Aşık Paşa Kimdir, Hayatı, Eserleri

Aralık 8, 2012 Yorum yok. »

Asik Pasa Aşık Paşa Kimdir, Hayatı, Eserleri

Aşık Paşa Hakkında Bilgi, Aşık Paşa’nın Hayatı, Eserleri

Türk Dilinin Gerçek Savunucusu

Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa; 1272 yılında Kırşehir’de doğan Aşık Paşa, tanınmış mutasavvıf Baba İlyas’ın torunudur. Baba İlyas on üçüncü yüzyılın başlarında, birçok Türk bilginleri gibi Ortaasyadaki Horasan Türk bölgesinden Anadolu’ya göçmüş, Kırşehir ve çevresindeki Türkmen oymaklarının şeyhi olmuş, onlarla birlikte Selçuklu Sultam İkinci Keyhüsrev’e karşı yapılan Babaî ayaklanmasına katılmıştır. Oğlu Muhlis Paşa, Osman Gazi’nin güvendiği ve saydığı adamları arasındadır. Kırşehir’de yerleşen Muhlis Paşa’nın üç oğlundan en büyüğü Alaeddin Ali’dir. Bu yüzden Alâeddin Ali, baş ağa, yani en büyük kardeş olarak tanınmış, başağa adı zamanla (Beşe), soma da Paşa olarak söylenmiş, şiirlerinde (Âşık) mahlasını kullandığı için de, asıl adı unutularak (Âşık Paşa) adı,her tarafta ün yapmıştır.

Aşık Paşa, din ve tasavvuf bilgilerini Kırşehir’li Şeyh Süleyman’dan öğrenmiş, Osmanh Devleti’nin kuruluş yıllarında babası ile birlikte Osman Gazi’nin yanında hizmet görmüş, Sultan Orhan’ın Osmanlı Beyliğinin başına geçtiği yıllarda Kırşehir’e gelerek baba ocağına yerleşmiştir.

Âşık Paşa, Kırşehir’de, Ahilik teşkilâtının büyük bir saygıyla bağlandığını”Mürşid“iolmuş,çevresinde toplanan Oğuz Boylarına, dostluk ve kardeşlik ilkelerini aşılamış, onlara Türkçe seslenmiş, eserlerini katıksız öz Türkçe ile yazmıştır.

Âşık Paşa, çevresinde yalnız Türkçe ile konuşup bilişmemiş, eserlerini Türkçe yazmamış, aynı zamanda, o güne dek moda olan Arapça ve Farsçaya karşı Türk dilinin güçlü bir savunucusu olmuştur. Bilindiği gibi, Anadolu Selçuklu sultanları, özbeöz Türk oldukları, Türk Oğuz Boy-larıyla Anadolu’da ilk Türk devletini kurdukları halde, İs-lâmiyetin etkisiyle Arapçaya, İran kültürünün etkisiyle Farsçaya resmî dil gözüyle bakmışlar, Türkçeyi savsaklar duruma geçmişlerdir. Buna karşı ilk tepki, Anadolu Oğuz Boylarından gelmiş, hatta, 1277 yılı Mayıs ayında Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklu başkenti Konya’yı basarak, Türk dilinin devlet dili olduğunu duyurmuş, ferman çıkarmıştır.

Bu fermandan sonra, Türkçe yazan ve söyleyen şairlerin sayısı artmış, Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, Şeyyad Hamza, Yunus Emre gibi şairlerimiz Türkçeye hakkını vermişler, vermeye devam etmişlerdir. Âşık Paşa da Türkçeci bu şairler arasındadır, hatta bu konuda yüreği çok daha yanık, çok titizdir. Garibname adlı eserinde devrin aydınlarından şikâyet yollu şöyle demektedir:

Türk diline kimseler bakmaz idi,  Türklere bergiz gönül akmaz idi. Türk dahi bilmez idi bu dilleri,  İnce yolu, ol ulu menzilleri. Bu Garibnâme eğer geldi dile  Kim bu dil ehli dahi mânâ bile. Yol içinde birbirini yermeye  Dile bakıp mânâyı hor görmeye, Ta ki mahrum kalmaya  Türkler dahi Türk dilinden anlıyanlar ol Hakk’ı.

Âşık Paşa, Türklük şuuruna varmış, Türkçe şiirlerinde Türk’ün Tanrı ve yurt sevgisini, barışçı dünya görüşünü, dostluk ve kardeşliği, tasavvufî bir anlatımla dile getirmiştir.

Âşık Paşa’nın en tanınmış eseri, 12 bin beyitlik Türkçe “Garibnâme“sidir. Mesnevi biçiminde yazılan bu eser, on bölüm içinde, dinî ve tasavvufî öğütler veren bir ahlâk kitabıdır.

Âşık Paşa, 3 Kasım 1333 tarihinde, Kırşehir’de hayata gözlerini kapamış, ölümünden sonra, mezarı üzerine, işlemeli sütbeyaz mermerlerle kapta bir türbe yaptırılmıştır. Bugün, Kırşehir’in yüksek bir yamacında bir sanat anıtı olarak gözlen ve gönülleri doyuran Âşık Paşa Türbesini ziyaret edenler, okudukları Fâtiha ile birlikte, büyük şaire Türk dili adına şükran duygularını da dile getirmelidirler.

Benzer Yazılar

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin