Başlık Parası nedir? Başlık parası neden verilir? Hükmü Nedir? Türklerde Başlık ve Mehir konusunda bilgi.

Türkler, kadına daima değer vermişlerdir. Bu gelenek hiç bir dönemde bozulmamıştır. Kadın, Türk geleneklerine göre ailenin temel taşıdır. Bir halk deyimine göre yuvayı dişi kuş yapar. O, emzirdiği yavruları gibi kocasının da iyi ve kötü gün ortağıdır. Bir ailede dirlik ve düzenlik kadının varlığıyla bağımlıdır.
Bunun içindir ki, Türk Toplumu, yeni kurulacak bir yuvanın ayakta kalması ve mutluluğu için her türlü tedbiri önceden alır. Bu bir töredir. Töreler, gelenekler halinde yüzyılların süzgecinden geçtikten sonra toplumların tabii kanunları haline gelir. Toplumun ihtiyaçtan doğan ve tecrübelerle kaide haline gelen törelerini, ne şer’i hükümler, ne de diğer tedbir ve kanunlar söküp atmaya muvaffak olamamışlardır.

Türk geleneklerine göre yeni evlenecek, ev kuracak çiftin yuvasının sağlam bir temele oturması için, zamanla bazı töre kaideler oluşmuştur. Bu da kız evladın doğduğu andan itibaren Kız beşiğe, çeyizi sandığa, deyimiyle ortaya çıkar. Demek ki, kız çocuğu doğan her Türk ailesi, o andan başlayarak kızının evleneceği günü, kuracağı yuvayı, yuvasında ihtiyaç duyulacak eşyayı, kısaca onun ve eşinin mutlu olmasını düşünür. Bütün bunların yanında da kocası onu terk eder veya herhangi bir sebeple ölürse, sıkıntıya uğramaması bakımından ekonomik ve sosyal bir amaç ve sağduyuyla hareket eder. Kızının çeyizini hazırlar. Zenginlik veya fakirlik bahis konusu değildir.

Kız evlenecek çağa geldiği vakit, erkek tarafı kız evine dünürcü salar. Ailenin büyükleri ve ileri gelenlerinden görüşme isteğinde bulunulur. Erkek tarafı, belli edilen günde kız tarafına konuk gider. Yetkili aile büyüklerinden Allah’ın emri Peygamber’in kavli ile kızlarım ister. Kız tarafı, Kısmetse olur, der düşünmek için mehil ister. Bu mehil, damat adayının durumunu incelemek için istenir. Alınan sonuca dayanılarak, damat adayı güzel ve iyi ahlak sahibi ise, kız tarafı olumlu cevap verir.

Bu ziyaretlerde erkek tarafı ve dünürcülere, gelin adayı kız, eli ile pişirdiği kahve veya şerbet ikram eder. O vakit, erkek tarafı kızı daha yakından görmek ve incelemek fırsatını bulur. Bu geleneğin temelde birlik gösteren çeşitlemeleri mevcuttur.

Olumlu cevap verildikten, He denildikten sonra kız tarafı He dimelik, yani kabul etme karşılığı olarak hazırlığa başlamak için Başlık konusunu açar. O günkü ekonomik ve sosyal şartları ve bölge özelliklerini göz önüne alarak para ve mal olarak istediklerini açıklar. Bu istekte bulunulurken, kız tarafı, daima erkek tarafının maddi gücünü dikkate alır.

Başlığa, İslami geleneğimizde Mehir denilmektedir. Genellikle başlık ve Mehir arasında ayrıntılı bir farklılık yoktur.
Başlık Mehir tutarı, iki aile arasında belli bir oranda tespit olunur. Bu, ekseriya iki bölümde değerlendirilir. Birincisi mehr-i muacceldir ki, tamlamadaki anlamından da anlaşılacağı üzere hemen ödenmesi gereken miktardır. Hemen hazırlıklara başlanmaya, kızın kuracağı yuvanın eksiklerini tamamlamaya harcanır. Bu para, evlenecek kızın kocasının evine götüreceği, ama kendisine, yani kendi baş ına aittir. Başlık, adını bu sözün kökeninden almıştır. Türkler, İslamiyetten sonra da mehire başlık demeye devam etmişlerdir.

Başlık, Mehr-i muaccel olarak kız tarafının aldığı para ile kurulacak yuvanın büyük ihtiyaçları, yatak takımı, halıları, kilimleri, gelinin yazlık, kışlık giyecekleri, başının ve göğsünün altınları, takıları, kolbağı denilen bilezikleri, sedir minderleri, kapları kacakları, ibriğinden şerbet tas ve bardaklarına kadar bütün gerekli eşya alınır. Başlık parası ile alınan ve düğünde bırakıntı olarak akraba, komşu ve davetliler tarafından getirilen hediyelerin tamamı geline aittir.

Bu arada bazı bölgelerimizde bütün canlılığıyla yaşayan bütün eşya ve çeyizi kız adına bir deftere yazma geleneği icra olunur. Bu geleneğe göre taraflar arasında görüşülüp kararlaştırılan bir gün, ekseriyetle cuma gününün erken saatlerinde oğlan evinin davetlileri bir topluluk halinde kız evine gider. Kız evinin davetlileri ve yetkilileri bir araya gelirler. Kız evi konuklara ikramlarda bulunur. İçlerinden çevrece tanınan üç dört kişi seçilerek bunların arasından yazısı güzel olan birisi beyaz bir kağıt üzerine «askı» daki çehiz ile bırakantıları ve geline takılan ağırlık ve yüz görümlüklerini birer birer, yan taraflarına değerleriyle birlikte yazar. Bu yazıma gül dökümü denilir. En alta da başlık parası ve mehr-i müeccel yazılarak tören bitirilir. Sonuna tarih atılır şahitlerin adları yazılarak imzalatılır. Deftere yazılan tüm eşya ve para geline aittir Bu defter çeyiz sandığının dibine konulur.

Bazı bölgelerimizde bu işi ve başlık parasının kıza ait olduğu işlemini dini nikah sırasında hoca yapar.
Kaşgarlı Mahmut’a göre, Orta Asya’da Kazak, Kırgız ve Afganistan’daki Özbekler, başlık olarak Kalın adı ile kıza, kız tarafına öncül vermekte idi. Kaşgarlı, XI. yüzyılda yaşadığına göre, bu töre Asyalı bir geleneğe dayanmaktadır. Bu gün de Malatya bölgesinde başlığa kalın denilmektedir. Kalın sözü başlık karşılığı olarak Konya -Karaman yöresinde de hâlâ yaşamaktadır. Kalın, kaynaklarımıza göre Orta Asya’da da kıza aittir. Harcanması, kızın çeyizinin tamamlanması için kızın atasına verilir.

Halen Ardahan, Iğdır ve hayvancılıkla uğraşan yörelerimizde başlık yanında şişlik olarak canlı mallardan koyun, keçi, at ve kısır inek de istenmekte ve verilmektedir. Bu gelenek Sayın Abdülkadir İnan’ın söylediğine göre Orta Asya Türkleri arasında da geçerlidir.

Başlık ve mehirin ikinci bölümü «Mehr-i Müeccel», yani geri bırakılan, acele olmayan, tecil olunan kısımdır. Töresel aile hukukumuzda kadına verilen büyük ve muazzez makamın değerini gösterir. Türk kadını, aynı yastığa baş koyacağı erkeğini mutlu kılmak için elinden geleni yapar. Ona ve çocuklarına hayatını adar. Ona, aile yapısını devam ettirecek çocuklar doğurur. Fakat kocası bir gün kendisini terk eder ve boşarsa veya herhangi bir sebeple ölürse, boynu bükük kalmaması, zarurete düşmemesi, iffetini yitirmemesi ve evlatlarım topluma yararlı birer insan olarak yetiştirebilmesi için, mehr-i müeccel yardımına yetişir. Ödenmesi sonraya bırakılan bu başlık parasının ikinci bölümü ile, mehr-i muaccel olarak tamamladığı altın ve çeyizi ile geleceğini teminat altında bulundurur. Kendisini boşayan veya ölen eşinin, onun ve kendi ailesinin, çocuklarının şerefini yere çalmamak ve namusunu koruyarak, zillete ve yoksulluğa düşmeden, kimseye muhtaç olmadan yaşamasını temin eder. Kaynata ve kaynanasının yanında kalsa bile ömrünün sonuna kadar onlara ve başkalarına yük olmamalarını sağlar. Kadını sığıntılık duygusundan kurtarır. Bu duruma göre başlığın geriye bırakılan kısmı mehr-i müeccel ömür boyu teminat akçesi karşılığıdır.
Bu geleneksel töre hukuku ve ekonomisi, yüzyıllar öncesinden bugünün bir davasını değeri ve gücü ile açıklığa ve mutlu sonuca bağlamıştır. Ailenin geleceğini hedef almıştır.

Yukarıda kısaca değindiğimiz üzere kız istenir, başlık parası talebinde bulunulurken, erkek tarafının mali durumu dikkate alınır. Kızını mutlu görmek isteyen hiç bir Türk köylüsü ve aile reisi, dünür ve akraba olacağı karşı tarafın aile reisinden, onu yıkacak, mali sıkıntıya uğratacak bir başlık isteğinde bulunmaz. Önce onu geleneklerimiz, sonra iz’anı, sonra da kızına olan şefkati bundan men eder. Bazı yozlaşmış ve anormal olaylar, istekler konumuzun dışında kalır. Zira istisnalar kaide olamaz. Her alanda bu gibi bozulmalar, töre dışı aşırı davranışlar görülür.

Üniversitelerimizin yetkili bilim adamlarınca yapılan köy monografileri incelenirse görülecektir ki, sık sık gazete sayfalarına geçen, filmlere, televizyona ve sahne oyunlarına menfi yönden konu olarak alınan başlık parası, hiç de gösterildiği gibi korkunç bir gerilik işareti, kötü bir töre geleneğimiz değildir. Kız evinin kızın doğduğu günden evleneceği güne kadar hazırladığı çeyizine ve ev eşyasına erkek tarafının da katılmasından ibarettir.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Erdoğan Güçbilmez’in 1965-1970 yılları arasındaki çalışmalarının ürünü ve 1972’de yayımlanan Yenimahalle ve Kayadibi, Karşılaştırmalı Bir Köy Araştırması» adlı eserinin 183. sayfasında başlık konusu ele alınmıştır. Dr. Güçbilmez’in araştırması ve yerinde yaptığı tespite göre bu iki köy ve mahallede başlık parası 2150— ile 2.000— lira arasında ailenin varlık durumuna göre değişmektedir. Bu para ile de kız tarafının eksikleri tamamlanmaktadır. Keza Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rezzan Şahinkaya’nın bir araştırması olan ve Fakültece yayımlanan Orta Anadolu Köylerinde Aile Strüktürü adlı eserde de başlık parasının gelin çeyizine ve ev eşyasına sarfolunduğu, kız tarafının ise kurulacak yuva için alınan başlık parasından daha fazlasını sarfettiğini görüyoruz. Aynı Fakülte asistanlarından Dr. Emine Gönen’in Abidinpaşa Gecekonduları nda yaptığı monografi çalışmaları da aynı sonucu vermiştir.

Kız kaçırma sebepleriyle başlık müessesesinin bir ilgisi hemen hemen yoktur. Kız kaçırma olayları ekseriya başka sebeplere dayanmaktadır. Birbirine düşman, kan davası güden aileler birbirini seven çocuklarının evlenmelerine razı olmamaktadır. Birinci etken ve sebep budur. Bunun yanında kızını mutlu görmek isteyen ana ve babanın, köyde kentte kötü hali veya düşkünlüğü herkesçe bilinen isteklisine vermemesi, fakat kızın gönlünü isteklinin çalmış olması da kız kaçırma sebepleri arasındadır.

Bazı hallerde Türk köylüsü kızını isteyen erkek babasından mali gücünün yetişemeyeceği bir başlık istemiş olabilir. O bunu bile bile istemiştir. Kızının gittiği evde ezilmesini istemediğinden red cevabı yerine karşı tarafı zora koşmuştur. Yüksek bir başlık parası istemekle erkek babasının haysiyetini rencide etmeden bu arzudan vazgeçmeleri yolunu aramıştır. Kötü hali herkesçe bilinen bir erkekle kızını evlendirmesi hiç bir aile babasından beklenemez. Türk köylüsü, kızının mesut olacağı bir evlenmeye hiç bir zaman karşı gelmez. Bunun aksini iddia edenler Türk köylüsü adına başlık aleyhinde oyunlar yazar, filmler hazırlarken onu ve onun aile yapısını hiç tanımadıklarını ispatlamaktadır. Belki de bilerek Türk aile yapısını yıkmak için böyle hareket etmektedir.

Şimdi hatırımıza şöyle bir soru gelebilir : Kız babası, istediği başlık parasının hepsini kızına mı harcar? Bunun cevabını vermeye çalışalım. Evet, hatta aldığı başlık parasının birkaç mislini de kendisi sarf eder. Her köy çocuğu bunu yakından bilir. Fakat zamanla geleneklerimizde de bazı değişmeler olmaktadır. Meselâ, erkek tarafının hali vakti yerinde, kız babası da daha bir kaç kız ve erkek evlat sahibi ise, o zaman aldığı başlık parasının bir kısmını diğer kızlarının çeyiz ve erkek çocukları evleneceği zaman da kız tarafına ödeyeceği başlık parası için tasarruf eder.

Türk köylüsü son yarım yüzyılda geleneksel bir sezişle bu yola kaymış olabilir. Geleneklerdeki değişmeleri yine kendisi ekonomik ve sosyal şartlara göre yapmaktadır. Zira kızları gibi erkek çocuklarının da düzenli bir yuva kurmalarını, soyunu ve aile yapısını sürdürmelerini ister. Türk köylüsü bu neticeye şu yoldan ulaşmış olabilir. Bir boşluk bırakmamak için değinelim. Aile reisi, yetişmiş ve tarlasında, evinde bahçesinde tam iş yapacak güce ulaşmış bir aile ferdi olan kızını bünyesinden eksilmiş olarak görecektir. Mali gücü yetenekli değil ise kızını everirken aldığı başlık parasından artırdığı bölüm ile, az da olsa, oğullarından birisine bir kız isteyecek, başlık parası verecek ve tarlasından, evinden, çift ve çubuğundan eksilen insan gücünün yerini yeni gelinle dolduracaktır.

İsevi ve Musevilerin dırahoma müessesesi de aynı temel üzerine oturtulmuştur. Bu bakımdan kız babasının aldığı başlık parasından artırdığı bölümü bu yönden düşünüp, damadın ve babasının, gelinin erkek kardeşlerinin evlenmelerine verdiği dırahoma karşılığı bir katkıda bulunma olarak kabul etmek zorunluğu vardır. Dırahoma nasıl erkeğin bir iş tutabilmesi için verilen sermaye ise, bunu da erkek kardeşlerin yuva kurmaları için eniştenin ve babasının verdiği evlenebilmeleri için ödeyecekleri başlık parası yardımı saymaları yerinde olur. Bunu bir imece ve yardımlaşma olarak kabul etmek gerekir.

Oysa ki, bu tür başlık parasından artırılıp diğer kız çocukların çeyizlerinin hazırlanmasına ve erkek çocukların evlendirilmesine sarf olunan bölüm konumuzun dışındadır. Esasen bu gibi davranışlar ihtiyaçtan doğduğu gibi yüzde nispeti de pek azdır. Başlık parasının geçirdiği bu yöndeki değişikliği mazur, hatta yerinde göstermek ve bazı iddiaları cevaplandırmak maksadıyla bu haşiyeye (dipnot) parantez içinde ihtiyaç duymuş bulunuyoruz.

Yüzyıllardan bu yana süre gelen, yapımızı ayakta tutan başlık geleneği, Türk köylüsü ve halkı kadar şehirlerde oturan aydın çevrelerimizde de benimsenmiştir. Türkçe’mizde bir atasözü vardır. Allah ev kuranın yardımcısıdır, deriz. Hangimiz erkek çocuğumuzu evlendirirken, başlık karşılığı olarak, en zengin köylümüzün harcadığı paranın çok üstünde gelin için elbiseler, mutfak eşyaları, misafir odası, oturma odası möblelerini, halılarını almıyoruz? Buzdolabı, çamaşır makinesi için borca, taksite girmiyoruz? Yarın doğacak torunlarımızın annesini rahat ettirmek, oğlumuzu mutlu kılmak için keselerimizi açmıyoruz? Ancak, sarf ettiğimiz parayı başlık parası olarak kız babasına sarf etmesi için vermiyor, kendimiz sarf ediyoruz. Bütün değişiklik bundan ibaret değil midir? Öte yandan geleneğimizde olduğu gibi kız babası da kızının çeyizinin, yatak odasının giderini karşılamıyor mu? Demek ki, Türk köylüsü ile şehirlisi arasında bir fark yoktur. İkisi de ailenin bekası için aynı izden gidiyor.

1840 yılında Daire-i Tanzimat’ı kurmuşuz. Danıştay niteliğindeki bu kuruluş, bazı geleneklerimiz gibi başlık müessesesini de ele almış. Başlığı israf kabul ettiği için kaldırmayı düşünmüş. Daha sonra Cumhuriyet’le birlikte 55 Sayılı Men’i İsrafat Kanunu’nu çıkarmışız. Başlık parası için men edici ve cezai hükümler koymuşuz. Fakat bir yardımlaşma, bir imece müessesesi olduğu için bugüne dek bütün canlılığı ve varlığıyla yaşamaya devam etmiş. Bundan sonra da çeşitli adlar altında yaşamaya devam edecektir.

Başlık parası Türk sosyal hayatının, aile yapısının temelini teşkil eder. Onun yüzyıllarca yaşamasını temin ettiği gibi, bundan sonra da varlığını sürdürecektir.

Bir kıtlık, bir yokluk olduğu, erkeğin askere gittiği, bir zelzele, bir yangın felaketi ile karşılaşınca başlığın anlamı o zaman daha iyi anlaşılır. Başlık parası işte o zaman Türk köylüsünün ve halkının yardımına koşar. Ailenin yok olmasını, tarlanın, damın, bağın, bahçenin satılıp savrulmasını bu başlık parası önler. Gelin; başlık, mehir, ağırlık, yüz görümlüğü, çeyiz olarak evine ne götürmüşse, göğsüne, bileğine, başlığına, parmaklarına ne takmışsa, sandığına hangi çeyiz basılmışsa hepsini çıkarır, erine verir, kaynatasına verir. Böylece kurak yıllar, yangınlar, felaketler, erkeğin askerlik veya başka sebeplerle yuvasından uzak kalması bu mutlu yuvaları yıkamaz. Başlık bir sihirli el gibi bu felaket yıllarının kurtarıcısı olur.

Kaynakça: İhsan HINÇER, 1. Uluslararası Türk Folklor Semineri Bildirileri, 1974, S 391-397

Yazı hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.