Dede Korkut Hikayeleri

Mart 21, 2012 1 Yorum »

dede korkut Dede Korkut Hikayeleri

Dede Korkut Kimdir, Dede Korkutun Hikayesi Nasıldır, Dede Korkut Hikayelerinin Özellikleri nelerdir, Dede Korkut Hakkında Bilgiler

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

On iki hikâyeden meydana gelen asıl ve tam adıyla “‘Kitâb-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzân” olan Dede Korkut Hikâyelerinin iki yazma nüshası vardır. Yazmalardan ilki Berlin Dresden Kitaplığında bulunmaktadır. Dede Korkut Hikâyeleri Kilisli Rıfat’ın Berlin yazmasına dayanarak bu eseri 1916′da yayınlamasıyla tanınmış ve araştırıcıların dikkatini üzerine çekmiştir.

“Hikâyet-i Oğuzname-i Kazanbey ve Gayri” başlığını taşıyan ikinci yazma Vatikan Kitaplığındadır. İtalyan Bilgini Ettore Rossi, Vatikan’da bulunan ve hikâyelerden ancak altısını içine alan yazmanın bütününü İtalyanca’ya çevirmiştir. 1952′de çıkardığı bu çeviriye Rossi, eseri türlü yönleriyle ele alıp tanıtmaya çalışan önemli bir giriş eklemiştir.

1. Hikâyelerin Teşekkülü

Bu tipik hikâye külliyatının teşekkül tarihi olarak kesin bir tarih vermek mümkün değildir. Dede Korkut hikâyeleri 12, 13, 14. yüzyıllarda Anadolu’nun doğusunda; bütün bu asırlar boyunca buraya gelip yerleşmiş, buralarda vatan tutmuş Oğuz Türkleri arasında yaşamış işlenmiş ve yayılmış hikâyelerdir.

Barthold, hikâyelerin son şekliyle yazılış zamanı olarak 15. yüzyılı ve teşekkül sahası olarak da Akkoyunlular sahasını gösteriyor.

a. Akkoyunlular kendilerini, Hikâyelerde Hanlar Hanı diye anılan Bayındır Han’a nispet etmeleri,

b. Olayların Akkoyunluların hakim oldukları Anadolu’nun doğu sahasında geçmesi ve Gürcüler ve Trabzon Rumları ile mücadelelere ait bulunması, Akkoyunluların 14. yüzyıl boyunca bu komşularıyla mücadeleleri devam etmiş gitmiştir.

c. Barthold’un dediği gibi mukaddimede Osmanlı Hanedanı’nın kuvvetlendiği bir devre işaret edilmesi.

Hikâyelerde ayrıca yeni vatanına yerleşen Türk boylarının kendi iç çarpışmaları konu edilir. Aynı hikâyeler Oğuzların eski destanlarından kalma hatıralarla zengindir.

Öyle anlaşılıyor ki, hikâyelerin yazarı, konu olarak 14. asrın Türkmen – Kâfir (eserin diliyle) mücadelelerini almış; fakat bu mücadelelerin belki en eski ve en şiddetlilerini, üzerinde onların Akkoyunlu Türkmenlerinin yeni yurtlarına gelirken beraber getirdikleri Oğuz menkıbeleriyle karışacak ve menkıbeleşecekleri kadar bir zaman geçtikten sonra Akkoyunlu saltanatı Osmanlı hakimiyeti karşısında sönmeye başladığı zamanlar, bu son edebi şeklini vermiştir. Hikâyelerin bize ulaşan biçimleriyle yazıya geçiş tarihini, 15. yüzyılın ikinci yarısı olarak kestirebiliriz.

2. Bu Hikâyelere İsim Veren Dedem Korkut Kimdir?

Bu hikâyelere isim veren Dede Korkut’un kim olduğu hakkında kesin bilgimiz yoktur. Hikâyelerde Dede Korkut, Dedem Korkut ve bazen Dede Sultan diye isimlendirilen ve Kitab-ı Dede Korkut adlı yazmanın ön sözünde Korkut Ata denilen bu zat, şimdilik tarihi olmaktan ziyade, menkıbevi Türk atasıdır.

