Ayakkabı Çeşitleri, Tarihçesi, Gelişimi Hakkında Bilgi

Ayakkabı Çeşitleri, Tarihçesi, Gelişimi Hakkında Bilgi

- in Bilgi Dünyası

Ayakkabı çeşitleri nelerdir? Ayakkabı ve Ayakkabıcılığın tarihçesi, gelişimi, özellikleri hakkında bilgi. Romalılar döneminde ayakkabı.

(Ayakkabı nedir, sözlük anlamları)

Ayağı örten ve koruyan giyim eşyası: Siyah ipek çoraplarıyla rugan ayakkabılarını da giymişti

Ayakkabı çevirmek, ayakkabılarını çıkartarak odaya giren misafirlerin ayakkabılarını, burunları gidiş istikametinde olmak üzere sıralamak, gitmeye zorlamak, nezaketle komak. Ayakkabı sıkmak, ayağa küçük gelen ayakkabının ayağı sıkması. Ayakkabı vurmak, ayağa uygun olmayan ayakkabının ayağı zedelemesi. Ayakkabısı (papucu) dama atılmak. Sağlam ayakkabı olmamak, güvenilir, iyi tanınır, namuslu bilinir olmamak: Hanımı İstanbul’dan tanırım, sağlam ayakkabı değildir […] evlerinde kumar oynardık (R. H. Karay).

Ayakkabı çevirmek, eski dergahlarda, özellikle Mevlevi tekkelerinde dervişlere uygulanan bir ceza.

Bugün giyilen ayakkabıların sayısız çeşitleri vardır. Bu çeşitler kullanılan malzemeye ve biçimine göre ad alır. Ayakkabının altına gelen ve yerle temas eden kısmına taban (bk. taban), ayağı örten üst kısmına saya denir. Saya, kumaş, keçe saz, tahta, fakat genellikle deri olur. Erkek ayakkabılarında saya kısmı ayağın yalnız üst kısmını örterse İskarpin  ayak bileklerine kadar çıkarsa fotin  diz kapağına kadar uzarsa çizme adını alır. Saya kısmı ince bantlardan yapılmış olanına sandal denir.

Ayakkabının ve Ayakkabıcılığın Tarihi

Erkek ayakkabıları kadın ayakkabılarından daha az çeşitlidir. Ayakkabı kullanımı, toprak şartlarına bağlıdır (kumlu arazide hiç bir faydası olmadığı gibi, yürüyüşü de oldukça zorlaştırır). Bu yüzden, Mezopotamyalılar ayakkabı kullanmayı bilmezlerdi. Mısır sanat eserlerinde, hükümdar ve tanrılar daima çıplak ayaklı olarak görülür. Sandalların ise sadece ev için de giyildiği tahmin edilmektedir. Buna karşılık Hititler, bugün Anadolu’da kullanılan çarıklara benzer ayakkabılar giyerlerdi. Çarık kelimesi, Hititlerin ayakkabılarına verdikleri adı ve Tevrat’ta ayakkabı bağı anlamına gelen İbranice kelimeyi (Tekvin, XIV, 23) andırır.

İbranilerin töresine göre, kutsal bir toprağa basan kimsenin ayakkabılarını çıkarması gerekirdi. Bütün binici halklar gibi Asurlular da çizme giyerlerdi. İranlılar çeşitli kabartmalarda, ayakkabılı olarak tasvir edilmişlerdir. Yunan ayakkabıları üç çeşittir: kayışlarla bağlanmış basit bir tabandan ibaret olan sandal; ayrıca bir tabanı olmayan aba ayakkabı; kothornos adı verilen devrik konçlu bir çeşit potin. Boyu uzun göstermek için, o zaman bilinmeyen ökçenin yerini tutan çok yüksek bir mantar tabanı bulunan kothornos, tiyatroda trajedi oyuncuları tarafından giyilirdi.  Aba ayakkabı ise komedi oyuncularınca kullanılırdı.

Pedila, başparmak ve diğer parmaklar arasından geçen ince kayışlarla bilekten bağlanan bir çeşit sandaldı. Krepis’in ileriden, delikli bir kenarlığı vardı, deliklerden geçirilen kayışlarla ayağa bağlanırdı. Yeni gelinler beyaz ayakkabı giyerdi Aynı tip ayakkabıları Romalılar da kullanıyordu. Ayrıca Roma’da, göreve göre kürklü, sivri, köşeli, yuvarlak burunlu, bağlı, hatta, senatör ve patriclerin giydikleri terlikler gibi kalkık burunlu ayakkabılar da yaygındı. Askerlerin ayakkabıları ise kabaralıydı.

Osmanlı Türklerinde deri işleme sanatının gelişmiş olması ve özellikle Yeniçeri ocağının at binmede geçerli olan yumuşak deri çizmelere gösterdiği ihtiyaç yüzünden ayakkabıcılık çok gelişmişti. XVI. ve XVII. yy.da İstanbul esnafının yaptığı ayakkabılar zarafeti bakımından da dikkati çekiyordu. Yalnız asker ocağında değil, sivil hayatta da ayakkabıların, giyenin sosyal durumunu gösteren özellikleri vardı. Mesela hizmetkar çizmesini sadece bu sınıfın görevlileri giyerdi.

Ev içi ayakkabılarıyla sokak ayakkabıları birbirinden tamamen ayrıdır. Ev içi ayakkabılarında daha çok kumaş, atlas ve kadife kullanılmış, üstleri sırmayla işlenmiştir. Sırma işleme den ayakkabılar üzerine de uygulanmıştır. Kışlık ayakkabıların çoğunun içine kürk geçirilmiştir.

Yüzyıllar boyu bir el imalatı olan ayakkabı son yüzyılda endüstri konusu olmuştur. Bugün de Türkiye’de ayakkabı ihtiyacının büyük kısmı el yapımıyla sağlanır. Türkiye’de ilk ayakkabı imalathanesi Beykoz’da (İstanbul) kuruldu. Hamza Bey adlı bir şahıs tarafından önce tabakhane olarak açılan (1810) bu tesis sonra deri ve kundura imalathanesi haline getirildi. Daha sonra da II. Mahmud tarafından alınarak (1816) ordu ihtiyacına tahsis edildi. 1942’de ille defa makineleşti, 1884’te günde 250-30 çift ayakkabı yapılabiliyordu. Bugün ortalama yılda 2 milyon 2 yüz bin askeri, 500 bin sivil kundura yapabilen fabrika 1933’te Sümerbank’a devredildi.

Tekkenin şeyhi, bir dervişin tekkeden uzaklaşmasını istiyor ve ona seyahat veriyorsa, dervişin ayakkabılarını çevirtir, yani topuğu kapıya, burnu dışarıya gelecek şekilde koydurturdu. Bu işareti gören dervişin hiç bir itiraz hakkı yoktu. Derhal tedariğini görür, dergahtan ayrılırdı. Cezalı dervişin mutlaka deniz atlaması veya büyük bir su geçmesi şarttı. Bir başka dergâh orada bir süre bekler, affedildiğini öğrendiğinde kendi tekkesine dönerdi.

Meydan Larousse / Cilt 3 Sayfa 372