekillendirmiştir.

Günümüzde halk şiiri örneklerinde kafiye sondadır, ancak özellikle eski Türk şiiri döneminde mısra sonlarının yanı sıra mısra başı kafiyesi de kullanılmıştır. “Al-tay aliterasyonu” adının da verildiği bu kafiye türüne aşağıdaki metinde görüldüğü gibi Dîvânü Lûgati’t-Türk’te de rastlanmıştır.

  • “Kıkrıp atıg kemşelim
  • Kalkan süngün çomşalım
  • Kaynap yana yumşalım
  • Katgı yagı yuıvılsun” (Tekin 1989: 36).

Halk şiirinin kendine has bir kafiye anlayışı vardır. Bu anlayış, yazılı edebiyat-lardaki kafiye anlayışından oldukça farklıdır. Bilindiği gibi halk şiiri, sözlü kültür ortamlarında yaratılıp aktarılmıştır. Halk şairleri şiirlerini irticalen söylemişlerdir. Bir metne bağlı kalarak şiir icra etmedikleri gibi şiir yaratırken de yazıyı ve yazılı kuralları kullanmamışlardır. Böyle olunca şiirdeki kafiyenin, dilin gramer kurallarına uygun olarak düzenlenmiş görsel unsurlar olduğunu değil, tamamen sese dayalı bir benzerlik olduğunu düşünmüşlerdir. Halk şairlerinin böyle bir kanaat taşımalarında halk şiirinin müzikle olan yakın ilişkisinin de tesiri vardır. Halk şiiri, tarih boyunca “kopuz”, “dutar”, “saz” gibi bazı telli ve yaylı müzik aletleriyle geleneğin belirlediği ezgiler eşliğinde icra edilmiştir. Bu yüzden kelimelerin yapısal özelliklerinden çok ses değerlerine önem verilmiştir. Halk şairleri, kafiye dendiğinde benzer seslerin bir arada kullanılmasını anlamışlar ve bu doğrultuda sese dayalı bir kafiye anlayışı geliştirmişlerdir.

Halk şiirinin oluştuğu ortam ve dayandığı prensipler göz ardı edildiğinde kafiye konusunda bazı problemler çıkabilmektedir. Başka bir ifadeyle halk şiiri geleneğine ait bir şiir, yazılı edebiyatın ortaya koyduğu kafiye anlayışıyla değerlendi-rilmemelidir. Yazılı edebiyatta kafiye olmayan bazı kelimeler veya sesler, halk şiirinde sırf ses benzerlikleri nedeniyle kafiye olabilirler. Bu yüzden yazılı kültür ürünü olmayan, sözlü olarak bazı ezgilere bağlı olarak yaratılmış, gözden daha ziyade kulağa hitap eden halk şiiri örneklerine özel bir yaklaşım sergilenmelidir. Halk şairi, kelimenin ekine, köküne bakarak kafiye yapmaz. Onun ilgilendiği asıl husus, sesler arasındaki çağrışım ve denkliktir. Bu yüzden ç-ş ve r-l gibi yazımları farklı, ancak birbirine yakın seslerden kafiye yapabilir.

Halk şiirinde kafiye genellikle tek ses benzerliğine dayalıdır. Yarım kafiye olarak adlandırılan kafiyenin dışında tam, zengin, cinas ve tunç gibi kafiyelere sıradan icralarda çok fazla başvurulmaz. Ancak özellikle âşıkların şiir yeteneklerini ve güçlerini gösterdikleri “deyişine”, “karşılaşma” ve “atışma”larda kafiyelere özel önem verilir. Bu yarışmalarda “ayak açmak” (deyişme ve karşılaşma sırasında bir saz şairinin belli bir ayakla, genellikle dar ayaklı, şiir söylemesi), “yol göstermek” (âşık faslında saz şairlerinden birinin, ayak açarak deyişin hangi ayakta olacağını belli etmesi), “ayak uydurmak” (deyişme ve karşılaşmaya katılan âşıkların, açılan ayağa uygun deyişle karşılık vermesi) ve “dar ayak” (pek az uyak olabilecek sözcükler) gibi kafiyeyle ilgili terimler üretilmiştir (Dizdaroğlu 1969: 33).

Şiirde kafiyeden sonra yer alan aynı yapıya ve göreve sahip kelime veya eklere redif denir. Şiirin ahengine kafiyeyle birlikte redifler de katkı yaparlar. Özellikle halk şiirinde redifin ayrı bir yeri vardır. Pek çok halk şairi şiirdeki ahengi rediflerle sağlamıştır. Genellikle mısra sonralarında bulunmakla birlikte, bazı şiirlerde redif baş kısımlarda yer almıştır.

Kaynak: Anadolu Ünv. Yayınları, Halk Şiiri

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin