Eski Türklerde Zaman Hesabı

Mayıs 7, 2012 Yorum yok. »

burc Eski Türklerde Zaman HesabıON İKİ HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ:

Eski Türklerin zaman hesabı da Bozkır Kültürü’nün izlerini taşımaktaydı. Eski Türk Takvimi, her biri hayvan adı ile anılan “12 Yıllık Devre” esasına dayanıyordu. Yılların adları şöyle idi:

  • 1. Yıl; sıçgan (fare),
  • 2. Yıl; ud (sığır, öküz),
  • 3. Yıl; kaplan,
  • 4. Yıl; tabışkan (tavşan),
  • 5. Yıl; lu (ejder),
  • 6. Yıl; yılan,
  • 7. Yıl; yund (at),
  • 8. Yıl; koy (koyun),
  • 9. Yıl; biçin (maymun),
  • 10. Yıl; tagaku (tavuk),
  • 11. Yıl; it,
  • 12. Yıl; tonguz (domuz).

(İlhanlı takviminde bu yılların adı Moğolca olarak şöyledir: Hulukuna, hogur, bars, tolay, loo, mogay, murin, nokoy, piçin, dakıko, nokay, kokay.)

Bir yılda on iki ay vardı. Aylar birinç (aram ay, ulug ay); ikinç (ikinci ay, küçük ay); üçünç, törtünç; bişinç ay; altınç ay; yedinç ay; sekizinç ay; tokuzunç ay; onunç ay; birnekç ay; çağşabat ay şeklinde adlandırılıyordu. Bir gün on iki kısım sayılıyor ve her kısma “çağ” deniliyordu. Yıl, 365 gün 5 saat olarak kabul edilmekteydi. Günün başlangıcı gece yarısı idi. Yılbaşı Ocak, Şubat aylarına rastlardı. Aslında ay yılına dayanan bu “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”nin, Gök-Türkler tarafından güneş yılına çevrildiği söylenmektedir.

Burada “12 Hayvanlı Türk Takvimi”nin nasıl kullanıldığını, Fransız Türkoloğu Louis Bazin’in, “12 Hayvanlı Eski Türk Takvimi” (Le calendrier turcs anciens et medievaux, Service de Reproduction des Theses Üniversite de Lile III, 1974) üzerine yayınlanan eserinde Orhun yazıtlarının dikiliş tarihleri hakkında verdiği bilgileri aktararak göstermeye çalışalım. Bazin’in, aynı zamanda profesörlük tezi de olan bu eserinde yer alan tarihleri kısaca aşağıda veriyoruz.

Kültigin Anıtı, “kon yılka yiti yigirmike” yani “koyun yılının on yedisinde” (=27 Şubat 731) dikilmiştir. Kültigin’in cenaze merâsimi ise “tokuzunç ay yeti otuzka” yani “dokuzuncu ayın yirmi yedisinde” (=1 Kasım 731) yapılmıştır. Batı yüzündeki Çince yazıt 1 Ağustos 732 tarihinde, Türkçe yazıtlar ise bundan yirmi gün sonra yani 21 Ağustos 732′de tamamlanmıştır. Buna göre anıtın dikiliş tarihi de 21 Ağustos 732 olarak tahmin edilmektedir.

Bazin’e göre Bilge Kagan Anıtı, “it yıl onunç ay altı otuzka” yani “köpek yılının onuncu ayının yirmi altısında” ölen Bilge Kagan’ın anısına dikilmiştir. Bilge Kagan’ın ölüm tarihi ise, yazıta göre, 25 Kasım 734 gününe rastlamaktadır. Bilge Kagan’ın cenaze töreni de, yazıta göre “lagzin yıl bişinç ay yiti otuzka” yani “domuz yılının beşinci ayının yirmi yedisinde” (=22 Haziran 735) yapılmıştır. Bilge Kagan Anıtı’nın batı yüzündeki Çince yazıtın ise 19 Ağustos 735 tarihinde yazıldığı ve Türkçe yazıtların 34 günde tamamlandığından hareketle Bilge Kagan Anıtı’nın da 20 Eylül 735 tarihinde dikilmiş olması sonucu yine Bazin tarafından ortaya konuyor.

takvim Eski Türklerde Zaman Hesabı

 Yandaki şekilde şematik olarak gösterilmiş on iki hayvanlı takvim görülmektedir. Bir örnekle açıklamak gerekirse; 1963 doğumlu bir kişi, tavşan yılında dünyaya gelmiş demektir. Doğduğu ay ve gün için ise, meselâ altınç ayın (altıncı ayın) 15. günü deyimini kullanacaktır.

Bu takvimin haricinde, tarihte Türkler’in uzun süre kullandıkları takvimler sırasıyla şunlardır: Hicrî, Rumî ve Milâdî takvimler.

HİCRÎ TAKVİM

Bu takvim Hazreti Muhammed’in, İsa’nın doğumundan 622 yıl sonra Mekke’den Medine’ye göç etmesini, yani milâdî 622 yılını (Hicret) başlangıç olarak alır. Adı geçen takvim başlangıç olarak Hicret’i esas almakla birlikte, Hz. Muhammed’in ölümünden 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in halifeliği sırasında oluşturuldu. Başlangıç tarihi olarak peygamberin doğum günü (yevm-i velâdet-i nebeviyye) ihtilâflı, ölüm günü hüzünlü olduğundan, Hicret’in tarihinin başlangıç alınmasına karar verildi. Hicret Rebiülevvel ayında olmasına rağmen, peygamberin hicretinden 75 gün öncesi olan Muharrem ayının biri başlangıç kabul edildi. Çünkü Arapların o zamana kadar kullandıkları takvimin yılbaşı Muharrem olarak kabul ediliyordu.

On iki ay esasına dayanan bu takvim, ay yılına göre düzenlenmiştir. Yani, güneşin değil de ay’ın hareketine göre aylar ve yıllar belirlenir. Meselâ; ayın dolunay olduğu hâl içinde bulunulan hicrî ayın tam ortası (ayın ondördü tâbiri buradan gelir) iken, ayın tam hilâl halinde olması da hicrî ayın birinci günüdür.

Ayın hareketini kendine esas alan bu takvimle, milâdî takvim arasında on bir günlük bir fark vardır. Çünkü ay yılı 354 gün iken, güneş yılı 365 gündür. Hicrî takvimde çift aylar 29′ar, tek aylar ise 30′ar gün olarak kabul edilir.

Hicrî ayların sıralanışı şöyledir: Muharrem, safer, rebiü’levvel, rebiü’lahır, cumadelûlâ, cumadel’ahire, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce. Osmanlı Devleti yeniçerilere üç ayda bir verdikleri ulufe dönemlerini bu ayların bazan baş harflerini, bazan de son harflerini sembol olarak kullanarak; Masar , Recec, Reşen , Lezez şeklinde belirlemişlerdir.

RUMÎ TAKVİM

Osmanlılar’ın Hicrî Takvimle aynı anda kullandıkları ve “Malî Takvim” de denilen takvimdir. Fakat, hicrî takvimden farklı olarak “güneş yılı”nı esas alırken, başlangıç olarak da Hicret’i kabul eder. Rumî tarihte başlangıç olarak alınan tarih 622′dir fakat, yılbaşı Hicrî takvimde olduğu gibi Muharrem ayı değil, Mart ayının biridir. (Bilindiği gibi, yakın zamana kadar Türkiye Cumhuriyeti de mâlî yılbaşı olarak Mart ayının 1′ni kabul ediyordu.) Osmanlı Devleti, mâlî durumunun bozulmaya başlaması üzerine, sadece mâlî işlerde kullanılmak üzere “güneş yılı”nı esas alan takvimi kullanmaya başladı Gümrük işlerinde ise m.1790 (h.1205.) tarihinden itibaren Rûmî takvim kullanılmaya başlandı. Böylece her yıl 11 günlük bir zaman kazanmış oldu. Meselâ, milâdî takvime göre bir ay 30 ve 31 gün çekerken, rumî takvime göre 29 ve 30 gün çekmektedir. Böylece üç ayda bir yeniçerilere ulûfe dağıtan devlet, her üç ayda üç günlük bir zaman kazanmaktadır. Bu yılda 11 güne denk gelmektedir. Para harcamalarını “Rumî Takvim”e göre yapan devlet, dinî günler gibi özel günlerin belirlenmesinde gene “Hicrî Takvim”i kullanmaya devam etti.

MİLÂDÎ TAKVİM

Türkler, 26 Aralık 1925 tarihinde Milâdî takvimin kullanılmasını kabul ettiler ve 1 Ocak 1926′dan itibaren de kullanmaya başladılar. Milâdî takvim bütün dünyanın kullandığı ve İsa’nın doğduğu yıl olan “0″ (sıfır) tarihini esas alan takvimdir. İskit rahibi Genç Dionysios tarafından yapılan hesaplara göre; İsa, Roma İmparatorluğu’nun kuruluşunun 753. yılının 25 Aralık günü dünyaya gelmiştir. (Bugün Hristiyanların “Noel” olarak kutladıkları gün.) sonra doğmuştur. Roma’nın 754. yılının 1 Ocak günü Milâdî takvim’in başlangıcı sayılmış ve bu yıl Milâdi “1″ olarak kabul edilmiştir50. Halbuki bir iddiaya göre İsa aslında bu tarihten 4 veya 5 yıl önce, bir başka iddiaya göre ise 7 yıl sonra doğmuştur.

Milâdî Takvim’de bugün ay adı olarak kullandığımız kelimelere gelince; bunlardan sadece dördünün Türkçe olduğunu görüyoruz: Ekim, Kasım, Aralık, Ocak. (Şubat; Süryanice, Mart; Roma kökenli ve tanrı Mars’a ithafen verilmiş bir isim, Nisan; Süryanice, Mayıs; Roma kökenli ve tanrı Maia’ya ithafen verilmiş bir isim, Haziran; Süryanice, Temmuz; Süryanice, Ağustos; Roma kökenli ve İmparator Augustus’a ithafen verilmiş bir isim, Eylül; Süryanice.)

Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak aylarının adları Rumî takvimde Teşrîn (Ekim, Kasım) ve Kanûn (Aralık, Ocak) olarak geçer. Ekim ayı Teşrîn-i evvel (ar.), Kasım ayı Teşrîn-i sânî (far.); Aralık ayı Kânûn-ı evvel (ar.), Ocak ayı da Kânûn-ı sânî (ar.) olarak anılırdı.

Türkiye Cumhuriyeti 26 Aralık 1925′de 648 sayılı kanun ile hicrî takvimi yürürlükten kaldırarak, rumî takvimi milâdî başlangıca göre benimsedi. (Yani Rumî yılbaşı da 1 Mart yerine, 1 Ocak olarak değiştirildi.) 1 Ocak 1926′dan itibaren de Milâdî takvim Türkiye Cumhuriyeti tarafından kullanılmaya başlandı. 1935 yılında hafta tatili Pazar’a alındı. 1945 yılında da bugün kullandığımız Ekim, Kasım, Aralık, Ocak aylarının adları bir kanunla kabul edildi. Rumî yıldan kalan bir uygulama da malî yılın Mart ayından başlamasıydı. 1983′den itibaren malî yılbaşı ile takvim yılbaşısı birleştirildi. Dinî günlerin belirlenmesinde ise halâ Hicrî takvim esas alınmaktadır.

Rumî, Milâdî ve Hicrî yıllar birbirine şu formüller uygulanarak çevrilir:

Rumî yılın, Milâdî yıla çevrilmesi: Rumî yılı, milâdîye çevirmek için 584 eklenir. Milâdî yılı, Rumîye çevirmek için de 584 çıkarılır.

1993-584=1409 (Rumî yıl) 1409+584=1993 (Milâdî yıl)

Milâdî yılın, Hicrî yıla çevrilmesi: Milâdi yıldan 622 çıkarılır. Kalan sayı 33′e bölünür. Bölüm kalan sayıya eklenir.

  • 1993-622=1372
  • 1372:33=41.5-42
  • 1372+42=1414 (Hicrî yıl)

Hicrî yılın, Milâdî yıla çevrilmesi: Hicrî yıl 33′e bölünür. Bölüm Hicrî yıldan çıkarılır. Sonuca 622 eklenir.

1414:33=42.8-43 1414-43=1371

1371+622=1993 (Milâdî yıl)

 ESKİ TAKVİMLER ve BAŞLANGICI KABUL EDİLEN OLAYLAR

Kabul etmeliyiz ki, yeryüzünde tarih boyunca kullanılmış pek çok takvim vardır. Bunlara da kısaca bir göz atarsak belli başlılarından şunları görmekteyiz:

a) Olimpiyatlardın Başlangıcı: M.Ö. 776 bu takvimin başlangıcı olarak görülmektedir.

b) Nabukadnezar’ın Tahta Çıkışı: M.S. II. yüzyılda yaşayan Yunanlı bilgin Ptolemaios, kronoloji araştırmalarında izine rastlayabildiği en eski hükümdar olarak Babil kralı Nabukadnezar’ı bulduğu için, takvimini bu noktadan başlatmıştır52.

c) Philippos Archidaios Takvimi: Büyük İskender’in halefi olan Philippos Archidaios’un iktidara geldiği M.Ö. 323 yılını başlangıç olarak alır.

d) Arsahidler Takvimi: M.Ö. 250′de Arsakes tarafından kurulan Parth hanedanının iktidara geliş tarihini başlangıç alır.

e) Sasanîler Takvimi: M.S. 224′de İran’da, Sasanî hanedanının iktidara gelişini başlangıç olarak alır.

f) Yezdegerd Takvimi: M.S. 632′de son Sasanî İmparatoru, III. Yezdegerd’in tahta çıkışını başlangıç olarak alır.

g) Roma Takvimi: Bugün kullandığımız takvimin ilk halidir. Başlangıçta Roma yılı (Romulus yılı), 304 gün ve 10 aydan meydana geliyordu. 31 gün çeken 4, 30 gün çeken 6 ay’dan oluşuyordu. M.Ö. 753′de Roma İm-paratorluğu’nun kuruluşunu başlangıç olarak alır. İlk ayı Mart’tır. Konsüllerin görev süresi de bu ayda başlardı. İ.Ö. 153′de Konsüllerin görev döneminin başlangıcı Ocak ayına alınınca, takvimin başlangıcı da buna paralel olarak değiştirildi.

h) Jülyen Takvimi: M.Ö. 45′de Julius Sezar tarafından gerçekleştirilen takvim reformu ile Roma Takvimi’nin aldığı yenilenmiş şekildir. Julius Se-zar tarafından, İskenderiyeli Sosigenes’in tavsiyesine uyarak, Roma yılı 708′de (M.Ö. 45) gerçekleştirilen reformla Jülyen Takvimi olarak kabul edildi. Bu yeni takvim bir yılın 365,25 gün olduğu faraziyesine dayanan bir takvimdi. Kolaylık olsun diye de bir yıl 365 gün olarak benimsendi.

i) Budha Takvimi: M.Ö. 554 yılı Pisak ayının (yılın altıncı ayı) dolunay günü; Seylan (Sri Lanka) inancına göre Budha’nın öldüğü günü başlangıç alan takvimdir.

j) Musevî Takvimi: Başlangıcı M.Ö. 3761′dir. (M.Ö. IV. yy.)’de yaşamış olan Haham Hellel’e göre dünyanın yaratıldığı yıl olarak kabul edilen bu tarih, bu takvimin başlangıcı olarak alınmıştır. k) Gregoryen Takvimi: Papa XIII. Gregorius 1582 yılında, Jülyen Takvimi’nde reform yapılmasını emretti. Temel amaç, takvimle mevsimler arasındaki uyumu sağlamaktı.

325 yılında İznik Konsili’nden53 beri, ilkbahar 21 Mart olarak belirlenmesine rağmen, 1582 yılına gelindiğinde 21 Mart tarihini on gün geçmişti. XIII. Gregorius 1582 takviminde bu on günün kaldırılmasını emretti (4 Ekim 1582 Perşembe). Bu günü izleyen 5 Ekim 1582 tarihi, 15 Ekim Cuma olarak değiştirildi. 1582 yılı 10 gün kısalınca ertesi yıl yeniden 21 Mart ilkbahar’a denk geldi. Bu çakışmanın ileriki tarihlerde de sağlanması için XIII. Gregorius yılların 4 yılda bir kere “artık” olarak kalmasına, ancak asır yıllarının hepsinin “artık” sayılmayarak sadece sayıları 400′e bölünebilir olanlarının (1600, 2000, 2400 gibi) “artık”olarak kabul edilmesine karar verildi. Bu tedbir sayesinde 400 yılda bir üç günün ortadan kaldırılması mümkün oldu.

Türk Kültür ve Medeniyet Tarihi Öğr. Gör. Ali YAYLA

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin