Alparslan ve Malazgirt Savaşı

Nisan 7, 2011 2 Comments »

Alparslan Alparslan ve Malazgirt SavaşıAlparslan Ve Malazgirt Savaşı Hakkında Bilgiler

Göktürkler zamanından beri güçlü bir Türk budunu olan Oğuzlar; 10. yüzyılın başlarında, Hazar Denizi’nin kuzey doğusunda önemli bir kuvvet hâline geldiler. Bu arada İslâmiyet’i kabul etmeleriyle; kişiliklerine akıncı ruhlarını daha da ateşleyen yeni bir maya katıldı. Ve Ele-avuca sığmaz oldular…

Bir Yabgu başkanlığında yaşayan bu Oğuz kütlesi, öyle etkili bir hareketlilik içine girdi ki; çevrelerinde bulunan devletler, bu yeni güçten çekinir oldular. Onlara “Yabgulular” da deniliyordu…

Kısa zamanda Mavereünnehir’e indiler.

Yabgulular’ ın güneye doğru inişi ve sonra batıya kıvrılışı, bereket saçan bir ırmağın akışı gibiydi.

Ve gün geldi Dukuk oğlu Selçuk, Yabgu oluverdi Oğuz’un başına! Müslüman Oğuzlar, TÜRKMEN diye anılır oldular.

Selçuk Beğ akıllıydı. Sağlığında oğlu Arslan’ı yerine hazırladı. Şehit oğlu Mikâil’in çocukları olan Çağrı ve Tuğrul’un yetişmeleriyle bizzat ilgilendi. Uzun bir ömür sürdü. 1007 yılında yüz yaşının üzerindeyken bu dünyadan göçtü. Kendisi öldü ama, adı yüzlerce yıl yaşadı: “SELÇUKLU” azâmeti, Türklüğün şanını doruklara çıkardı.

Babasının yerine geçen Arslan Yabgu,(**) Türkmenlerin adını daha çok yaydı. Yeğenleri Tuğrul ve Çağrı Beğler durmadan akın ediyorlardı Batıya. Batı neresi? Batı: Diyâr-ı Rûm’du! 1017 yılından beri durmadan yokluyorlardı, geleceğin ebedî Türk vatanı Anadolu’yu!

Türk’ün öne çıkan bu ele avuca sığmaz Oğuz budununun ataklığı, yine bir Türk olan Gazneli Mahmut’u rahatsız etti. Hani derler ya. “Kimse etmez, Türk’ün Türk’e ettiğini… ” Gazneli Mahmut, hile ile Arslan Yabgu’yu çağırdı ve bir kaleye hapsetti. Sonra da öldürttü…

Oğuz gücü başsız mı kalacak; onca emek boşa mı gidecekti? Hayır! Ok yaydan fırlamıştı bir kez! Tuğrul ve Çağrı Beğler daha da örgütlediler Türkmenleri. Ve bir hesaplaşma gereği duydular Gazneli ile. 1040 yılında Dandanakan’da büyük bir meydan savaşında Gaznelileri yendiler. Bu savaş, Selçuk oğullarına “devlet olma” irâdelerini gerçekleştirme fırsatını verdi. Çağrı Bey, büyük olmasına rağmen, küçük kardeşi Tuğrul’u devletin başına geçirdi Kendisi orduların komutanı oldu; hem de kavgasız, gürültüsüz…

Niçin olsun ki? Amaç nedir? Türklüğü yüceltmek değil mi? Bu amaca elbette fedakârlıklarla varılır; kardeşin kardeşi kırmasıyla, bir Türk budununun, diğerini aşağılamasıyla değil! Çağrı ve Tuğrul beylerin bu hareketi; anlaşarak, kardeşçe konuşarak aşmayacakları hiçbir engelin olamayacağının bir delili olarak önümüzdedir.

Tuğrul Beğ’in zamanında Türkler, İslâm Halifesi’nin askeri gücünün temelini teşkil ettiler. Türkler, kısa zamanda İslâm’ ın hem kılıcı, hem de, gönüllere akan yolu oldular.

Tuğrul Beğ (Sultan), Selçukluların Başbuğu olarak Anadolu’yu Türk vatanı yapmanın yollarını araştırdı. Anadolu’nun her tarafına ünlü komutanlarla akınlar düzenlendi.

Tuğrul Beğ’in ölümü üzerine, Çağrı Beğ’in oğlu Alparslan, Selçuklu tahtına oturdu.

Alparslan!..

YABGU, Türklerde, Hunlar’dan beri Kağandan sonra gelen bir unvan. Arslan Yabgu, Kutalmış ‘ın babası. Arslan Yabgu ‘nun torunu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah (Han) 1075 yılında Anadolu’da, Türkiye (Türkeli) devletinin temellerini atan Türk’ün ulu bahtlı evlâtlarından birisi

Bütün Türk Budunlarının, Türklük adına övünçle anacakları ad!

Çağrı Beğ, oğlu Alparslan’ ı çocukluğundan beri özel olarak yetiştirdi. Alparslan’ ın delikanlılık çağı, seferlerde geçti. Amcası Tuğrul Beğ’in baş olduğu Selçuklu Devleti’nin yücelmesi için gayret gösterdi. Tuğrul Beğ’in ölümünden sonra Selçuklu Devleti’nin başına geçti. Baş gösteren sultanlık kavgalarından başarılı çıktı. Bu saltanat kavgalarının en önemlisi; Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış’la ilgiliydi. Kutalmış çok büyük bir Selçuklu Beğ’i ve Yabgu çocuğuydu. Ne var ki; devlette birlik her şeyden önemliydi. Türk’ün dünyada var olduğu günden beri üzerine titrediği tek husus, devlette birlik, millet’de dirlik idi. Evet… Kutalmış gerçekten yüksek yetenekli, bilgili, yiğit bir Türk Beği’ydi. Ancak, Selçuklu Devletinin başı belli olmuştu. Onun başı Alparslan’dı. Bundan sonra yapılacak her mücâdele elbette isyan anlamı taşıyordu. Nitekim Alparslan da durumu öyle değerlendirdi. Hiç arzu etmediği halde; yapılan savaş, Kutalmış’ ın ölümüyle son buldu. Alparslan, Kutalmış’ın ölümü üzerine günlerce yas tuttu. Ağladı. Cenazesini büyük bir törenle kaldırıp, amcası Tuğrul Beğ’in Rey kentindeki mezarının yanına defnettirdi.

İçte barış sağlandıktan sonra, Alparslan yönünü Anadolu’ya çevirdi. Anadolu, Türk’ün bahtıydı! Ve Anadolu mutlaka alınmalıydı! Buyruğundaki pek çok Türk Beği’ni Anadolu’ya sefere gönderdi. Yaradan aşkıyla bilenmiş, kabına sığmayan Türkler akıyordu Diyâr-ı Rûm’a!

Ötüken örsünde döğülmüş kılıçlarla.

Çin akınlarının destanlarıyla büyümüş erlerle.

Dağ göğüslü Alp’lerle,

Yesevî’den destur almış erenlerle,

Akıyorlardı Anadolu’ya!

Alparslan, önce Kafkasya’ya yöneldi. Başlıya baş eğdirdi, dizliye diz çöktürdü. Türk’ün töresini egemen kıldı Gürcü’ye, Ermeni’ye! 1064 yılında Ani ve Kars’ı fethetti. Türk gücü zorluyordu Anadolu kapısını. Anadolu’da istilacı olarak yüzyıllardır hüküm süren Bizans’ın kolu kanadı yavaş yavaş düşüyordu. Alparslan, amcası Tuğrul Beğ’in alamadığı ünlü Malazgirt kalesini bir hamlede aldı. Sonra güneye indi. Diyarbakır’dan Halep’e sarktı. Ne var ki, Bizans Devleti, Alparslan liderliğindeki Selçuklu gücünün öyle hafife alınacak bir güç olmadığını çok geçmeden anladı.

Bizans’ ın başında sözde imparator, Romanos Diogenes isimli hayâl ile gerçeği birbirine karıştıran biri vardı. 200 bin kişilik ordusuyla başkentleri Konstaniyye’den hareket etti. Ordusu gerçekten kalabalıktı. Ama sadece kalabalıktı! Her milletten askerlerle doluydu: Ülküsüz, şuursuz, inançsız; kuru bir kalabalık!

Yiğit Alparslan, Diogenes’in Malazgirt’e doğru ilerlediğini öğrenince, hedefi Mısır olan seferini yarıda bırakıp, yaklaşık 40 bin kişilik gücüyle; yere göğe sığmayan Bizanslıları, Malazgirt ovasında karşılamak üzere geri döndü.

Bizanslıların ordusunda Balkanlar ve Karadeniz’in kuzeyindeki Türk yurtlarında yaşayan Müslüman olmayan Peçenek ve Uz (Oğuz) lar da vardı.

Alparslan’ın barış teklifini reddeden, Bizans’ın sözde İmparatoru, aklınca; önündeki sayıca az olan Türk gücünü ezip geçecek ve Selçuklu başkenti olan Rey’de kışlayacaktı!

İki ordu, 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı Malazgirt ovasında karşılaştı.

Savaş başlamadan önce Alparslan secdeye kapanarak Allah’a yalvardı. Türk gönlünün tüm duruluğuyla şöyle seslendi:

“Yarabbî!

Senin büyüklüğün karşısında yüzümü yere sürüyor; seni kendime vekil yaparak senin uğrunda cihât ediyorum. Ey Tanrım!

Niyetim hâlistir; bana yardım et! Sözlerimde yalan varsa beni kahret!” Yaratana olan yakarışını bitirdikten sonra beğlerine ve erlerine seslendi:

“Burada, Allah’tan başka Sultan yoktur. Her emir ve kader tamamiyle onun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya savaşmamak için uzaklaşmakta serbestsiniz!”

Bu sözleri duyan iman ve inanç ordusu, hep bir ağızdan Malazgirt göklerini incitircesine bağırdılar:

“Asla buyruğundan ayrılamayacağız!..”

Bu sözler, Alparslan’ ın dik başını daha bir dikleştirdi. Zafere olan inancını daha bir pekiştirdi. Keskin bakışların taşıdığı çelik irâde ile önünde saf saf duran askerlerini kısaca süzdü. Sonunda bu bir savaştı. Kimin sağ kalacağı belli değildi. Herkesin birbiriyle vedâlaşmasını istedi. Sonra da, ak giysiler giydi. Atının kuyruğunu Türk töresince topuz halinde bağladı. Atının gemini, kolonlarını kontrol etti. Başını çevirip önünde duran iki yüz bin kişilik Bizans ordusuna, bir süre baktıktan sonra, elindeki ok ve yayını bırakıp, kılıç ve topuzunu alarak bir hamlede atına atladı.

Bütün ordu aynı hareketi yaptı.

Atının üstünde bir dağ gibi duruyordu. Atını yüzü askerlerine gelecek biçimde çevirdi. Vasiyet cümlelerini sesi hiç titremeden söylemeye başladı:

“Ey Askerlerim!

Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun…

O zaman rûhum göklere çıkacaktır. Bu takdirde, Melikşâh’ı benim yerime tahta çıkarınız. Ve ona bağlı kalınız. Zaferi kazanırsak, önümüzde çok hayırlı günler olacaktır!.. “

Artık, Alparslan ve ordusu savaşa hazırdı!

Bu arada, Bizanslıların ordusunda bulunan henüz Müslüman olmamış Peçenek ve Uz Türkleri, kendi kardeşleriyle savaşacaklarını anladılar. Uzlar’ın Başbuğu Tamış Beğ, üç-beş Bizans altını için kardeş kanı dökmenin gereksiz olduğunu düşündü ve Alparslan’a haber göndererek, Selçuklu saflarına geçti!

Savaş başladığında, Peçenek ve Uzlar canla, başla gayret ediyorlardı. Türk kardeşleriyle omuz omuzaydılar. Budunları farklı olan Peçenekler daha bir gayretliydi. Öyle ya; oba, boy, uruk, budun ne ki? Bir kardeş değil mi tüm budunlar? Türklük kadrini bilmek ve lezzetini yaşamak varken, kıyıda durma veya kardeşe düşman olmak var mı töremizde?

“Bu dünyaya Türk gelmenin Türklük kadrini bilmenin Türk yaşayıp, Türk ölmenin Lezzetine erilmeli!

Dediler. Ve Malazgirt ovasından Bizans’a yüklendiler!

Selçuklular ve henüz Müslüman olmamış kardeşlerimiz Türk’e has bir yiğitlikle savaştılar. Türk töresince vuruştular. Zafere, yarım ay şekilli Türk bozkır savaş taktiğiyle kavuştular!

Alparslan ak giysiler içinde, kefenine bürünmüş halde savaştı!

Afşın Beğ, Sanduk Beğ, Dilmaşoğlu, Çavlı Beğ, Aytekin, Savtekin ve daha nice Türk Beğ’i zorladılar kapısını Anadolu’nun Malazgirt’te!

Savaşın başladığı gün olan Cuma gününün akşamı, Türk zaferinin de müjdecisiydi. Güneş mor dağların ardında kaybolurken; sonsuza kadar kalınacak olan bir yurdun kucağı Türklere açılıyordu.

Malazgirt Meydan Savaşı, Türklüğün yüzakı zaferlerinin en önemlilerinden birisi. Bu büyük zaferin sonuçları da büyük oldu. Türklerin yüksek karakterini ifâde bakımından en önemli olay: (Sultan) Alparslan’ın, Bizans ordusu Baş Komutanı İmparator Romanos Diogenes’in hayatını bağışlamasıdır. Siyâsî sonuç bakımından ise; Türklük için yeni bir vatan kapısının ardına kadar açılmasıdır. Bu zaferden sonra, Türk kütleleri, Orta Asya’dan akın akın Anadolu denilen bu yeni yurda doldular.

Türklük batıya yöneldi. Selçuklu azâmetinden sonra Osmanlı yüceliği yaşandı. Ve bugün, bu ebedî vatanda sonsuza kadar yaşayacak olan, kudretli TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ, çağdaş tuzaklara, ihânetlere rağmen, dimdik ayaktadır. Tarihin önümüze koyduğu gerçek şu ki, bu varoluşun temelinde Alparslan büyüğümüzün gayreti var. Şiir, 20. yüzyılın yetiştirdiği Türklüğün en büyük destan şairi Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na ait.

Malazgirt zaferi dünyada büyük yankılar uyandırdı. Abbasi Halifesi, Selçuklu Devleti’nin başı olan muzaffer Alparslan için, Bağdat’ta zafer şenlikleri düzenledi. Ş anına yakışır ünvanlar verdi.

Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden bir yıl sonra 1072 yılında Ortaasya’ya doğru ordu kaldırdı. Çünkü, Karahanlı’lar birbirine girmiş; kardeş kardeşe düşman olmuştu. Buralarda huzuru sağlamak için Azerbaycan üzerinde Mavereünnehr’e doğru yola çıktı. Ne var ki, aynı yıl. Barzam Kalesi Komutanı Yusuf tarafından hile ile öldürüldü.

Ölmeden önce söylediği şu sözler, onun ne kadar açık sözlü olduğunu göstermesi bakımından önemlidir:

“Bir tepe üzerine geldiğimiz zaman, ordunun azâmetinden ve askerin çokluğundan dolayı altımda yerin titrediğini hissediyor ve kendi kendime: Ben dünya Sultanıyım, bana kimsenin kudreti yetmez. Bu ordu ile Çin’i bile fethederim, diyordum. Bu gurur yüzünden şimdi bu âciz duruma düştüm.”

Alparslan’ ın ölümünden sonra yerine oğlu Melikşah geçti.

Sultan Alparslan, çok merhametli ve şefkâtliydi. Divânında fakirlerin isimleri yazılıydı. Onlara maaş verirdi. Her Ramazan’da yoksullara para dağıtırdı. Bilime meraklıydı. 1067 yılında Bağdat’ta yaptırdığı medrese devrinin en büyük üniversitesi durumundaydı. İmâm-ı Â’zam türbesi, Horasan Camiî, Nişabur’daki Şaydah kalesi, yaptırdığı önemli eserlerdendir.

Alparslan atamızın ruhu şad olsun.

Malazgirt Marşı

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma; Gün doğmadan evvel iklim-i Rûm’a, Bozkurtlar ordusu geçti hücuma.

Yani bir şevk ile gürledi gökler:

Ya Allah. Bismillâh. Allahüekber!

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu, Ardında Oğuz’un ellibin tuğu. Andırır Altay’dan kopan bir çığı…

Budur, Peygamber’in övdüğü Türkler… Ya Allah.Bismillâh. Allahüekber!

Türk, Ulu Tanrı’nın soylu gözdesi, Malazgirt, Bizans’ ın Türk’e secdesi, Bu ses, insanlığaHak’kın müjdesi…

Bu seste birleşir bütün yürekler;

Ya Allah. Bismillâh. Allahüekber!

Nağramızdır bugün gök gürültüsü; Kanımızdır bugün yerin örtüsü. Gâzî atlarımızın nal pırıltısı… Kılıçlarımızdır çakan şimşekler. Ya Allah. Bismillâh. Allahüekber!

Yiğitler kan döker bayrak solmaya;

Anadolu başlar vatan olmaya. Kızılelma’ya hey.Kızılelma’ya…

En güzel marşını vurmada mehter; Ya Allah.Bismillâh. Allahüekber!

Benzer Yazılar

2 Comments

  1. Efsane ATEŞ 29 Mayıs 2012 at 20:25 - Reply

    süper bir siteymiş

  2. Efsane ATEŞ 29 Mayıs 2012 at 20:28 - Reply

    İnsan şair olası geliyor bazı şiirlleri okuyunca, anlıyormusunuz?İnsanoglu bunu ben yazsaydım keşke der içinden,sinirlenir…(((((noktalama işaretlerine dikkat eden okusunn lütfen ,,yazdıklarımı..)))))

Lütfen Yorumlarınızı Eksik Etmeyin

Yorumlarınızı Türkçe kurallarına uygun olarak yazın.En az bir cümle oluşturacak şekilde yorum yapın ! Aksi takdirde boş yere yorum yapmış olursunuz*

Page optimized by WP Minify WordPress Plugin