Balıklı Göl Efsanesi

Erzurum’a bağlı Ilıca bucağına 8 km. mesafede şirin bir Doğu Anadolu köyümüz vardır. Bugün, düzgün yollarla il ve bucak merkezlerine bağlı olan köyün güneyinde bulunan küçük bir göl, çevre sâkinlerinin, etrafında dinlendiği bir mesire yeridir. Bu gölün teşekkülü şu güzel efsaneye bağlanır:

Gölün olduğu yer, vaktiyle, mezarlık ile köy arasında, genç bir karı kocanın huzur İçinde yaşadığı bîr ev, bir hayvan damı ve merekten meydana gelen küçük bir yuvanın kurulduğu düzlükmüş. Bir gün gelin, kocası işte iken kapının önüne çıkar; efendisinin gelip gelmediğine bakmak ister. O, kapının önünde dururken oradan geçmekte olan bir ermeni delikanlısı gelinin güzelliğine hayran kalır, içinden gelini öpmeyi geçirir. Der ki:

Gelin kardeş, Allah’ını seversen getir yüzünü bir öpeyim.

Gelin de, delikanlı Allah’ın adını andı, diye yüzünün öpülmesine müsade eder:

Kocası gelince olanları ona anlatır:

Allah’ın adını andı, ben de öpmesine müsaade ettim.

Ya, sen Allah’ı o kadar çok seviyorsun, öyle mi?

Kocası dışarıya çıkar, kapının önüne büyük bir ateş yakar. Biraz sonra karısını yanına çağırır. Ona der ki:

Karı, Allah’ını seversen kendini şu ateşe at.

Gelin gözünü kırpmadan kendisini ateşe atar. O daha kendisini ateşe atar atmaz orası bir göl oluverir, gelin de bir balık.

Köylülerin anlattığına göre bu balıklar mukaddesin iş, avlanıp yenilmezin iş. Köyün Rus işgâli esnasında, komutan, bu balıklardan askerlerine yedirir. Fakat bütün asker bir-iki gün içinde telef olup gider.

Bir söylentiye göre de, bu balıkların bir kısmı yeşil sarıklı birer asker olup harbe gitmişler, orada yaralanıp gelenlerin, bugün göldeki yaralı balıklar olduğu hususunda halk arasında yaygın bir kanaat vardır.

Kaynak: Saim Sakaoğlu / 101 Anadolu Efsanesi