Atatürk Düşmanlığı ve Din

Atatürk Düşmanlığı ve Din

- in Kitap Özetleri

Gerçek bir din adamının Atatürk düşmanı olabileceğini kabul etmiyorum. Yahya Kemal’in söyleyişiyle “İslam ‘ın son ordusunu zafere ulaştıran başkumandan O’dur. Mehmet Akif’in ettiği büyük duanın yerine gelmesini, “mabetlerimizin göğsünden namahrem elinin” çekilmesini sağlayan “mücahitlerin” başında O gelir. Başka hiçbir şey yapmamış olsaydı bile, sadece bu vasıfları Onu her Müslüman Türk’ün hayır dua ile anmasına yetişirdi.

İşitiyor ve üzülüyorum; Falan köyde, falan kasabada bir din adamı Atatürk’e hakaret etmiş. Eli tespihli biri, onun büstünü veya fotoğrafını parçalamış. Bu gibi hareketleri önlemek için senelerce önce bir kanun çıkarıldı. Yanlış düşünceler, batıl inançlar kanun maddelerine konulan yasaklar ve ceza hükümleriyle önlenebilseydi, her şey ne kadar kolay olurdu!

Çivi çiviyi söker, Yanlış bir düşünceyi, doğru bir düşünce çürütür. Batıl bir inancı da ancak gerçeğe uygun bir inanç söküp atabilir. Şarkı dinleyenin, resim yapanın veya karısının yüzünü açmasına izin verenin cehennem azabından kurtulamayacağını söyleyen cahil vaizin, “Şam’dan, Halep’ten yeşil sarıklılar gelip de bizi kurtaracaklar” diyen budala imamın yerini ancak akıllı ve bilgili din adamları doldurabilir. Başka hiç kimse değil.

Hatasız kul olmaz. Bence Atatürk’ün bir hatası, Kuranı “asrın idrakine” söyletebilecek, aydın din adamları yetiştirmek hususunda gerekli tedbirleri vaktinde almamış olmasıdır. O’ndan sonra gelenler de aynı hatalı yolda yürümeye uzun süre devam ettiklerinden, aydın din adamı yetiştirecek okullar açılmaya başlandığı zaman iş işten geçmiş, gerçek din adamlarının kökü hemen hemen kurumuş, yurdumuzun büyük bir kısmında din işleri elifi görse mertek sanan cahil ve yobazların elinde kalmıştı.

Yeni açılan din okulları ise, istenilen seviyede öğretmen bulmak şöyle dursun, politik maksatlar ve sağ-sol çekişmeleri yüzünden, bir türlü esas mihverine oturtulamadı. Bu okulların kendi saflarında dövüşecek “mücahitler” yetiştireceğine inanan bir takım politika çıkarcıları. onların durmadan çoğaltılmasını, imkana, ihtiyaca bakılmaksızın, seviye aranmaksızın her yerde açılmasını ister. Bu okullarda okuyanların, kendilerinin benimsediği ve bütün Türkiye’ye yaymak istediği materyalist dünya görüşüne ve din aleyhtarlığına karşı çıkacağını anlayan başka bir takım politika çıkarcıları ise, onların derhal kapatılmasını gerekli görür. Bu ikinci zümreye dahil olanlar, hem mevcut din adamlarının cahilliğinden yana yakıla şikayet edip, hem de bilgili din adamı yetiştirecek okulların açılmasına karşı çıkmakla, kendi kendileriyle tezada da düşmektedirler.

Yapılacak şey, bu iki çıkarcı zümrenin de arzusu dışındadır: Ne rastgele din okulu açılmalı, ne de bu okullar büsbütün kapatılmalıdır. Din okulları kendilerinden beklenileni verebilecek şekilde ıslah edilmeli, takviye edilmelidir. Dinin cemiyet içinde oynadığı rolü aklı başında ve iyi niyetli hiç kimse inkar edemez. Ben, bugünün en medeni memleketi olan Amerika’da bu rolün ne derece büyük olduğunu gözlerimle gördüm. Aya ayak basan astronotların Tanrı’ya dua etmekten ve bütün milletlerin kendi dinlerinde dua etmelerini istemekten geri kalmadıklarını da hatırlayalım. Bizim aydın kafalı, bilgili din adamlarına bugün her zamandan çok ihtiyacımız var. Yurdumuz ancak cami ile okulun, din adamıyla öğretmenin el ele verip çalışmasıyla özlediğimiz seviyeye ulaşabilir.

İlme sırt çeviren sözde din adamı gibi, dine saygısı olmayan sözde aydının da bu memlekette yapabileceği müspet bir şey yoktur. Ne birinciler dini, ahlakı ve bütün manevi değerleri inkar eden insan kılıklı hayvan sürülerinin çoğalmasını önleyebilir; ne de ikinciler üniversitelerimizden bile örümcek kafalı yobazlar çıkmasını…

Mehmet Çınarlı / EKİM 1969