Besmeleyle başlayan girişi bölümünde Dede Korkut’un Oğuzların Bayat boyundan olduğu, “ala göz dev” kızından doğduğu belirtilir. Söylentilere göre o, 295 veya 300 yıl yaşamıştır.

Hikâyelerden anlaşılan, durumuna göre Dede Korkut, eski Türk destanlarında gördüğümüz Uluğ Türk veya Irkıl Ata gibi hükümdarlara öğütler veren ak saçlı, ak sakallı, engin bilgili ve tecrübeli, hâkim Türk ihtiyarlarından biridir ki hikâyelerde lüzum hâsıl oldukça keramet gösteren bir velidir.

Gerçi Hikâyelerin asıl kahramanı Dede Korkut değildir. Fakat hikâyeler birbirinden ayrı iken, ikinci planda görünen bu Oğuz atası, onlar bir araya gelince, anlatılan bütün olaylarda vazifesi olan en önemli bir şahsiyet derecesine yükselir.

O, halkın türlü sıkıntılarını danıştığı bir hâkim, Oğuz’un zorlu düşmanlarını çaresiz bırakacak kolaylıklar bulup, bu yolda kerametler gösteren bir veli sözün özü, Oğuz’un tamam bilicisidir. Hatta bazı hikâyeler bizzat onun tarafından anlatılıyormuş gibi gösterilir.

Bu bilgin ve hâkim Türk büyüğünün Göktürk Kitabelerini yazan Yolug Tigin gibi edip bir ata olması ve devrinin devlet büyüklerine akıl hocalığı yapması aynı derecede muhtemeldir.

3. Dede Korkut Hikâyelerin Bir Yazarı Var mıdır?

Hikâyelerin kimin tarafından yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Yalnız halk arasından bu hikâyeleri derleyerek yazan kişinin Dede Korkut adında yaşlı, bilgin bir ozan olduğu sanılmaktadır.

4. Dede Korkut Hikâyelerinin Edebiyatımızdaki Yeri ve Önemi

Türk edebiyatında taşıdığı değer kadar edebi bakımdan da Dede Korkut’un dünya edebiyatında söz götürmeyen bir yeri vardır. Bu hikâyeler tek kişilerin hikâyeleri değil, bir toplumun hikâyeleridir. Dede Korkut hikâyeleri eski Oğuz Destanı’nın bir devamı gibidir. Ondan hatıralar ve izler taşımaktadır.

Dede Korkut hikâyeleri türlü yönlerden önem taşır. Bu hikâyeler Türk’ün ruhundan çıkmış, Türk’ün öz benliğini yansıtan eserlerdir. Bunlar, Türklerin kendilerine yurt edindikleri topraklar üzerinde boy atmışlardır. Çerçeveleri savaşçı olmakla birlikte bunlarda yankılanan asıl öz, yüksek bir ahlaka dayanmaktadır.

Bu Hikâyelerde inceden inceye özenilmiş tasvirler, ayrıntılara inen tahliller yoktur. Dede Korkut Hikâyeleri masallar değildirler. Bir başka deyişle olağanüstü, hikâyecinin kendisinin de inandığı bir baştan geçmiş olay değildir. Dede Korkut Hikâyelerini andıran Hikâyelere Orta Asya Türklerinin destanlarında da rastlanılabilir. Dede Korkut Hikâyeleri daha gerçekçidirler.

Hikâyelerde Hanlar Hanı Bayındır Han, diğer Türk hanlarının kendisine bağlı oldukları bir büyük handır ki onun bu yeri eski Türk tarih ve destanına tamamıyla uygundur. Hikâyelerde ayrıca Uruz Bey gibi Oğuz Destanı’nda geçen isimlere rastlanır.

Hikâyelerde en çok önem verilen şey Alplik (Kahramanlıktır. Hikâyelerde aile bağına büyük değer verilmektedir. Aile düzeni çok sağlamdır.

Hikâyelerde ikinci planda anne, baba, kardeş ve eş sevgisi gelmektedir. Ahlak pek üstün bir değerdir. Yalan, hile hırsızlık, döneklik bilmezler. Konukseverlik, yoksul giyindirmek, büyük şölenler vermek beylerin şanındandır.

Tabiat sevgisi ve tabiat unsurlarını şiirle anma zevki üstündür. Oğuz elinin dağları, ovalan, ırmakları türlü güzel sıfatlarla anılmakta ve şiirli tasvirlere konu olmaktadır.

Dede Korkut’taki on iki parçanın, büyük bir Oğuz Destanı’nın Hikâyeleşmiş olayları olduğu sanılıyor. Eserde Müslümanlığı ilk benimseyen atalarımızın töre, inanış ve ihtirasları bir göçebe topluluğun ülküleri haline gelmiştir.

Göçebelerde, esas olan akıncı ve savaşçı ruh bu eserde yeni bir anlam kazanarak İslamlığı yaymak amacına yönelmiştir. Eski göçebe savaşları ile din uğruna cihat aynı noktada birleşmiştir. Yani Oğuzlar, bir uçtan gelenekli hayatlarını sürerken, bir uçtan yeni benimsedikleri dinlerini kâfirler üstüne yayarlar.

İslâmlığa candan bağlıdırlar. Fakat şamanî törelerini de büsbütün unutmamışlardır. Asla mutaassıp değildirler, ibadeti gönül hoşluğuyla yaparlar. Savaşlardan önce arı sudan abdest alınıp namaz kılınır, “Adı güzel Muhammed’e salavat” getirilir.

Kitabın en güzel Hikâyelerinden olan Deli Dumrul, Allah’ın ve onun meleği Azrail’in sonsuz gücünü bilgisiz Oğuz halkına benimsetmek için yazılmış görünmektedir.

Çoğu bey kızı olan kadın kahramanlar, kaçgöç bilmeksizin yetişirler, ata biner, cirit atar, erkekler gibi güreşir, savaşırlar. Hepsi güzel, uzun boylu, sağlam yapılı ve namus ehlidirler. Karı koca birbirlerine ölünceye kadar sadık kalırlar. Ana, baba, kardeş sevgisi aşktan bile üstündür.

Ozan mübarek bir varlık, kopuzu da adeta kutsal bir çalgıdır. Analar ve çocuklar aile reisi olan babaya mutlak şekilde itaat ederler.

5.Dede Korkut Hikâyelerin Türü:

Dede Korkut kitabındaki on iki parçanın her birine hikâye denilmesine alışılmıştır. Gerçekten bu parçalar, günümüz hikâye tekniğine yakın bir tarzda kurulmuştur. Olaylar canlı, hareketli anlatılmış gereksiz ayrıntılardan uzak durulmuştur.

Bununla birlikte, Dede Korkut “Boy”larını tam bir Hikâye sayamayız. Çünkü içlerinde hayli inanılmaz olaylar, olağanüstü kahramanlar da bulunmaktadır. Bunlar daha çok destanı andırır. Fakat tahkiye yönünden destan da sayılamaz. Halk hikâyesi ile destan arasında bir tür olan bu parçaları destani hikâye diye anmak doğru olur.

6.Dede Korkut  Hikâyelerında Konular

Kitapta görülen on iki boydan her biri hem kendi başlarına bağımsız hem de bütün kitapta ortak iki konuya bağlanmaktadır.

Kitaptaki Ortak Konu:

Bir çağda sözlü bir kültür basamağında bulunan göçebe Oğuz Türklerinin toplu hayatıdır. Olayların geçtiği çağ, Türklerin henüz İslâmiyet’i yeni kabul ettiği yıllar olmalıdır. Bütün eski Türkler gibi Oğuzlar da feodal (Derebeylik) bir devlet düzeni içindedir. Hanlar Hanı Bayındır Han bu devletin başbuğudur. Salur Kazan ise Bayındır’ın damadı ve beylerbeyidir. Sayısı kesin olarak bilinmeyen İç Oğuz ve Dış Oğuz Beyleri bunlara kademe kademe bağlıdırlar.

Tek tek Hikâyelerde gerçi bu beylerin maceraları söylenir, fakat gerçekte anlatılan, oğuz halkının töreleri, inançları, hayat tarzları, savaşları, arzu ve istekleridir. On iki hikâyedeki temel olaylar Oğuzların düşman komşuları ile veya kendi aralarında olan mücadeleleridir. Kuzey ve batıdaki kâfirlerle sürekli savaş halindedirler. Hikâyelerin sekizinde bu çekişmeler vardır.

Kalan dört hikâyenin ikisinde Oğuzlar kendi aralarında çekişirler. Öbür ikisinde çatışma insanüstü kuvvetler ile insanlar arasında olur: Birinde, İslâmlığı henüz içine sindirememiş olan Deli Dumrul, Azrail ile didişmeğe kalkar; ötekinde Basat adlı bir yiğit, Tepegöz denilen bir devi öldürür.

Dede Korkut Hikâyelerinin Konuları:

  • 1- Dirse Han Oğlu Boğaç Han’ın,
  • 2- Salur Kazan’ın,
  • 3- Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek’in,
  • 4- Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in,
  • 5- Duha Koca Oğlu Deli Dumrul’un ,
  • 6- Kanlı Koca Oğlu Kan Turalı’nın,
  • 7- Kazılık Koca Oğlu Yigenek’in,
  • 8- Tepegöz’ü Öldüren Basat’ın,
  • 9- Begil Oğlu Emre’nin,
  • 10- Uşun Koca Oğlu Seyrek’in,
  • 11- Salur Kazan Oğlu Uruz’un,
  • 12- Dış Oğuz’un İç Oğuz’la savaşı, maceralarıdır.
  • 7. Hikâyelerde Kişiler

Dede Korkut Kitabı’nda “boy”u anlatılan kişiler, genellikle destan kişilerine benzemektedirler. Bir kere kahramanların yüzde doksanı beyler, hatunlar, bey oğulları olup yüksek soydan gelirler.

Kişilerden bir kısmı insanüstü kuvvet sahibidir. Örnek; Karacuk Çoban, altı yüz kâfir ile tek başına cenk eder. Sapanına taş yerine koyunları koyup düşmana fırlatır. Uşun Koca Oğlu Segrek de yüz kâfiri kılıçtan geçirmektedir.

Bazı kahramanların gövdeleri dahi insandan ziyade devi andırmaktadır. Örnek Kazan Bey’in dayısı Uruz, o kadar iridir ki altmış teke derisinden yapılan kürk topuğuna kavuşmaz, Altı teke derisinden başlık kulaklarını bile örtmez.

Bu hikâyelerde insanüstü yaratıklar örnek tek gözlü bir dev olan Tepegöz, bir çobanla peri kızının birleşmesinden doğmuştur. Bu olayda peri kızının rızası olmadığından doğan çocuk Oğuz kavminin başına bela olur. Parmağındaki yüzükten dolayı, ona silah işlemez. Basat onu kör edip öldürünceye kadar Oğuz’a türlü zulümler eder.

İnsan ölçüsünde tutulan kişiler bile eşsiz sayılabilecek kadar yiğittirler. Kadınların çoğu üstün savaşçı, silahşor ve binicidirler. On beş yaşında çocuklar azgın boğaları öldürmektedir.

Şu halde Dede Korkut kitabında yaşayan kişilerin çoklukla destan kahramanlarına benzediklerini söylemek yanlış olmaz.

8. Çevre ve Coğrafya

Destanlarda olduğu gibi, bu hikâyelerdeki çevrede kesinlikle söylenemez; ancak belli belirsizdir. Bu hikâyeler, Oğuz elinde geçmiştir. Bu ülke, Doğu Anadolu ve Azerbaycan toprakları üzerinde bulunmaktadır. Hikâyelerin coğrafyası, Erzurum-Bayburt çevresinde odaklanmaktadır. Bu yöre, Akkoyunluların yaşadığı mekânlardır.

9. Zaman

Dede Korkut hikâyelerinin oluşma zamanları ile yazıya geçiş zamanlarını birbirinden ayırmak gerekir. Bütün destan olayları gibi bu hikâyeler de çok eski çağlarda geçmiş, halkın ve ozanların ortak çabaları ile gelişmiş ve yüzyıllar sonra bir sanatçı tarafından yazılmış olabilir. Hikâyelerin oluş zamanını kesinlikle söyleyemeyiz. Fakat İslâmiyet’in doğuşunu takip eden çağlara ait bir Türk topluluğunun hayatından izler taşıdıklarını söyleyebiliriz.

Hikâyelerin yazıya geçiş zamanları ise 15. yüzyıl başlarıdır. Yani Dede Korkut 15. yüzyılın Anadolu Türkçesiyle ( Oğuzca ) yazılmıştır.

10. Dede Korkut Hikâyelerinin Dil ve Üslup Özellikleri

Hikâyeler, ortak İslâm medeniyeti kelimeleri ile zenginleşen her bakımdan işlenmiş bir halk diliyle anlatılmıştır.

Hikâyelerin dili 14. ve 15. yüzyılda konuşulan halk Türkçesidir. Kelimelerin çoğunluğu öztürkçe’dir. Bu Hikâyelerdeki Türkçeleşmiş kelimeler de Türkçe kelimeler gibi, Türkçenin bir mecazlar, cinaslar ve kafiyeler dili oluşundaki dehaya uymuştur.

Dede Korkut Hikâyeleri dil yönünden de ayrı bir önem taşır. Hikâyelerde kullanılan kelimelerin ve deyimlerin sayısı sekiz bine yaklaşmaktadır. Bunların çoğu öztürkçedir. Deyimlerin de önemli bir yeri vardır. Bu dil, nazımda olsun, nesirde olsun, sözü sık sık kafiye ile seslendirir.

Bu Hikâyelerin sesi çok kere rediflerle zengindir. Azeri lehçesinin özelliklerini gösteren dil, Türkçenin katıksız dil yapısını bize veriyor. Eserde baştanbaşa okuyucusunda derin etkiler yapan son bir cümle kuruluşu vardır.

Sentaks, cümle içinde kelime çeşitlerinin sıralanışı günümüzün Türkçesinde nasılsa öyledir.

Dede Korkut Hikâyeleri daha çok Türkçe fiiller, Türkçe kelimeler ve Türkçe cümle yapıları bakımından zengin bir hazine değerindedir.

Hikâyelerde görülen manzum parçaların vezni hece olmakla beraber bunların mısraları baştan sona aynı hece vezninde değildir. Bunlar değişik vezinde ve arada vezinden kurtulmuş mısralarla kurulmuştur.

Dede Korkut Hikâyeleri’nin hepsi aynı kalemden çıkmışçasına bir üslup benzerliği gösterir. Her on iki parçada manzum ve mensur anlatım iç içedir. Tahkiye ve tasvir bölümleri genel olarak nesirle, hitap ve söyleşme kısımları ise nazımla anlatılmıştır. Her söze ayrı ayrı özenilmiş, iç ahenge itina edilmiştir.

Hikâyelerde nesir, içten içe uyumlu, ahenkli ve ölçülüdür. Hemen her cümlede seciler bulunmaktadır. Bütün hikâyelerde “At ayağı külüg, ozan dili çevik olur” veya “Attan aygır

deveden buğra koyundan koç kırdırdı” gibi basmakalıp cümleler geçmektedir. Nesir cümleleri de nazıma benzemektedir. Aslında nesir olan parçaları alt alta dizerek kitaptaki manzum kısımlardan çok farklı olmayan bir metin elde edilir. Hikâyelerde anlatım son derece canlı ve hareketlidir. Çok fiilli kısa cümleler bu hareketliliği arttırmaktadır. Olaylar çok defa bir “aydur” sözü eklemesi ile doğrudan doğruya olay kahramanlarının ağzından anlatılmaktadır.

Hikâyelerde geçen ve manzum bir yapı gösteren kısımların şiirden ziyade diyalog olduklarını söylemek daha doğru olacaktır.

Dede Korkutla ilgili olarak; Dede Korkut kimdir ve Dede Korkut hakkında bilgilere bakabilirsiniz

Benzer Yazılar

1 Yorum

  1. nurettin 05 Aralık 2013 at 16:18 - Reply

    dede korkutun yazarı kimdir

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin