Evliya Çelebi Kimdir

Nisan 11, 2011 Yorum yok. »

evliya celebi Evliya Çelebi KimdirEvliya Çelebi ve Seyahatnamesi Hakkında Bilgiler

Kendi ifâdesine göre: Ulu Türkeli (Türkistan) pîri, Hoca Ahmet Yesevî’nin torunlarındandır.

Doğru mudur? Bilemeyiz. Doğru olmasa bile, böyle bir ata ifâdesinin varlığı; Evliya Çelebi’nin farklılığını, yüceliğini anlatmaya yeter.

Gerçekten, hayatıyla farklı, uslûbuyla farklı, eseriyle farklı bir büyüğümüz Evliya

Çelebi.

Hayatı gezmeyle, görmeyle, yazmayla geçti…

Uslûbu o kadar farklı ki… Gezdiği, gördüğü yerleri, karşılaştığı olayları veya duyduklarını, kendine özgü abartı ile anlatır. Bu abartıda bile eşsiz güzellik vardır.

Eseri de farklıdır. “Seyahatnâme” Türk Edebiyatı’nda, konusunda baş eserdir. Bu eserle bize, 17. yüzyılın Osmanlı topraklarındaki hayat tarzını, şehirleri, eşyaları, yöre ağızlarını, dağları, tepeleri; kısacası, adeta bir devri anlatır Evliya Çelebi atamız.

Evliya Çelebi atamızın, üzerinde pek durulmayan çok önemli bir farklılığı daha var ki; bu farklılık, göğsümüzü gurur, gönlümüzü huzur ile doldurur. Bu farklılık, onun Türkçülüğüdür! Evliya Çelebi, “Seyahatnâme”sinde, çoğunlukla “Osmanlı” adını bir devlet olarak algılar. Osmanlı’nın halkını ve özellikle askerini “Türk” adıyla anar! Bu durum, 17. yüzyıl Osmanlı yazarı için üstün bir millî şuur ifâdesidir. Evliya Çelebi Türk olmanın yüceliğini bilenlerdendir. Seyahatnâme’sinde “Akdeniz Adaları ve Girit Fethi” bölümünde Türk adı çokca geçer. Övünçle geçer, sevinçle geçer!

Onun eserini okurken, çoğu yerde abartılı anlatımına tanık olursunuz. Ama bu abartı, gerçeğin “Evliya Çelebi’ce” anlatımıdır! Bu konuya bir örnek olarak, sözgelişi; Erzurum ve yöresinin kış aylarındaki o keskin soğuğunu hepimiz biliriz. Evliya Çelebi’nin anlatımından bu soğuğun şiddeti: “Bir kedinin damdan dama atlarken havada donması” olarak ifâde bulur… Veya, Tuna’dan tutulan balıkların çokluğunu Evliya

Çelebi: “Bu balıklar bütün Avrupa’ya gönderilir” diyerek anlatır. Bunları okurken yüzünüze tatlı bir tebessüm gelir, abartının içindeki iyi niyeti hemen anlarsınız.

Evliya Çelebi’nin hayatı seferlerde, ülkeler gezmekle geçti. Osmanlı Sarayı’na yakındı. Devlet adamlarının saygı duyduğu bir insandı. Onun bu hüviyeti, çok yer görmesinde, gezmesinde etkili oldu. Fatih Sultan Mehmet Han’dan beri, Evliya’nın ailesi devletin güvenini kazanmış fertlerden meydana geliyordu. Dedeleri devlete büyük hizmetler verdi.

Evliya Çelebi Hayatı

25 Mart 1611 yılında İstanbul’da Unkapanı semtinde doğdu. 1648 yılında yüz yaşını aşmış halde ölen babası Derviş Mehmet Zıllî, engin kültürlü bir sanatkârdı. Mehmet Zıllî, Fatih Sultan Mehmet Han’ın mîralemlik hizmetinde bulunan Yavuz Er Bey’in torunlarındandır. Yavuz Er Bey, Bizans’ın fethi sırasında hissesine düşen ganimet parasıyla Unkapanı semtinde pek çok emlâk aldı. Zaman içinde bu emlâklar torunu Mehmet Zillî’ye kadar intikâl etti. İşte, Evliya Çelebi, Unkapanı’ndaki bu evlerden birisinde doğdu.

Mehmet Zillî, dedesi Yavuz Er Bey gibi devlete önemli hizmetlerde bulundu. Kıbrıs’ın fethinde Sefer Komutanı Lala Mustafa Paşa, Magosa’nın anahtarlarını, İstanbul’a Evliya’nın babası Mehmet Zıllî ile gönderdi. Mehmet Zillî, Sultan Ahmet zamanında Mekke’de hizmet verdi. Sultan Ahmet Camii’nin işlemelerini yaptı.

Böyle sanatkâr bir babanın evlâdı olan Evliya Çelebi, iyi bir eğitim gördü. Medrese tahsilini tamamlarken, babasının yanına gelen devrin ve sanatkârlarının sohbetlerini dinledi. Bu sohbetler Evliya Çelebi’de gezme, görme ve yazma isteği uyandırdı. İlk önce, on dokuz, yirmi yaşlarında iken İstanbul ve civarında gezdi. Gördüklerini ve işittiklerini yazdı. Seyahat merakı kendisini öyle sardı ki, başka hiçbir şey düşünemez oldu.

Evliya Çelebi, gezme merakına tutulmasının sebebini kendi uslûbuyla pek güzel anlatır. 19 Ağustos 1630 tarihli Kadir Gecesi, rüyâsında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Âhi Çelebi Camii’nde büyük bir cemaat içinde Hazreti Peygamber’i görür ve huzurunda:

-Şefaat yâ Resûlallâh! diyeceği yerde, heyecanlanır: -Seyahat yâ Resûlallâh! deyiverir!

Böylece, Peygamberimiz tarafından seyahatla görevlendirilir. Ayrıca, Sa’d ibni Vakkas tarafından da, gördüklerini kaleme alması sıkı sıkı tembih edilir.

Bu rüyâyı devrin büyük şeyhlerine tâbir ettirir. Ve böylece Evliya Çelebi kendince “gezme ruhsatı” alır. Sonra da, başlar İstanbul ve çevresini dolaşmaya… Seyahatnâmesi’nin ilk cildi bu gezinin notları ve kendine göre İstanbul’un tarihidir.

Bir farklı kişiliktir Evliya Çelebi. Ailesindeki pek çok fert gibi, kendisi de önemli devlet hizmetlerinde bulunur. Teyzesinin oğlu Melek Ahmet Paşa’nın sadaret makamına gelmesiyle, Saray’a “musahip” olarak girer. Seferlerde, güzel sesiyle serdarların, paşaların müezzinliklerini, imamlıklarını yapar. Tatlı sohbetleriyle herkesin sevgi ve taktirini kazanır.

Çocukluğundan beri, tanımadığı millet, görmediği yöre kalmayan bu ileri ve keskin zekâlı atamız, hizmetleriyle kültürümüze bir değişik çeşni katmıştır.

Evliya Çelebi Nereleri Gezmedi ki…

Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır, Girit, Hicaz, Macaristan, Transilvanya, Moldovya, Polonya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Dalmaçya, Bosna-Hersek, Kırım, Güney Rusya, Kafkasya, İran. Bu ülkeleri bıkmadan, usanmadan gezmek ve gördüklerin kaleme almak, 17. yüzyılın ulaşım imkânlarıyla pek de kolay olmasa gerek. Bir ömrünün tam elli yılını bir yerden bir yere dolaşarak geçirmek insanın göze alacağı bir iş değildir.

Evliya Çelebi’nin son gördüğü yer Mısır’dır. Bu gezisini 1676 yılında gerçekleştirdi. 1682 yılında da öldüğü tahmin edilmektedir.

Bu ilginç kişilikli atamızın rûhu şad olsun.

Seyahatnâme’den:

“… Sahih söze göre Türkler ise Yafes’in torunlarıdırlar. Özetle denilebilir ki, bütün Türk boyları andan yayılıp, bir bahadır, temiz inançlı dayanıklı, görkemli insanlar olmuşlardır. Rum diyarına ilk ayak basanlar. Selçuklu ailesinden ki 1174 tarihinde Danişmentli Beyleriyle el ve gönül birliği ederek Malatya, Kayseri, Alaiye, Antakya, Karaman, Konya yörelerini Rum Kayserlerinin elinden alıp, başlarına buyruk padişah oldular. Ana ilk çıkışları Maveraünnehr’dendir. Hicretin 600 (1203/4) tarihlerinde Selçuklular çökmekle Turan illerinden Mahan kenti Beylerinden Süleyman Şah ve Ertuğrul Bey Rum diyarına gelip Selçuklardan Sultan Alaeddin’in yanına doğrulup geldi. Bey iken Alaeddin’in komutanlarından biri oldu. Çevrede nice fetihler yaptı. Alaeddin ölünce, cümle ileri gelenlerin oylarıyla Ertuğrul başlı başına Bey oldu…”

Kaligra Sultan Zaviyesi

“Oradan, Kaligra Sultan tekkesine giderek dervişleriyle can sohbeti eyledik. Kölelerimle bana bir hücre verdiler. Tekkede on gece kendimizden geçmiş rahat uyku çektik. Soğuktan ve korkudan çektiğimiz sıkıntılar sonucu her yanımızı çeşitli hastalıklar sarmıştı. Koca bir kış yataktan çıkmayarak, başımı yastığa vurmuş öyle kaldım. Tanrı’ya şükrâne on hatim indirdim. Çocukluğumdan beri bu ana değin bin altmış hatim okumuştum. Bu tekkenin Bektaşî canlarıyla sağlığımı buluncuya kadar can sohbetleri ettik. Kölelerimden birisi bile ben filânâ satılmış köleyim demeyerek, sanki benim candan malımmış gibi öyle kaldılar. Kâh müezzinlik ederek, kâh imamlık ederek çulu onardık.”

Sofya

“Sofyan ovasından güneyde, Vitos dağının eteğinde, Kurt bağları denilen İrem bahçelerinin aşağısındaki düzlükte kurulmuş bir büyük şehirdir. Batı ve kuzey tarafı bereketli, gül ve gülistanlarla bezeli ihtimam yakasıdır. Köy köye çatılmış bir ovadır. Başlıca mahalleleri Bana, Çelebi Gül Cami’i, Mahmut Paşa, Paşa, Siyavuş Paşa ve İmaret mahalleridir. Paşa Sarayı Vitos dağına bakar, havadar ve bezeli bir yapıdır. Geniş meydanında cirit oynanır, at meydanıdır.”

Edirne Ağzı

“Nice köylüler burada oturmakta olup, şehirli gibi konuşayım derken, pot kırarlar. Söz gelimi; “Ahmet Çibu gide idik anlarla cafir kaşarlandık” yani zevk ettik. “Sinbaza vardık” yani mezarlığa vardık. “Akatlandık” yani güldük.”

Evliya Çelebi hakında daha ayrıntılı bilgiler eklenecektir

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin